Hâlâ aklım almıyor…
Bir ülkenin kurtarıcısı, bağımsızlığının mimarı, kurucu lideri… Ve onun koltuğunda, onun makamında oturanlar arasında Atatürk’e düşman olan biri var. Hem de 23 yıldır. Bu sadece bir siyasi mesele değil; bu, bir milletin kendi öz değerlerine, kendi varlık sebebine ihaneti demektir. Çünkü o makam, herhangi bir bürokrat sandalyesi değildir. O makam, Cumhuriyet’in namusudur.
Atatürk’ü Unutturma Projesi
Son 23 yılda adım adım yürütülen bir proje var: Atatürk’ü unutturma ve itibarsızlaştırma projesi. Ders kitaplarından Atatürk’ün devrimlerini çıkardılar. Nutuk’un ortaokul müfredatından kaldırılışını hatırla. Milli bayramların ruhunu törensizleştirdiler; 23 Nisan’ı çocuklara, 19 Mayıs’ı gençlere kutlamaz hale getirdiler. 29 Ekim’de bile “cumhuriyet” kelimesini telaffuz etmeye utanır hale geldiler.
Bunlar yetmedi, meydanlarda Atatürk heykellerine saldırılar görmezden gelindi. TRT ekranlarından, devlet televizyonundan Atatürk’ün adını anmamaya özel bir özen gösterildi. 10 Kasım’da yapılan anmalar bile küçültüldü, “zorunlu” bir devlet protokolüne dönüştürüldü.
Makamda Düşmanlık
Bugün Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan zihniyetin Atatürk’e düşmanlığı, zaman zaman açık sözlerle, zaman zaman da icraatlarla ortaya çıktı. Bir yandan “Atatürk” kelimesini mümkün oldukça az kullanıp yerine “Gazi Mustafa Kemal” demeyi tercih ederek O’nu Cumhuriyet’ten ve devrimlerden koparmaya çalıştılar. Bir yandan da Cumhuriyet’in en temel ilkelerine savaş açtılar: Laikliğe, kadın haklarına, halkçılığa.
Anıtkabir ziyaretlerinin zorunluluk değil, “isteğe bağlı” bir protokol haline getirilmesi bile aslında büyük bir zihniyet göstergesidir. Çünkü Atatürk onların gözünde “zorunlu saygı duyulacak bir lider” değil, unutturulması gereken bir engeldir.
23 Yıllık Hesaplaşma
Bu 23 yıl aslında Atatürk ile değil, Cumhuriyet ile, laiklik ile, bağımsızlık fikriyle hesaplaşmanın yılları oldu. Anayasa Mahkemesi’nin etkisizleştirilmesi, Meclis’in işlevsiz hale getirilmesi, yargının tek elde toplanması; bütün bunlar Atatürk’ün kurduğu denge-denetim sisteminin tasfiyesidir.
Eğitimde 4+4+4 düzeniyle tarikatların önü açıldı. İmam hatipler her yere yayıldı. Çocukların en temel bilimsel eğitim hakkı elinden alındı. Bu, Atatürk’ün Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na karşı yapılmış en büyük ihanettir. YÖK’ün üniversiteleri susturması, akademisyenlerin ihraç edilmesi, “Atatürk ilkelerini savunmak” suç gibi gösterilmesi… Hepsi aynı zincirin halkalarıdır.
Hainlik Geleneği
Ne çok hainimiz varmış meğer…
Bir zamanlar İngiliz Muhipleri Cemiyeti vardı; bugün ABD üslerine göz kırpanlar, Arap sermayesinin ayaklarına kapananlar var. Dün Kuvayı Milliye’ye “eşkıya” diyenler vardı; bugün Cumhuriyetçi, Atatürkçü insanlara “darbeci”, “vesayetçi” diyorlar. Dün Yunan gemilerinden umut bekleyenler vardı; bugün Amerikan uçak gemilerinden destek umanlar var.
Hainlik bu topraklarda hep vardı. Ama asıl facia, hainlerin halkın oylarıyla meşrulaştırılmasıdır.
Halkın Sessizliği
Atatürk düşmanlığı bu kadar açık yapılırken, toplumun geniş bir kesiminin suskunluğu da ibretliktir. Televizyonlarda saatlerce din istismarı yapılırken, Atatürk’ün adı anıldığında homurdanmalar duyuluyor. Bayramlarda meydanlara çıkmaktan çekinen bir toplum oluştu. İnsanlar, “bize Atatürkçü derler” diye korkar hale getirildi.
Bugün Türkiye’nin geldiği manzaraya bak: Ekonomi çökmüş, milyonlarca insan yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Eğitim dinselleştirilmiş, bilim geri plana atılmış. Sağlık sistemi enkaza dönmüş. Ama bütün bu enkazın üstünde iktidar hâlâ dini siyasete alet ederek ayakta duruyor. İşte Atatürk düşmanlığı tam da bu ortamda büyütülüyor.
Atatürk’ün Büyüklüğü
Ama unutmamak gerekir: Atatürk’e düşmanlık edenler, onun büyüklüğünü küçültemezler. Onlar sadece kendi küçüklüklerini sergiler. Ölümünden 87 yıl sonra hâlâ korkuluyorsa, hâlâ nefret ediliyorsa, bu O’nun gücünün kanıtıdır.
Çünkü Atatürk bir kişi değildir sadece; bir fikir, bir irade, bir ışık. O ışık, karanlığına gömülmüş bütün zihniyetleri rahatsız ediyor. Onların tek arzusu o ışığı söndürmek. Ama tarih defalarca gösterdi: Ne yaparlarsa yapsınlar, söndüremeyecekler.
Ne Yapmalı?
Bizim görevimiz, bu ihaneti unutmamak. Eğer Cumhuriyet’in kalbi olan o makam, Atatürk’e düşman bir zihniyet tarafından işgal ediliyorsa, bu daha çok çalışmamız gerektiğinin göstergesidir. Cumhuriyet sahipsiz bırakılırsa, hainler sahiplenir.
Bugün yapılacak şey bellidir: Atatürk’ü anlatmak, O’nun devrimlerini gençlere yeniden öğretmek, Cumhuriyet’i karanlığa teslim etmemek. Çünkü bu mücadele sadece geçmiş için değil, geleceğimiz için veriliyor.
Atatürk bize yalnızca bağımsız bir ülke bırakmadı; aynı zamanda bağımsız düşünmeyi, sorgulamayı, kul olmamayı öğretti. Eğer bu mirasa sahip çıkmazsak, makamları işgal edenler, yobazlar ve işbirlikçiler bizi yeniden esarete sürükleyecek.
Bu yüzden bugün her zamankinden daha çok Atatürk’ün yolunda olmak, O’nu savunmak, O’nu anlatmak gerekiyor. Çünkü Atatürk, sadece dünün lideri değil; yarının da tek yol göstericisidir.

Kommentare
…Kommentare werden geladen…