NATO dedikleri şey, haritalarda mavi boyayla çizilmiş masum bir savunma örgütü değildir. NATO, emperyalizmin askeri karargâhıdır; emir-komuta merkezidir; dünyanın başına çökmüş küresel zorbalığın üniformalı hâlidir. Kravatlı generallerin, takım elbiseli cellatların, “özgürlük” kelimesini ağzına alırken aynı anda bomba pimini çekenlerin örgütüdür NATO.
Kuruluş masalını biliriz: Sovyet tehdidi, kolektif savunma, barışın teminatı… Güzel hikâye. Ama hikâye bu ya, gerçek başka. Sovyetler dağıldı, Varşova Paktı tarihe karıştı, tehdit bitti. Peki NATO niye bitmedi? Aksine niye büyüdü? Çünkü NATO’nun varlık sebebi savunma değil; hükmetmektir. Tehdit yoksa, tehdit icat edilir. Düşman yoksa, düşman üretilir. Emperyal akıl böyle çalışır.
NATO’nun merkezinde kim var? ABD. Gerisi süs. “Müttefiklik” dedikleri şey, güçlü olanın buyurması, zayıf olanın boyun eğmesidir. NATO masasında herkes eşitmiş gibi görünür ama masanın başında hep aynı ülke oturur. Kararları kim alır, savaşlara kim girer, kim kimin için ölür? Cevap nettir: Merkez emreder, çevre bedel öder. Kanı akan hep başkalarının çocuklarıdır.
Afganistan’a demokrasi götürdüler güya. Ne getirdiler? Yirmi yıl işgal, yüz binlerce ölüm, harabeye dönmüş bir ülke. Irak’a özgürlük getirdiler dediler. Ne çıktı? Parçalanmış bir devlet, mezhep savaşları, milyonlarca mülteci. Libya’ya insan hakları götürdüler. Kabilelere bölünmüş, mafyaların cirit attığı bir enkaz bıraktılar. Yugoslavya’yı “insani müdahale”yle parçaladılar. İnsanlık mı kazandı? Hayır. Silah şirketleri kazandı, petrol baronları kazandı, emperyal merkez kazandı.
NATO’nun dili kirlidir. Bombaya “operasyon” der, işgale “istikrar” der, sivillerin ölümüne “kaçınılmaz zarar” der. Çocuk ölür, NATO açıklama yapar. Kadınlar göç yollarında sürünür, NATO brifing verir. Vicdan yoktur bu yapıda; sadece hesap vardır. Kar-zarar hesabı. Jeopolitik çıkar hesabı.
Ama NATO sadece dışarıda yıkım yapan bir savaş makinesi değildir. İçeride de çalışır. Üye ülkelerin siyasetini hizaya sokar, ordularını dizayn eder, istihbaratlarını yönlendirir. “Bizim çocuklar başardı” cümlesi boşuna söylenmedi. Darbeler, karanlık yapılar, kontrgerilla faaliyetleri… Hepsinin arkasında aynı akıl, aynı merkez, aynı vesayet vardır. Halkın iradesi tehlikeye girerse, demokrasi bir anda rafa kaldırılır.
Ve Türkiye… NATO’nun en ağır bedel ödeyen ülkelerinden biri. Askerini Kore’ye gönderen, üslerini açan, göbeğine yabancı füzeleri yerleştiren bir ülke. Karşılığında ne aldı? Güvenlik mi? Hayır. Bağımsızlık mı? Hayır. Sürekli tehdit, sürekli baskı, sürekli “uyum” dayatması. Kendi savunma sanayini kurmak isteyince azar işiten, kendi çıkarını savununca yaptırımla tehdit edilen bir ülke.
NATO, ulus devletleri sever mi? Hayır. Güçlü, bağımsız, kendi kararını alan devletlerden hoşlanmaz. NATO’nun ideal üyesi; sorgulamayan, verilen görevi yapan, gerektiğinde kendi halkının çıkarını bile feda eden ülkedir. Emperyal düzenin çarkları böyle döner. Birileri merkezde yaşar, birileri cephede ölür.
Bugün hâlâ NATO’yu “güvenlik şemsiyesi” diye pazarlayanlar var. Hâlâ bu masala inananlar… Oysa NATO, şemsiye değil; üzerimize çöken bir beton bloktur. Altında kalanlar nefessiz kalır. NATO, barış örgütü değil; savaşın kurumsallaşmış hâlidir. Emperyalizmin askeri aklıdır. Ve gerçek şudur: NATO varsa, bağımsızlık hep yarımdır. Çünkü ip başkasının elindeyse, yürüdüğün yol sana ait değildir.

Kommentare
…Kommentare werden geladen…