Halk ozanlarına, halkların kültürel hafızasına yönelen saldırılar bir sanatçı üzerinden yürütülür; hedef alınan sanatçı değil sanata- kültüre düşmanlıktır.
Halk ozanları; birikmiş acıları, susturulmuş hikâyeleri, bastırılmış hafızayı kuşaktan kuşağa taşır. Halkların sanatçılarına karşı linç girişimi, gerçekte toplumun ortak belleğine yönelmiş siyasal bir tahammülsüzlük olarak okunmalıdır.
Bugün sosyal medyada İlkay Akkaya’ya dönük saldırılar tam da böyle bir zeminde büyütülüyor.
Bilmezler ki; İlkay Akkaya direnci kırılmaz, iradesi sarsılmaz halkın sesidir.
Aynı merkezden beslenen sosyal medya trolleri bilmezler ki; İlkay Akkaya Hallac-ı Mahsur’un, Nesim’inin sesini sesine katarak türkü söyler. Kültüre- sanata- sanatçılara karşı yönlendirilmiş infiali dolaşıma sokan soysuzlar, Pir Sultan’ın sazının sesini susturamadılar, susturamazlar.
Bu organize hoyratlık tesadüfi değildir. Çünkü bu coğrafyada hakikati taşıyan sese tahammülsüzlük tarih boyunca farklı yöntemlerle sürdü.
Halaç-ı Mahsur’u darağacına çekenler hakikatin yüksek sesle söylenmesinden rahatsız oldular. İlkay Akkaya, Seyyid Nesimi’nin izinden yürüyor.
Kana susamış sivri sineklerin vızıltıları ancak enstrümanların tozunu alırlar.
Tahammülsüzlüğün modernleşmesi
Bir dönem Ahmet Kaya’ya salon ortasında çatal-bıçak fırlatıldı. Şarkı söyleyen bir sanatçı, düşüncesini açıkladığı için bir anda hedef haline getirildi. Önce linç edildi, sonra yalnızlaştırıldı, ardından sürgüne zorlandı. O gün o salonda yükselen öfke, yalnızca bir kişiye değil; bir halkın içinden çıkan sese duyulan tahammülsüzlüğün açık göstergesiydi.
Bugün aynı refleks dijital alanda yeniden kuruluyor.
Artık salonlar yerine ekranlar var; çatal yerine bühtan sayfa etiketleri, tabak yerine asparagas paylaşımlar, bıçak yerine troller yorumları, bağıranların yerine çığıran cehalet var.
Nazım Hikmet, aynı tarihsel çizginin büyük tanıklarından biridir. Hapishaneler, yasaklar, sürgünler… Nazım Hikmet, heybetli çınar ağacının bedenine sırtını dayamış, dizelerinin İlkay Akkaya’nın sesinden Anadolu’ya esintisini dinliyor.
İlkay Akkaya’nın hedef alınması da buradan bağımsız değildir. Onun sesi yıllardır bu ülkenin emek hafızasını, kadınların görünmeyen yükünü, halkların bir arada yaşama arzusunu, kırılmış toplumsal vicdanı, ahlakı, kardeşliği taşıyor. Bir türkü söylediğinde yalnızca nota duyulmuyor; işçinin akşam yorgunluğu, annenin suskunluğu, öğrencinin yarım kalan umudu, göç yollarında eksilen hayatlar da duyuluyor.
Sanat, kültür, sanatçı yaşadıkça soysuzlar sosyal medyadan saldırıyorlar.
Sanatçılar, hafızalardan silinmek isteneni inanç ve dirençle yeniden yazıyor, unutturulmak isteneni türkülerle yaşatıyorlar.
Sosyal medyada yükseltilen hoyrat dilin altında yalnızca bireysel öfke yok; kültüre, sanata, insana dönük örgütlü bir tahammülsüzlük var. Bindirilmiş kıtaların yaratmak istediği kaos, tam da bu noktada kendini gösteriyor.
Tıpkı Ahmet Kaya’ya saldırı dönemi benzeri saldırı havası yayılıyor. Sanatı hedefe koyarak, toplumsal kutuplaşmayı büyüterek, kültürel hafızayı itibarsızlaştırarak, farklı sesleri susturarak tek tipleşmiş bir sessizlik mi isteniliyor?
Tarih defalarca gösterdi.
Dün, Hallac-ı Mahsur’a darağacı kuranlar, Nesimi’nin derisini yüzenler,
Nazım Hikmet’i, Kürt Ahmet’i sürgün zorlayan dirintilerle ilintili güruhlar bugün İlkay Akkaya’ya üzerinden kültür, sanat ve sanatçılara yönelik dijital saldırı sürdürüyorlar.
İlkay Akkaya’nın direnci kırılmaz, kırılamayacak, kıramayacaklar.
Halklar, ozanlarını koruyup, kollayıp, sahiplenerek birlikte her dilden türkülerini söyleyecekler.
Hallâc-ı Mansûr’u darağacına çekenler, Nesimi’nin derisini yüzenler, Pir Sultan’ı asanlar, Ahmet Kaya’ya çatal fırlatan…, kan kokusuna vızıldayan sivrisinekler bugün hafızalarda yok, secereleri okunmuyor.
Halklar, İlkay Akkaya’nın sesini her dilde seslerine katarak birlikte türkülerini söylemeye devam edecekler. Hadi hayırlısı…

Kommentare
…Kommentare werden geladen…