Türkiye’nin en stratejik ve döviz kazandırıcı sektörlerinden biri olan turizm, şu sıralar derinlemesine sorgulanması gereken karanlık bir tabloyla karşı karşıya. Uzun süredir çeşitli çevrelerde fısıltı halinde konuşulan kirli yapı, artık göz ardı edilemeyecek kadar görünür hale geldi. Ortaya çıkan bulgular, turizmin bazı kesimler tarafından sistematik şekilde istismar edildiğini ve organize bir dolandırıcılık ağının yıllardır sessizce büyüdüğünü ortaya koyuyor.
Turistik tesislerle özel sağlık kuruluşları arasında kurulan bazı bağlantılar, ülkeye gelen yabancı turistler üzerinden milyonlarca dolarlık bir rant mekanizmasının nasıl döndüğünü gözler önüne seriyor. İşleyiş son derece organize: Tatil amacıyla gelen bir turist, en ufak bir sağlık şikâyetinde – baş ağrısı, güneş çarpması ya da mide bulantısı gibi basit durumlarda bile – doğrudan belirli özel hastanelere yönlendiriliyor. Bu yönlendirme çoğu zaman otelin tahsis ettiği özel araçlarla yapılıyor. Hedef ise açık: Sigorta şirketlerinden alınacak yüksek meblağlı ödemeler.
Bu yapının dikkat çeken en çarpıcı noktası, yönlendirmeyi yapan otellerle hizmeti veren hastanelerin aynı kişi ya da grupların kontrolünde olması. Böylece turistin sağlığı değil, faturalandırılacak işlem sayısı esas alınıyor. Otele giriş yapan turist, sistemin gözünde artık bir hasta adayıdır. Ve süreç, turistin bilgisi ve rızası dışında, çoğu zaman dil engeli üzerinden, yönlendirmelerle ilerliyor.
Sahada çalışan sağlık personelinin önemli bir kısmının da bu zincire dahil edildiği anlaşılıyor. Yalnızca komisyonla çalışan, hasta başına prim alan yabancı uyruklu doktorların, yapılması gerekmeyen tetkikleri “zorunlu” göstererek süreci şişirdiği görülüyor. Röntgenler, kan testleri, enjeksiyonlar ve çoğu zaman gereksiz yatışlar… Tüm bu işlemler, yurt dışındaki özel sağlık sigortası şirketlerine binlerce dolar olarak fatura ediliyor.
Bu tablo, klasik anlamda bir dolandırıcılık sistemidir. Yapılmayan işlemlerin yapılmış gibi gösterilmesi, gereksiz tedavilerle sigorta şirketlerinin soyulması ve turistin iradesi dışında yönlendirilmesi, tüm unsurlarıyla organize suç şemasını andırmaktadır. Üstelik bu yöntemle elde edilen gelirlerin büyük bölümü kayıt dışı kalmakta, vergi sistemine hiç yansımamaktadır.
Türkiye’ye yönelik seyahat uyarılarında, bu suistimaller artık açık açık dile getiriliyor. Bazı Avrupa ülkelerinin resmi sağlık ve dışişleri kurumları, vatandaşlarını Türkiye’deki belirli özel hastanelerde karşılaşabilecekleri gereksiz tedavi ve fahiş faturalandırmalar konusunda uyarıyor. Bu da yalnızca turistik tesisleri değil, Türkiye’nin uluslararası itibarını ve turizm markasını doğrudan etkiliyor.
Olay sadece sağlık sisteminin ahlaki sınırlarını zorlamakla kalmıyor, ekonomik düzeyde de alarm veriyor. Çünkü bu tür uygulamalar, sigorta sistemlerini dolaylı olarak istismar ediyor ve Türkiye’ye kayıt dışı para akışının zeminini oluşturuyor. Bu da ülkenin mali yapısına zarar verdiği gibi, gri liste tartışmalarını da tetikleyebilecek bir tabloyu beraberinde getiriyor.
Şu ana kadar kamuoyuna yansıyan bilgiler, bu yapının sadece bir-iki turistik bölgede değil, birçok kıyı şehrinde farklı versiyonlarıyla sürdüğünü gösteriyor. Öyle ki, kimi otellerin rezervasyon esnasında sağlıkla ilgili ekstra hizmetleri önceden planladığı, hatta bazı sağlık kurumlarının yabancı tur operatörleriyle özel anlaşmalar yaptığı bile kaydediliyor.
Bu ilişkiler ağında sadece turizm ve sağlık sektörü değil; lojistik, taşımacılık, tercümanlık ve bazı sigorta aracıları da yer alıyor. Oluşturulan yapı, sıradan bir yolsuzluktan çok daha fazlasını temsil ediyor. Bu sistem, hem ülkeye gelen turistin güvenini gasp ediyor, hem yabancı sigorta sistemlerini soyuyor, hem de Türkiye’nin ekonomik ve ahlaki zeminine büyük zarar veriyor.
Şimdi gözler, denetim kurumlarında. Bu kadar açık bir şekilde işleyen bir sistemin halen neden çökertilmediği sorusu, artık yüksek sesle sorulmalıdır. Gereken müdahale yapılmadığı takdirde, bu dolandırıcılık ağı Türkiye’nin turizm geleceğini ipotek altına almaya devam edecektir.

Kommentare
…Kommentare werden geladen…