Dicle’nin kenarındayız.
Karşımızda On Gözlü Köprü var…
Köprü Dicle’nin üstüne kurulmuş bir hat değil sadece; geçmişle bugün arasında bir bağ gibi.

“Diyarbakır, Mezopotamya’nın kuzeyinde yer alan ve yaklaşık 10.000 yıllık geçmişe sahip çok eski bir yerleşimdir. Antik çağda “Amida” adıyla bilinen şehir, stratejik konumu nedeniyle tarih boyunca önemli medeniyetlerin hâkimiyetine girmiştir. Roma, Bizans ve Sasani imparatorlukları arasında sık sık el değiştiren Diyarbakır, 7. yüzyılda İslam hâkimiyetine girmiştir. Daha sonra Artuklular ve Osmanlı dönemlerinde önemli bir merkez hâline gelmiş, bu süreçte hem kültürel hem de ekonomik açıdan gelişimini sürdürmüştür. Şehrin simgesi olan Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçeleri günümüzde UNESCO Dünya Mirası listesinde yer almaktadır.
2024–2025 verilerine göre Diyarbakır’ın nüfusu yaklaşık 2 milyon civarındadır. Nüfusun büyük bölümü Bağlar, Kayapınar, Sur ve Yenişehir gibi merkez ilçelerde yaşamaktadır. Şehrin etnik yapısı tarih boyunca çeşitlilik göstermiştir. Günümüzde nüfusun büyük çoğunluğunu Kürtler oluştururken, Türkler ve Zazalar da önemli gruplar arasındadır. Geçmişte Ermeniler, Süryaniler ve Yahudiler de şehirde önemli bir yer tutmuş, ancak zamanla sayıları azalmıştır.
Diyarbakır, tarihi ve doğal güzellikleriyle dikkat çeken bir şehirdir. Diyarbakır Surları, Çin Seddi’nden sonra dünyanın en uzun ve en iyi korunmuş surlarından biri olarak kabul edilir. Hevsel Bahçeleri ise tarih boyunca şehrin en önemli tarım alanlarından biri olmuş, yüzyıllar boyunca Diyarbakır’ın beslenmesinde hayati bir rol oynamıştır.
Ulu Camii Anadolu’nun en eski camilerinden biri olup, On Gözlü Köprü Dicle Nehri üzerinde yer alan önemli tarihi yapılardandır. Hasan Paşa Hanı ise günümüzde sosyal yaşamın canlı noktalarından biridir.
Şehirde güçlü bir sözlü kültür bulunmaktadır. Dengbêj geleneği bu kültürün en önemli unsurlarından biridir. Aile bağları ve misafirperverlik dikkat çekicidir. Sokak hayatı canlıdır ve çarşılar sosyal yaşamın merkezini oluşturur.
Ekonomik yapı tarım, hayvancılık, sanayi ve ticaret üzerine kuruludur. Pamuk, buğday ve mercimek üretimi yaygındır. GAP projesi ile tarımsal üretim artmıştır. Küçükbaş hayvancılık önemli yer tutar. Sanayi alanında tekstil ve gıda sektörü öne çıkmaktadır. Diyarbakır aynı zamanda bölgesel bir ticaret merkezidir.

PKK (Kürdistan İşçi Partisi)
1970’li yıllardan itibaren bölgede yaşanan çatışmalar, şehrin sosyal ve ekonomik yapısını etkilemiştir. 1978 yılında Lice ilçesine bağlı Fis köyünde kurulan PKK, 1984 yılından itibaren silahlı eylemlere başlamıştır. Bu süreç uzun yıllar devam etmiş ve şehirde çeşitli olumsuz etkiler bırakmıştır. PKK, Türkiye ile birlikte Avrupa Birliği ve NATO üyesi birçok ülke tarafından terör örgütü olarak kabul edilmektedir.
Bu süreçte “Diyarbakır anneleri” olarak bilinen aileler, çocuklarına kavuşma talebiyle 2019 yılından itibaren oturma eylemleri düzenlemiştir. Bu hareket kamuoyunda geniş yankı uyandırmıştır.
2015–2016 yıllarında yaşanan hendek olayları sırasında özellikle Sur ilçesinde ciddi çatışmalar meydana gelmiş, şehirde fiziksel ve ekonomik zararlar oluşmuştur. Sonraki yıllarda ise normalleşme süreci ile birlikte şehirde yeniden canlanma gözlemlenmiştir.”
Daha şehre girmeden hissediliyor bir şeyler… ağır ama sıcak. Taşın dili var sanki burada. Surlara yaklaştıkça anlıyorsun; sıradan bir şehir olmadığını buranın. Zaman durmuş gibi… ama aslında hiç durmamış.
Dicle’nin kenarındayız.
Karşımızda On Gözlü Köprü var…
Köprü Dicle’nin üstüne kurulmuş bir hat değil sadece; geçmişle bugün arasında bir bağ gibi.
Üzerinde yüzlerce insan var, kimisi halay çekiyor kimisi fotoğraf, kimisi de onları seyrediyor.
Davulun tok sesiyle zurnanın ince sesi birbirine öyle uyumlu ki, belli… çalışılmış, hissedilmiş.
Bir bayram havası sarıyor etrafı…
Ama içinde saklı bir şeyler de var gibi; mesela sessizce dolaşan hafif bir hüzün… Kolay değil yıllar yılı nice olaylara şahitlik etmişliği var On Gözlü Köprünün.
Arkadaşlar fotoğraf peşinde, deklanşör sesi susmuyor. Bir kısmı da Dicle’nin kenarında çaylarını yudumluyor…Daha yolun başındayız aslında, ama herkes çoktan şehre karışmış bile. Bu şehir kolay bir şehir değil…Geçmişi çok ağır. Geçmişinde kan var gözyaşı var.
Anlatıyor rehberimiz Ahmet, biz sadece dinliyoruz. 1970’lerden beri süren o zor yılları anlatıyor… İnsanların sadece yaşamakla kalmayıp, ayakta kalmaya çalıştığı zamanları.
Bir de anneler var… Dağa kaçırılmış çocuklarını bekleyen Diyarbakır anneleri. Sesini duyurmaya çalışan, evladını isteyen anneler…
Sonra Sur…
Hendek olaylarının izlerini taşıyan sokaklar.
Bazı duvarlar hâlâ konuşuyor sanki.
Ama garip bir şekilde direnen bu şehir…Ne yaşarsa yaşasın, içine hiç kapanmamış. İnsanlar hâlâ gülüyor. Hâlâ misafirler ağırlanıyor.
“Hoş gelmişsiniz…” diyor biri.
“Safalar getirmişsiniz…”
Ve gerçekten kendini onlardan biriymiş gibi hissediyorsun. Sanki yabancı değilsin.
Yorgun ama dimdik ayakta durmasını bilen bir şehir burası. Biraz hüzün, biraz direniş, biraz da umut…İşte burası Diyarbakır.

ON GÖZLÜ KÖPRÜ

“On Gözlü Köprü, Diyarbakır’ın en önemli tarihi yapılarından biri olup Dicle Nehri üzerinde, şehrin güneyinde yer almaktadır. Diyarbakır Surları’nın hemen dışında bulunan bu köprü, hem tarih boyunca ulaşımı sağlamış hem de şehrin sosyal hayatında önemli bir yer edinmiştir.
Köprünün inşa tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, günümüze ulaşan kitabesine göre 1065 yılında Mervanoğulları döneminde inşa edildiği kabul edilmektedir. Bazı kaynaklar köprünün daha eski dönemlere, hatta Roma dönemine kadar uzanan bir geçmişi olabileceğini, ancak mevcut yapının Orta Çağ’da yeniden inşa edildiğini belirtir. Köprü, dönemin önemli emirlerinden biri olan Nizameddin Nasr tarafından yaptırılmıştır.
Adını üzerindeki on kemerden alan On Gözlü Köprü, kesme bazalt taş kullanılarak inşa edilmiştir. Diyarbakır’ın karakteristik yapı malzemesi olan siyah bazalt taş, köprüye hem dayanıklılık hem de estetik bir görünüm kazandırmaktadır. Köprünün uzunluğu yaklaşık 170 metre, genişliği ise 5–6 metre civarındadır. Kemerler, farklı büyüklüklerde tasarlanmış olup ortadaki kemerler daha geniştir; bu da suyun akışını dengelemek ve taşkınları önlemek amacıyla yapılmıştır.
Mimari açıdan köprü, sade ama işlevsel bir tasarıma sahiptir. Üzerinde yer alan kitabe, dönemin taş işçiliğini ve estetik anlayışını yansıtır. Yüzyıllar boyunca ayakta kalmayı başaran köprü, hem mühendislik başarısı hem de tarihi sürekliliğin bir simgesi olarak kabul edilmektedir.”
Bugün On Gözlü Köprü, yalnızca bir ulaşım yapısı olmanın ötesinde, Diyarbakır halkının buluştuğu, vakit geçirdiği ve kültürel etkinliklerin yaşandığı bir mekân hâline gelmiştir. Özellikle gün batımında ve yaz akşamlarında köprü çevresi, halayların çekildiği, müziğin ve sohbetin eksik olmadığı canlı bir atmosfere sahiptir. Bu yönüyle köprü, hem geçmişin izlerini taşıyan hem de günümüzün sosyal hayatını yansıtan önemli bir simge olarak varlığını sürdürmektedir. Verilen 10 dakika serbest zamanda köprü ile hatıra fotoğrafları çelidi arkadaşlar. Sonrasında surlara çıkarak Diyarbakır’ı kuş bakışı ile seyrettik. Tamiratta olduğu için köprü ile hoş-beş edemedik.

Köprüden sonra şehrin içine daldık. Alabildiğince kalabalık olan yollardan ilerlemek o kadar kolay olmadı. Bir zaman sonra Ulu Cami’ye ulaştık.
Diyarbakır Ulu Camii
“Diyarbakır Ulu Camii, Anadolu’nun en eski ve en önemli camilerinden biri olarak kabul edilir. Şehrin kalbinde, surların içinde yer alan bu yapı, sadece bir ibadet mekânı değil; aynı zamanda yüzyılların biriktirdiği kültürün ve dönüşümün de canlı bir şahididir.
Caminin bulunduğu alanın geçmişi daha da eskilere uzanır. Yapının, İslam fethinden önce bir kilise olarak kullanıldığı; fetih sonrasında ise camiye çevrildiği bilinmektedir. Bu yönüyle Ulu Camii, Diyarbakır’ın çok katmanlı tarihini doğrudan yansıtan bir yapı niteliğindedir.
Avluya adım attığınızda ilk dikkati çeken unsurlardan biri şadırvandır. Ortada yer alan bu yapı, hem abdest alma ihtiyacını karşılar hem de avluya estetik bir merkez kazandırır. Taş işçiliğiyle uyum içinde duran şadırvan, caminin sade ama derin mimari anlayışını tamamlar.
Caminin bir diğer önemli unsuru ise muvakkithane namaz ile ilişkili zaman belirleme saatidir. Burada geçmişte namaz vakitleri güneşin hareketlerine göre hesaplanır, zamanın düzeni gökyüzüne bakılarak belirlenirdi. Bu, sadece ibadet için değil, aynı zamanda dönemin bilim anlayışı açısından da önemli bir uygulamaydı.
Mimari olarak yapı, siyah bazalt taşın hâkim olduğu sade ama güçlü bir görünüme sahiptir. Avlu etrafını saran revaklar, medrese bölümleri ve farklı dönemlerde eklenen yapılar, caminin zaman içinde nasıl geliştiğini gösterir. Özellikle Emevi Camii’ne benzetilen planı, bu yapıyı İslam mimarisi içinde özel bir yere taşır.”
Bugün Diyarbakır Ulu Camii, sadece namaz kılınan bir mekân değil; aynı zamanda geçmişten bugüne uzanan bir hafıza alanıdır. Avlusunda oturanlar, taşlarına dokunanlar, gölgesinde dinlenenler… herkes bu uzun tarihin bir parçasına kısa süreli de olsa dâhil olur.
Otelde akşam yemeğini yedikten sonra çıktık sokaklara…
Diyarbakır gecesi bambaşka.
Taş duvarların arasında yankılanan adımlarımız,
hafif serinleyen hava,
uzaktan gelen insan sesleri…
Gündüzün kalabalığı çekilmiş ama şehir uyumamış.
Bir yerlerde çay demleniyor,
bir yerde sohbet koyulaşmış.
Adım attıkça hissediyorsun;
bu şehir sadece gündüz yaşanmıyor.
Gece de anlatıyor kendini… sessizce.
Diyarbakır’da Gece Hayatı
Gazi Caddesi’ndeyiz…
Sur içinin kalbi burada atıyor.
Gündüz ayrı, gece ayrı bir yüzü var buranın.
Ulu Camii’nin gölgesi düşüyor bir yandan, Hasan Paşa Hanı’nın taşları hâlâ günün izini taşıyor.
Cadde cıvıl cıvıl…
İnsan akıyor resmen.
Ciğerciler dizilmiş bir yanda,
şırdancılar, kelleciler, lahmacuncular…
mumbarcılar, waffelciler, patatesciler…her biri ayrı bir ses, ayrı bir koku.Duman yükseliyor tezgâhlardan,baharat kokusu karışıyor geceye.Mısırcılar köşe başında,bir yanda sokak şarkıları…bir yanda kahkahalar.Yürüdükçe kalabalığın içine karışıyorsun.Kimse acele etmiyor, kimse yalnız değil gibi.Bir şehir düşün…gece olunca susmuyor,aksine daha çok konuşuyor.İşte Diyarbakır böyle bir şehir…Saat gecenin on ikisi.Gece bitmemiş, aksine yeni başlamış sanki.“Ciğer yiyelim” dedi arkadaşlardan biri.Olur dedik… düşünmeden, plan yapmadan.O saatte, ayakta, birer dürüm söyledik.Dumanı üstünde, sıcak sıcak…Bir lokma aldık, gerisi zaten geldi.Bitmedi…Arkasından bir de künefe söyledik.Olacak iş değil aslında.Gece yarısı ciğer dürüm ve üstüne künefe…Ama oldu.Hem de öyle bir oldu ki bizim kahkahalarımız da karıştı Gazi caddesi esnafının sesine…Mumbara gel, şırdana gel, ciğere gel, katmere gel…“Olur mu?” Böyle şey demeyin.Diyarbakır’da oluyor. Oldu da zaten…Devam edecek

Rüştü Kam
06.04.2026 - Berlin
ha-ber.com