Türkiye’de siyaset yıllardır aynı kısır döngüye sıkışmış durumda ilerliyor: Seçim günü halkın oyunu alan milletvekili ya da belediye başkanı, sandıktan çıktıktan sonra, seçmenlerin seçtiklerine ulaşamadıkları mertebeye taşıyarak, adeta “sınırsız bir yetki” kazanmış gibi davranıyor. Oysa seçmenin iradesi sadece seçim günü oy kullanmayla sınırlı olmamalı, seçtiği temsilcisini, gözetleme, denetleme, diyalog, eleştirme, geri çağırma hakkı olmalı.
Kimin adına, hangi yetkiyle parti değiştiriyorsun?
Milletvekilleri ve belediye başkanları, parti değiştirme gibi köklü bir kararı kendi başlarına verememeli. Onları oraya taşıyan, ortak düşünceleri doğrultusunda kendilerini temsil etmeleri için tek tek oy veren yurttaşlardır. Seçmenin onayı alınmadan yapılan her parti değişikliği aslında bir tür irade gaspıdır. Eğer seçildiği bölgedeki yurttaşların çoğunluğu bu değişikliğe “evet” demiyorsa, o sandalye artık halkın değil, kişinin koltuğu olur.
Geri çağırma hakkı
Ayrıca seçmen, “iyi çalışmayan” milletvekilini geri çağırabilmelidir. Bugün birçok ülkede uygulanan “geri çağırma hakkı” (recall) demokrasiyi güçlendiriyor. Seçmene temsilci olarak seçtiklerini denetleme, milletvekillerinde seçmene hesap verme sorumluluğu oluşturuyor. Seçmen, sadece beş yılda bir hesap sormamalı; vekil işini yapmıyorsa, halkın kapısını çalmıyorsa, Meclis’te sus pus oturuyorsa görevden alınabilmeli.
Belediye başkanlarına gelince… Bir kenti yönetmek dört ya da beş yıllık sınırsız bir yetki değildir. Belediye başkanları her yıl güven oylamasına tabi tutulmalı. Halkın onayı olmadan görevine devam etmemeli. Çünkü seçmenin verdiği yetki, “ben bildiğimi yaparım” diye pervasızca yönetme, harcanacak açık çek değildir.
Yerel yönetimlerin merkezi yönetime atılımı
Belediyelerin görev tanımı da netleşmeli. Son yıllarda merkezi hükümetin görev alanına giren her alana belediyeler kendi sorumlulukları olmayan alanlarda belediye bütçelerini keyiflerine göre yönetiyorlar. Sosyal yardımlar, maaş desteği, gıda dağıtımı… Oysa belediyeler, asli görevini yerine getirmeli: şehir planlamak, yol yapmak, temizlik, ulaşım, çevre, su, park… Halkın merkezi hükümetten istemesi gereken haklar belediyeler karşıladığında, yurttaşın talep bilinci köreltiliyor. Umursamaz, duyarsız, sorumluluktan kaçan, hakları için mücadele etmeyen, ne verilirse şükreden vatandaş modeli yaratıyor.
Aynı zamanda, merkezi hükümet sorumluluktan kurtuluyor. Ahalide bu talepleri belediyeler karşılamalı bilinci oluşuyor. Bu alanda merkezi hükümete karşı tepkiler ortadan kalkıyor.
Millet vekilleri milletten ayrışmamalı
Milletvekillerinin maaş ve sosyal hakları… Bugün bir milletvekili, birçok kamu görevlisinin katbekat üzerinde imkânlara sahip. Oysa milletvekili, toplumun önünde ayrıcalıklı bir sınıf değil, halkın temsilcisidir. Onların maaşı ve özlük hakları, en yüksek devlet memuru olan genel müdürlere endekslenmeli. Ne fazlası ne eksiği olmalı.
Sonuç olarak!
Demokrasi sandığa sıkışmış sadece seçim günü oy verme görevi değildir. Halkın iradesi, görev süresince her an hissedilmeli, denetim mekanizmaları çalışmalı. Milletin verdiği yetkiyi millet geri alabilmeli.
Hadi hayırlısı…

Kommentare
…Kommentare werden geladen…