23 yıldır süren iktidarın en büyük başarısı ne ekonomi oldu, ne adalet, ne de kalkınma. Başardıkları tek şey, utanmazlığı topluma sindirmek oldu. Yalanı, hırsızlığı, adam kayırmayı, hakareti sıradanlaştırdılar. Utanmadan konuşmayı, utanmadan çalmayı, utanmadan halkı azarlamayı normal hale getirdiler. Bugün sokakta, çarşıda, mecliste, ekranlarda gördüğümüz küstahlık, işte bu kültürün sonucudur. Tepeden gelen utanmazlık, aşağıya doğru yayıldı.
Çiftçiye “ananı da al git” diyerek bağıran bir iktidar gördük. Tarlasında emeğiyle geçinmeye çalışan, ürününün karşılığını arayan köylü, hakarete uğradı. Kendi topraklarında aç bırakılan çiftçiye devlet şefkat göstermedi, tam tersine parmak salladı. O gün söylenen bu söz, aslında iktidarın halka bakışını özetledi: Sorun çıkarma, hakkını isteme, boyun eğ. Utanmazlığın en açık göstergesiydi bu.
Kadınlara edilen sözler de hafızamızda. Hak arayan kadınlara “kaltak” diyen, kahkahasından kıyafetine kadar kadınları hedef gösteren bir dil, yıllarca kürsülerden yayıldı. Kadının kamusal alanda var olmasından rahatsız olan bu zihniyet, utanmayı değil, küçümsemeyi benimsedi. Bugün kadın cinayetlerinin artması, şiddetin sıradanlaşması tesadüf mü? Elbette değil. Çünkü iktidarın dilinde kadın aşağılandıkça, sokakta da kadına saldırmak kolaylaştı.
Üniversite öğrencilerine “çapulcu” dendi. Eğitim hakkını, özgürlüğünü isteyen gençlere polis copuyla, gazıyla, gözaltısıyla karşılık verildi. Geleceğini talep eden gençleri aşağılamak, susturmak, hatta yok saymak, iktidarın en büyük ayıbı oldu. Gençlerin idealizmini görüp utanmak gerekiyordu, ama onlar aşağılamayı tercih etti. “Çapulcu” diyerek aslında bu ülkenin geleceğini küçümsediler.
Gazetecilere gelince… Soru soran, haber yapan, gerçeği yazan kalemlere “vatan haini” damgası vuruldu. Eleştireni susturmak için en kolay yol buydu. Oysa gazeteci halka gerçeği ulaştırmakla görevliydi. Ama iktidar, kendi yolsuzluklarını, yanlışlarını, adaletsizliklerini yazanları hain ilan ederek topluma korku saldı. Utanmak yerine baskı ve karalamayı tercih ettiler.
En ağır örneklerden biri ise çocuklara dair. Bir vakıfta yaşanan tecavüz olayları, ülkenin vicdanını sarsmak yerine iktidar tarafından aklandı. Adalet bakanı, “küçüğün rızası varsa” diyebildi. Çocuğu korumak için bakanlık koltuğuna oturan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı ise “bir kereden bir şey olmaz” diyerek tecavüz vakfını savundu. Bir iktidar, en savunmasız olan çocuklarını korumak yerine utanmazca vakıfları savunuyorsa, bu artık ahlaki çöküşün ilanıdır. Çocukların masumiyetini bile pazarlık konusu yapabilen bir zihniyet, sadece utanmaz değil, aynı zamanda gaddardır.
Hayvanlara yönelik tavır da bundan farklı olmadı. Barınaklarda açlıktan ölen köpekler, sokakta tekmelenen kediler, topluca itlaf planları… Devletin merhameti yok saydığı yerde toplumun vicdanı da kurudu. Merhamet yerine şiddet üretildi. Hayvana eziyet eden el, aslında iktidarın hoyrat dilinin bir yansıması oldu.
Doğa da bu hoyratlıktan nasibini aldı. Ormanlar maden şirketlerine peşkeş çekildi, dereler kurutuldu, tarım alanları betonlaştırıldı. Ağacı keserken, köylüyü sürerken utanmak gerekirdi. Ama yağma “kalkınma” diye sunuldu. Bugün sellerin, yangınların, kuraklığın bu kadar ağır yaşanması, işte o utanmazca talanın sonucudur.
Bir zamanlar utanmak, toplumun temel direğiydi. Yanlış yapan yüzünü kızartır, hatasını kabullenirdi. İnsan, yalan söylemekten çekinir, borcunu ödemediğinde rahatsız olurdu. Komşusunu aç bırakmak, sofradaki yemeği paylaşmamak büyük ayıptı. Yeni elbise giyen, bunu başkasının gözüne sokmazdı. Sofrada yemek piştiğinde kokusu dışarıya yayıldıysa mutlaka komşuya bir tabak giderdi.
Bugünse tablo tersine döndü. Yalan, hırsızlık, şiddet, gösteriş sıradanlaştı. İktidarın dilinden halka yayılan bu utanmazlık, toplumu çürüttü. Saygı yerini küfre, merhamet yerini hoyratlığa, yardımlaşma yerini bencilliğe bıraktı. İnsanlar artık başkasının derdiyle ilgilenmez oldu. Çünkü utanma duygusu silinince, vicdan terazisi de bozuldu.
Kısacası, utanmak sadece bireysel bir his değil, toplumu ayakta tutan görünmez bir yasaydı. Paylaşmayı öğreten, gösterişi törpüleyen, merhameti besleyen, gaddarlığı engelleyen bir değerdi. Onun yokluğunda toplum bencilleşti, hoyratlaştı, vicdansızlaştı. 23 yıllık iktidarın halka öğrettiği bu yüzsüzlük, artık toplumsal kimliğe dönüştü.
Ama unutmayalım: Utanmayı hatırlamak, vicdanı yeniden diriltmektir. Çünkü utanmak, insanın hâlâ insan kalabildiğinin kanıtıdır.

Kommentare
…Kommentare werden geladen…