Yaşantımızın hemen her alanında sıkça rastlanan şiddet, günümüzde bazen farklı kişi ve kurumlar tarafından başka birilerini sindirmek için bir taktik olarak kullanılırken, bazen de sonuçları çok acı biten bir zulüm olarak görülmektedir. Biz insanların içini sızlatan bu şiddetin, hala ilkellikten kurtulamadığımızı bizlere göstermektedir!.
Sözlük anlamına baktığımızda; “sertlik, katılık, sözle yola getirme yerine kaba kuvvet kullanma; azarlamada ve cezalandırmada aşırı gitme” şeklinde tanımlanan şiddet, saldırganlıkla bağlantılı bir davranış biçimi olarakta açıklanmaktadır. Burada; herhangi bir nesne, varlık ya da kişiye doğru uygulanan şiddet, uygulanan kişinin bunu istemediği ve o kişiyi tahrik edici, yıpratıcı bir eylem olarakta görülmekte ve işin en ilginç yönüde bunun bir kişiye karşı uygulandığı gibi bir uygulayanının olmasıdır şiddet.
“İktidar’lar ya da şiddeti uygulayanlar aslında hep buna karşı olduklarını söyleselerde (Örn. ABD nin Irak’a demokrasi getirmek amacı ile, İsrailin Filistine karşı kendini koruması amacı ile ya da Dünyanın farklı bölgelerinde farklı kişi ve kurumlarca sözüm ona eğitmek, yardım etmek amacı ile uyguladığı şiddeti gördükçe aklıma) Bu ülkelerin ya da kişilerin kendi varlıklarını devam ettirebilmeleri için bırakın şiddeti hatta acımasızca öldürdüklerine şahit olmaktayız.
Nazi Almanyasından kaçarak önce İstanbul’a ve daha sonrada Amerikaya yerleşen Hukuk ve Siyaset Bilimcisi Prof. Dr. Maximilian Wagner ‘’İktidar; zulüm ve şiddet demektir çoğu zaman. İyi insanlar iktidara gelemezler, gelseler bile iktidarları kısa olur ya da iktidar onları bozar, zalim yapar. Çünlü iktidar olmanın başka yolu yoktur. İktidarınızın sürekliliği şiddete ve öldürmeye bağlıdır. İktidar yolu zorlu bir yoldur, uzun bir yoldur. İnsanı dönüştüren bir yoldur. Ancak iktidara hazır hale geldiğinizde, gerektiği kadar değiştiğinizde, bu yolu tamamlayabilirsiniz’’ diyordu, haksızda değil!!
Canlılar arasındaki ilişkiyi bir ölüm kalım savaşı olarak nitelendiren Darwin, “şiddetin, insanın insanla ilişkisinden daha önce, diğer canlı türlerinde ve insanın doğa ile ilişkisinde de görüldüğüne” dikkat çekerek, doğadaki şiddetin kaynağını “doğal ayıklanma/seleksiyon mekanizması” ile açıklamaya çalışmıştır.
Şiddetin içgüdüsel bir davranış olduğu iddiasının en güçlü savunucusu Sigmund Freud ise, tüm normal ve normal dışı insan davranışlarının genetik olarak belirlenen iki temel içgüdünün etkisiyle çıktığını savunmuştur. Bunlar “yaşam içgüdüsü ve saldırganlık-ölüm içgüdüsü, bu iki temel içgüdünün doğuştan geldiğini, tüm insanlarda ortak olduğunu, insanın ruhsal yaşamını ve davranışlarını belirleyen temel organizasyonun bu iki gücün etkisi altında biçimlendiğini söylemiştir.
Günümüzün uygar yaklaşımlarına göre şiddet kabul edilemez bir fenomen bir davranış şekli olsada! Gönümüzde hala şiddeti farklı boyutları ile farklı bölgelerde görmemiz dogrusu bizleri endişye sevk ediyor ve üzüyor. Ancak bu durum, şiddetin sosyolojik, psikolojik, politik, felsefi, psikiyatrik ve tarihi gerçekliğini ortadan kaldıramaz. Tarih ve siyaset üzerine düşünen hiç bir kimse, şiddetin insan ilişkilerinde oynadığı büyük rolü görmezlikten gelemez. Şiddeti şiddetle değil sevgiyle çözmenin mümkün olabileceği bir çağda olduğumuzu belirterek bunun için şiddetin daha çok kişiler arası iletişimin yeterli düzeyde olmamasından kaynaklanığını buradan bir kez daha vurgulamakta yarar görüyorum.
Aslında yukarıda açıklamaya çalıştığımız tüm bu olguları; Trafikte, okulda, askerde, iş yerinde, sporda, aile içinde ve hayatın her alanında görmemizin altında yatan ve burada mutlak surette birilerinin bir çıkarının olduğu söz konusudur! Ki; şiddeti çözmek içinde, ancak ve ancak yeterli düzeyde eğitimin verilmesi ve ilişkiler arası iletişimin sağlıklı bir şekilde oluşturulması ile mimkün olabilecektir. Burada kişilerin, grupların, toplumların, ülkelerin ve aslında tüm insanlık aleminin belirli bir eğitim düzeyine ulaştırılmasıyla bu işin daha kolay olacağı aşikardır.
Şiddetsiz mutluluk dolu yarınlar dileklerimle!
Prof. Dr. Seyhan HASIRCI

Kommentare
…Kommentare werden geladen…