Kulağa ne kadar hoş geliyor, değil mi?

Yıllardır nice analar gözyaşı döktü. Nice çocuklar, daha dünyaya doyamadan gözlerini yumdu. Nice babalar, çaresizlikten ellerini böğrüne bağlayıp sustu; sustukça içine kapandı, sustukça büyüdü acısı. Sokaklarda mahcubiyetle boynu bükük dolaştılar.

Tam 46 yıl.

Dile kolay. Koca bir ömür.

Kürt'üyle Türk'üyle bu halk aynı sofraya oturmuş, aynı cephede can vermiş, aynı bayrağın altında gölgelenmiş bir milletti. İnsan insandır; adı ne olursa olsun, doğusu batısı fark etmez. Hak herkese lazımdır. Hürriyet herkesin hakkıdır. Onurlu bir yaşam herkesin hakkıdır.

O hâlde neydi bu kavganın sebebi?

Cennet gibi bir ülkeyi cehenneme çevirmek, kime ne kazandıracaktı?

Şimdi soruyorum:

O “Cehennem Vadisi” dediğiniz yerler bile cennet gibiyken, siz orayı cehenneme çevirdiniz. O güzelim coğrafyada büyüyen çocuklar, hangi vaadin peşinden koştu da sizlere kandı? Ne kazandıla?

Madem 46 yılın sonunda silah bırakacaktınız, bunca kanı niye döktünüz?

Binlerce masumun canına hangi haklı sebeple kıydınız?

Aç mıydınız? Açıkta mıydınız?

Öyle bile olsa, bir yolu bulunamaz mıydı?

Binlerce yıl aynı çorbaya kaşık sallayan insanlar değil miydiniz siz?

Aynı sıkıntıları, aynı sevinçleri paylaşmadık mı?

Çanakkale’yi birlikte geçilmez kılmadık mı?

Türkiye’yi birlikte yurt edinmedik mi?

Peki ne oldu da Cennet gibi bir ülkeyi cehenneme çevirdiniz?

Ne kazandınız şimdi? Ne geçti elinize?

Binlerce masumun kanına girdiniz. Evlatları yetim, anaları yaslı, ocakları viran bıraktınız.

Sonra?

46 yıl sonra “silah bırakıyoruz” dediniz ve geldiniz. Eğer sonunda bu noktaya gelecek idiyseniz, o kadar kan, o kadar ölüm, o kadar ihaneti niyeydi?

Bu devlet sana üniversite kapılarını açmadı mı?

Devlet dairelerinde çalışmana engel mi oldu?

Milletvekili olmak istedin de yapmadı mı?

Bakan olmak istedin de önünü mü kesti?

Cumhurbaşkanı, başbakan olmak istedin de mani mi oldu?

İş kurmak istedin de “hayır” mı dedi?

O hâlde söylesene; niye çıktın dağa?

Niye kardeşlerini katlettin?

Niye bu milletin evlatlarını birbirine kırdırdın?

Birlikte kıtlık görmüş, birlikte sevinç yaşamış insanlar değil miydik biz?

Size dostuz diyenler, sizi dağın başında yapayalnız bırakırken, sizi evinize çağıran bu devlet, bu millet değil miydi?

Ve şimdi... 46 yıl sonra, evin yaramaz çocuğu gibi geri döndünüz.

Ama bilin ki: Ne siz 46 yıl önceki hayırsız evlatsınız, ne de karşınızda diz çöktüğünüz baba, o eski babanız…

Bir bakın çevrenize:

Ailenizin her bir üyesi yara bere içinde. Beli bükülmüş, gözlerinin feri sönmüş, dizleri dermansız, elleri titriyor.

Kolay değil. Elde yokken, avuçta yokken sen bu ülkeye trilyonlarca dolar zarar verdin. Fakir fukaranın rızkından kesildi o paralar.

Ama...

Bu millet, her ne olursa olsun seni sokağa atmadı. Atmaz da.

Yine de evine aldı.

Çünkü bu topraklar affetmeyi de bilir, sahip çıkmayı da.

Madem hatanı kabul ettin, o hâlde gel. Ama bu kez adam gibi gel.

Bir daha yaramazlık yapma.

Öyle güzel sözler ile seni kandırmak isteyenlerin bir daha peşine takılma.

Baksana sana “dostuz” diyenler, dağ başında seni yapayalnız bırakıyorlar.

İşte bu yüzden, atalarımız boşuna dememiş:

“Domuzdan post, gâvurdan dost olmaz.”

Bak, unutma:

Bu topraklar bir tanedir. Başka Türkiye yok.

Toprağı başka güzel, havası ayrı güzel, iklimi bambaşka güzel.

Alımlı ve çalımlı bir ülkedir burası; herkesin gözü onun üzerindedir.

Sakın seni kandırarak bu ülkeyi ele geçirmek isteyenlere bir daha göz kırpma!

Gölgesi dahi yaklaşmasın sana.

Bugün olanlar oldu, evet...

Ama yarın ne olacağının garantisi yok.

Hani derler ya:

“Bir kere ihanet eden, bir daha eder.”

Bu söz boşuna söylenmemiştir.

Ve şunu da iyi bil:

Her ne kadar affedilmiş olsan da, devletin gözü hep senin üzerinde olacak.

Çünkü güven, kolay kazanılan bir şey değildir.

Ve bu millet artık hiçbir ihaneti sineye çekmeyecektir.

Gözün aydın Türkiye!

Kavuştun evladına.

Şimdi sıra sende:

Sana sığınanlara şefkat kanadını indir.

Bak ne hale gelmişler, dertleri derdin, acıları acın olsun.

Merhametle yaklaş onlara. Sar yaralarını onların şefkatli ellerinle.

Sen devletsin. Büyüklüğünü göster onlara. Bir daha kurda kuşa yem olmasına müsaade etme onların.

Tut ellerinden, doğruyu öğret. Yanlışı anlat.

İkna et. Sahip çık. Zulmetme. Senden öncekilerin yaptığı yanlışları tekrar etme.

Çünkü sen onlara sahip çıkmazsan, yine başkaları sahip çıkacaktır; o zaman onları bir daha ikna etmen mümkün olmayacaktır.

Ve bu ülke, bir 46 yılı daha kaldıramaz...

Rüştü KAM