Demokrasinin temel taşı muhalefettir. Muhalefetin olmadığı, susturulduğu, baskılandığı bir yerde demokrasiden söz edilemez. Çünkü muhalefet yalnızca iktidarın yanlışlarını ortaya koyan bir yapı değildir; aynı zamanda halkın sesi, geleceğe dair alternatiflerin üretilmesidir. Tarih boyunca muhalefeti yok etmeye çalışan her iktidar, aslında kendi meşruiyetini yok etmiştir.
Türkiye’nin son yirmi yılı bu açıdan ibretlik örneklerle doludur. İktidarın muhalefete darbe yapmaya kalkışması, bir partiye değil doğrudan millete karşı işlenmiş bir suçtur. Hele söz konusu muhalefet partisi, Cumhuriyet’in kurucu partisi CHP ise, mesele artık sadece siyasal rekabet değil, doğrudan Cumhuriyet’in varlığıdır.
Cumhuriyet Halk Partisine Saldırmanın Anlamı
CHP bu ülkenin temellerini atan, Cumhuriyet’i kuran, çok partili hayata geçişi sağlayan, demokrasinin kurumlarını inşa eden partidir. Halkın oylarıyla ana muhalefet olarak varlığını sürdüren bu partiye sürekli baskı yapılması, itibarsızlaştırılması, yargı sopasıyla sindirilmesi hangi demokrasiyle bağdaşır?
Hangi çağdaş ülkede, iktidar kendi geçmişini, kendi devletini kurmuş olan partiye savaş açabilir? Bu saldırı, yalnızca CHP’ye değil, Türkiye’nin ortak tarihine yapılmaktadır.
Yerel Seçim Yenilgisi ve İktidarın Korkusu
AKP’nin son yerel seçimlerde yaşadığı büyük yenilgi, CHP’ye yönelik saldırgan tutumun güncel sebebidir. İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyükşehirlerde CHP’nin başarısı, halkın iktidara güvenini kaybettiğini açıkça göstermiştir. CHP, özellikle gençler ve kadınlar arasında güçlü bir bağ kurarak toplumla yeniden bütünleşmiştir.
Bu tablo, Recep Tayyip Erdoğan için ciddi bir tehdit anlamına gelmektedir. Çünkü yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kaybetme ihtimali artık çok daha yüksektir. Dahası, anayasal sınırlamalar nedeniyle yeniden aday olamama tartışmaları Erdoğan’ın siyasi geleceğini belirsiz hale getirmektedir. İşte bu kaygı, CHP’ye karşı artan saldırganlığın asıl sebebidir.
İktidar, demokratik rekabeti kabullenmek yerine baskıyı, yargı sopasını ve medya linçlerini tercih etmektedir. Erdoğan’ın kendi siyasi geleceğine dair duyduğu korku, iktidarın devlet imkanlarını kullanarak muhalefeti susturma girişimlerinde kendini göstermektedir.
FETÖ ile Yürüyüş ve Demokrasi Çıkmazı
AKP’nin geçmişi ise bu baskı politikalarının ne kadar temelsiz olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. 2002’de iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi, devlet kadrolarını tanımıyor, bürokrasiye hakim olamıyordu. Bu boşluğu doldurmak için yıllarca “Fethullahçı Terör Örgütü” diye anılacak yapılanmanın kadrolarına sarıldılar. Emniyette, yargıda, eğitimde, hatta orduda bu yapı ile kol kola yürüdüler.
2002’den 2013’e kadar devletin kılcal damarları AKP-FETÖ ortaklığıyla paylaşıldı. Ergenekon ve Balyoz davaları bunun en somut örnekleridir. FETÖ’nün uydurma delillerle kurduğu kumpas davaları, AKP’nin siyasi desteğiyle yürütüldü. Askerden gazeteciye, akademisyenden siyasetçiye kadar birçok kişi zindanlara atıldı. CHP bu hukuksuzluklara karşı sesini yükselttiğinde, iktidar ve FETÖ birlikte CHP’yi “darbeci, vesayetçi” diye damgaladı.
Muhalefete darbe sadece tankla olmaz; yargı kumpaslarıyla da yapılır. CHP ve ona yakın isimlerin hedef alınması, demokratik siyasetin ortadan kaldırılması anlamına geliyordu. Bugün demokrasi adına yaşanan krizlerin kökeni tam da burada yatmaktadır.
CHP ye Yargı ve Medya Üzerinden Kıskaç
AKP iktidarı boyunca CHP’li belediyeler sürekli baskı altında tutuldu. Müfettişler gönderildi, medya kampanyalarıyla itibarsızlaştırma çabaları sürdürüldü. İktidarın kontrolüne giren televizyon kanalları CHP’ye söz hakkı tanımazken, bir dönem FETÖ medyası da kara propagandaya ortak oldu.
Seçim dönemlerinde CHP’nin adayları devlet desteği olmadan mücadele ederken, iktidar TRT’yi, valilik kaynaklarını, devletin bütün imkanlarını propaganda için kullandı. Bu eşitsizliği eleştiren CHP’ye ise hem iktidar medyası hem de yandaş kalemler saldırdı.
İstanbul ve Ankara seçimlerinde halkın iradesi yok sayılarak seçimlerin iptal ettirilmesi, demokrasinin en ağır yaralarından biri olarak tarihe geçti. Halkın oylarıyla seçilmiş belediye başkanlarına kayyum atama tehdidi ise milletin iradesini hiçe sayan bir anlayışın göstergesiydi.
Daha Saçma Ne Olabilir?
Bugün geldiğimiz noktada, iktidarın muhalefete darbe yapmaya kalkışmasından daha saçma ne olabilir? CHP, halkın oylarıyla seçilmiş ana muhalefet partisidir. Onu susturmaya çalışmak, aslında halkın iradesine zincir vurmaktır.
AKP’nin FETÖ ile yıllarca kurduğu ortaklık, ardından son yerel seçimlerde uğradığı büyük yenilgi ve Erdoğan’ın geleceğe dair kaygıları, CHP’ye yönelik saldırganlığın temel nedenleridir. Bu saldırılar, bir iktidarın kendi korkularını millete dayatmasından başka bir şey değildir.
Sonuçta muhalefeti boğmak, demokrasiyi boğmaktır. Hele ki bu muhalefet, ülkenin kurucu partisi olan CHP ise, mesele artık yalnızca siyaset değil, doğrudan Cumhuriyet’in geleceğidir.

Kommentare
…Kommentare werden geladen…