Bir ülkede insanlara önce ekmek vereceksin.
Tencere kaynamıyorsa, sofrada umut olmaz. Açlığın olduğu yerde ne vicdan barınır ne sabır kök salar. Karnı aç insana ahlak anlatamazsın. Anlatsan da dinlemez; çünkü açlık, bütün ideolojileri susturan bir gerçektir. Aç insanın kulağı vaaza değil, ekmek kokusuna açıktır.
Sonra barınmayı sağlayacaksın. Bir insanın başını sokacağı bir ev yoksa, o insan yarına dair hiçbir şey düşünemez. Ev sadece dört duvar değildir; insanın onurudur, sığınağıdır, kendini güvende hissettiği tek yerdir. Kirasını ödeyemediği için kapı kapı dolaşan birine “sabret” diyemezsin. Çocuğunu rutubetli bir odada büyüten anneye “şükret” diye öğüt veremezsin. Barınamayan insanın devlete güveni olmaz, söze inancı kalmaz.
Sonra güvenlik gelir. Güvenlik, sadece sokakta devriye gezen polis değildir. Güvenlik; yarın işten atılırsam ne olur korkusunu yaşamamaktır. Hastalandığında kapıdan çevrilmeyeceğini bilmektir. Elektriğin, suyun, doğalgazın kesilip kesilmeyeceğini düşünmeden uyuyabilmektir. İnsan kendini güvende hissetmiyorsa, ne vatan sevgisi yeşerir ne de toplumsal bağ güçlenir. Korkuyla yaşayan toplum, düşünmez; sadece susar.
Bunlar olmadan ne dinden bahsedebilirsin, ne şehitlikten. Aç insana cennet vaadi satamazsın. Cennet, karnı tok olanların dilinde güzel bir masaldır. Aç olan için cennet, eve bir poşet dolusu erzakla dönebilmektir. Şehitlik nutukları atarken, o nutku dinleyenlerin çocukları okula aç gidiyorsa, söylediğin her söz boştur. Kutsal dediğin her şey, yoksulluğun içinde anlamını kaybeder.
Bunlar olmadan ne ahlaktan söz edebilirsin. Ahlak, adaletin olduğu yerde yeşerir. Adalet yoksa, ahlak sadece duvarda asılı bir kelimedir. Emekli maaşıyla ay sonunu getiremeyene dürüstlük dersi vermek kolaydır. Ama ihalelerle zenginleşenlerin, üç beş maaşı aynı anda alanların ahlaktan bahsetmesi düpedüz ikiyüzlülüktür. Yoksuldan fedakârlık bekleyip zengini kollayan bir düzen, ahlaktan söz edemez.
Ne yoldan, ne köprüden bahsedebilirsin. Üzerinden geçecek arabası olmayan insana köprü anlatamazsın. O yol, onun hayatına değmiyorsa sadece beton yığınından ibarettir. Ne İHA’dan, ne SİHA’dan söz edebilirsin. Gökyüzünde uçan demir kuşlar, yerde eğilen insanın belini doğrultmaz. Savunma sanayiiyle övünürken pazarda filesini yarım dolduranları görmezden gelirsen, o teknoloji senin gururun değil, vitrindeki süsün olur.
Bunların hepsi, temel ihtiyaçlar karşılanmadan anlatıldığında birer hikâyedir. Bir kulaktan girer, diğerinden çıkar. Çünkü açlık propagandadan güçlüdür. Soğuk, nutuktan etkilidir. Korku, slogandan daha kalıcıdır. İnsan önce hayatta kalmak ister, sonra insan gibi yaşamak. Bu sırayı tersine çeviren her düzen, kendi yalanına inanır.
Ve geriye ne kalır?
Hırsızın masalları.
Çalanın anlattığı destanlar, götürenin yazdığı kahramanlık hikâyeleri… Yoksulluğu kutsayıp zenginliği meşrulaştıran masallar. Halktan sabır isteyen, kendine ayrıcalık tanıyan masallar. Gerçeği örtmek için anlatılan, ama karnı doyurmayan masallar.
Bir ülkede insanlara önce ekmek vereceksin.
Sonra ev.
Sonra güven.
Bunlar yoksa; din de hikâye olur, ahlak da, vatan da.
Ve geriye sadece hırsızın masalları kalır.

Kommentare
…Kommentare werden geladen…