Bölgesel siyasette ihtiyaç dahilinde yedekleme ve ihtiyaç dahilinde yalnızlaştırma manevraları
Ortadoğu’da Kürt meselesi, hiçbir dönemde yalnızca bir “kimlik” ya da “hak” sorunu olarak ele alınmamıştır. Kürtler, bölgesel ve küresel güçler açısından çoğunlukla jeopolitik bir araç, pazarlık kozu, bir denge unsuru olarak değerlendirilmiştir. Bugün de; Türkiye, ABD, İsrail ve bölgesel Kürt siyasal aktörleri arasındaki ilişkiler, bu araçsallaştırmanın en somut örneklerini sunmaktadır.
ABD ve İsrail’in Kürt Politikası: Stratejik Araçsallaştırma
ABD’nin Kürtlere yönelik politikası tarihsel olarak konjonktüreldir. Soğuk Savaş’tan itibaren Kürtler;
Irak’ta Bağdat’a,
İran’da Tahran’a,
Suriye’de Şam’a,
Türkiye bağlamında ise bölgesel dengeye karşı dolaylı baskı unsuru olarak yedeklenmiştir.
İsrail açısından Kürtler, özellikle 1960’lardan itibaren Arap milliyetçiliğini çevreleme stratejisinin bir parçası olarak değerlendirilmiştir. Bu yaklaşım, Kürtlerin özgürlüğünü esas alan bir dayanışmadan çok; Arap dünyasını zayıflatma ve parçalama hedefiyle sınırlı kalmıştır.
Her iki aktör için de temel ilke şudur:
Kürtler desteklenir; ancak güçlenmeleri bölgesel dengeyi değiştirme potansiyeli görüldüğü anda destek geri çekilerek güç zayıflatılır.
Barzanî ve Talabanî Çizgisi: Devletleşme Arzusu ve Bağımlılık
Barzanî ve Talabanî liderliğindeki siyasal yapıların şekillenmesi, ABD müdahaleleriyle doğrudan bağlantılıdır. 1991 Körfez Savaşı sonrası oluşturulan “uçuşa yasak bölge”, fiili bir özerklik yaratmış; 2003 Irak işgali ise bu yapıyı kurumsallaştırmıştır.
Bu süreç, Kürt halkı açısından tam bağımsız bir siyasal özneleşme değil; ABD ve bölgesel güçlere bağımlı bir yapı üretmiştir.
Barzanî–Talabanî yönetimleri:
ABD ile askerî ve siyasal bağımlılık,
Türkiye ile ekonomik ve enerji temelli ilişkiler, İsrail ile dolaylı güvenlik temasları üzerinden ayakta kalmıştır.
Bu bağımlılık ilişkisi, 2017 bağımsızlık referandumunda açık biçimde ortaya çıkmıştır. Referandum sürecinde Kürtler teşvik edilmiş; sonrasında sonuçlarıyla yüz yüze kaldıklarında yalnız bırakıldılar.
Türkiye’nin Kürt Politikası: Güvenlik–Ekonomi Çelişkisi
Türkiye, Kürt meselesinde iki yönlü bir politika izlemiştir:
İçeride güvenlikçi ve bastırıcı,
Dışarıda ise pragmatik ve ekonomik kazanım odaklı yol izlemiştir.
Barzanî yönetimiyle geliştirilen enerji, ticaret ve güvenlik işbirliği; Türkiye’nin Kürt karşıtlığının mutlak değil, çıkar temelli olduğunu göstermiştir. Ancak bu ilişki, hiçbir zaman Kürt halkının kolektif haklarını tanıma noktasına evrilmemiştir.
Türkiye için belirleyici olan, Kürtlerin kontrol edilebilir ve merkezî devletlerle uyumlu bir hatta tutulmasıdır.
Suriye Kürtleri: IŞİD Sonrası Yalnızlaştırma
Suriye iç savaşında Kürtler, özellikle IŞİD’e karşı verilen mücadelede ABD için vazgeçilmez bir askerî ortak hâline gelmiştir. Bu süreçte oluşan fiili özerklik, Kürtler açısından tarihsel bir kazanım gibi görünse de; temeli kalıcı siyasal güvencelere değil, askerî ihtiyaçlara dayanmaktadır.
IŞİD tehdidinin gerilemesiyle birlikte:
ABD bölgeden çekilme sinyalleri vermiş, Türkiye’nin askerî müdahalelerine alan açılmış,
İsrail kendi güvenlik önceliklerine odaklanmış, Suriye Kürtleri giderek diplomatik ve askerî yalnızlığa itilmiştir.
Hiç şüphesiz bu tablo, Irak ve Filistin deneyimleriyle benzerlik taşımaktadır.
Ortak Desen: Yedekleme – Kullanma – Yalnızlaştırma
Türkiye, ABD, İsrail ve bölgesel Kürt siyasal elitleri arasındaki ilişkiler incelendiğinde ortak bir desen ortaya çıkmaktadır:
Kürtler kriz anlarında desteklenir, bölgesel dengeler
İçin işlevleştirilir,
güçlenme eğilimi gösterdiklerinde sınırlandırılır ve kritik eşiklerde yalnız bırakılır.
Süregelen bu döngü, Kürt meselesinin neden kalıcı çözüme ulaşamadığını da açıklamaktadır.
Çözüm Nerede?
Kürt halkının özgürlüğü, emperyal güçlerin geçici ittifaklarında değil;
Türk, Arap, Fars ve diğer bölge halklarıyla eşitlikçi ve sınıf temelli ortak mücadelede yatmaktadır.
Aynı şekilde Türk halkının demokratikleşmesi de Kürtlerin bastırılmasıyla değil; eşit hak ve özgürlükleriyle mümkündür.
Emperyalizm kendi çıkarı temelinde ittifaklar kurar. Sınıf mücadelesi temelinde ortak sorunlarına ortak çözüm için birleşen halklar ise; küresel güçleri ülkelerinden söküp atarak ekonomik ve siyasi ve özgürlükleriyle birlikte yaşayacakları bağımız gelecek kurar.
Tarih şunu açıkça göstermiştir:
Emperyalizme yaslananlar onların müsaade ettiği kadar nefes alırlar. Kendi gücüne güvenen halklar kendi geleceklerini inşa ederler.
Hadi hayırlısı…

Kommentare
…Kommentare werden geladen…