Türkiye’nin en büyük kamu kurumlarından biri olan Diyanet İşleri Başkanlığı, yıllardır bütçesiyle ve kadrolaşmasıyla gündemden düşmüyor. 2025 yılında bütçesi birçok bakanlığı geride bırakacak boyuta ulaşan kurum, sadece dini hizmet vermekle kalmıyor, aynı zamanda sosyal yaşamın şekillenmesinde de önemli bir rol oynuyor. Ancak bu devasa kurumun başındaki isim, Prof. Dr. Ali Erbaş, son yıllarda akraba kayırmacılığı ve kişisel saltanat tartışmalarının odağı oldu.
Diyanet İşleri Başkanlığı’nda akraba kayırmacılığı ve lüks saltanat: Görev süresi dolarken Ali Erbaş’ın ailesi kritik koltukları kapmış durumda.
Bu tablo, halkın dini inanç ve vergilerinin nasıl aile saltanatına dönüştürüldüğünü gözler önüne seriyor. Kurum, adeta bir aile şirketi gibi yönetiliyor; liyakat ve eşitlik yerine akraba kayırmacılığı öne çıkıyor.
Kayınbiraderden Başkan Müşavirine
En çok konuşulan örnek, Erbaş’ın kayınbiraderiyle ilgili. Lise mezunu olan kayınbiraderini “Başkan Müşaviri” unvanıyla yüksek bir kadroya yerleştirdi ve bu görev üzerinden yüksek dereceden emekli ettirdi. Normal şartlarda böyle bir atamanın liyakatle açıklanması güçken, Diyanet’te yapılabilmesi kurumun aile imparatorluğuna dönüştüğünü gösteriyor.
Yeğen Hüda Erbaş Vakıf’ta – Abisi Musahhih
Erbaş’ın yeğeni Hüda Erbaş, milyarlarca liralık bütçeyi yöneten Diyanet Vakfı’na yerleştirildi. Onun abisi Muhammet Erbaş ise “musahhih” kadrosuna alındı. Dini yayınların tashih edildiği bu kritik görevler bile aile bağlarıyla dolduruldu.
Damat Beykoz’a Müftü
Ali Erbaş’ın damadı Muhammed Likoğlu’nun Beykoz Müftüsü yapılması, akraba düzeninin son halkası oldu. İstanbul’un en stratejik ilçelerinden biri, aile kontrolüne bırakıldı.
Ali Erbaş’ın Hünerleri
Erbaş’ın yönetim tarzı, akraba saltanatının tipik örnekleriyle dolu:
Aileyi Devletleştirme: Kayınbirader, yeğenler, damat… Kadrolar aileyle kuşatıldı.
Vakıf ve İhale Becerisi: Yeğeni, milyarlarca bütçeyi yöneten vakfa oturtmak.
Liyakati Akrabalığa Çevirme: Musahhih gibi hassas görevlere aileyi getirmek.
Damat Ataması: Beykoz Müftülüğü gibi önemli bir koltuğu damada teslim etmek.
Hac Rekoru ve Saltanat Heyeti
Ali Erbaş’ın adı sadece akraba düzeniyle değil, aynı zamanda lüks ve israfla da anılıyor. Her yıl defalarca hacca giderek adeta “rekor” kırıyor. Yanında özel ütücüsü, aşçısı ve terzisi bulunuyor. Halk, hacca gitmek için yıllarca sıra beklerken, Diyanet’in başkanı hem defalarca gidiyor hem de kişisel konforunu sağlıyor. Bu tablo, “tevazu ve sadelik” vaaz eden bir kurumun tepe yöneticisinin ne kadar uzaklaştığını gösteriyor.
Londra’daki Evler ve Lüks Arabalar
Erbaş ailesinin yurt dışında gayrimenkullere sahip olduğu, özellikle Londra’da değerli evler aldığı sıkça konuşuluyor. Türkiye’de ise makam araçları ve lüks otomobillerle oluşturulan ihtişam, halkın dini duygular üzerinden toplanan vergilerle nasıl bir hayat sürdürüldüğünü sorgulatıyor.
Diyanet’in Aile Şirketine Dönüşmesi
Ortaya çıkan tablo, Diyanet’in bir kamu kurumu olmaktan çıkıp adeta bir aile şirketine dönüştüğünü gösteriyor. Kayınbiraderden damada, yeğenden bacanağa uzanan bu ağ, kurumsal yapıyı çökertiyor.
Diyanet, ahlaktan ve kul hakkından bahsederken, tepesindeki isim bu değerleri çiğniyor. Ali Erbaş’ın kayınbiraderini yüksek kademeden emekli ettirmesi, yeğenlerini ve damadını kritik görevlere ataması, defalarca hac yapıp yanında ütücüsünü, aşçısını ve terzisini götürmesi, Londra’da evler edinmesi ve saltanat arabalarıyla gezmesi tek bir şeyi gösteriyor: Diyanet artık bir aile imparatorluğu ve saltanat düzenine dönüşmüş durumda.
Üstelik tüm bu tartışmaların ortasında, Ali Erbaş’ın görev süresinin yakında bitecek olması ayrı bir önem taşıyor. Halk, kul hakkı üzerine hutbeler dinlerken; Diyanet’in tepesinde akraba kayırmacılığı, lüks ve israf iç içe geçmiş durumda. Bu tablo sadece Diyanet’in değil, devletin bütün kurumlarının çürümüşlüğünü yansıtıyor. Liyakat, adalet ve eşitlik yok sayıldığında, geriye sadece akraba saltanatları ve kişisel çıkarlar kalıyor.

Kommentare
…Kommentare werden geladen…