Eskiden bu memleketin ruhu başka olurdu. Anadolu sadece toprak değildi, insanıyla yoğrulmuş bir harman yeriydi. Dinle değil, milletin kardeşliğiyle ayakta dururdu burası. Türk, Kürt, Ermeni, Laz, Çerkes, Alevi, Sünni, Gürcü, Roman, Rum… Hepsi aynı çeşmeden su içer, aynı sofrada otururdu. Kavga mı ederdi insanlar? Ederdi. Ama o kavga siyasetten değil, hayattan çıkardı. Ertesi gün çocuklar hâlâ beraber top oynar, komşu komşuya bir tabak yemek götürürdü. İşte bizim irfanımız, gerçek harmanımız buydu: Ayrışmadan, ötekileştirmeden, milletin kardeşliği içinde harmanlanmak.
O harmanda acılar da sevinçler de ortaktı. Yangın mı çıktı? Herkes koşardı yardıma. Cenaze mi vardı? Bütün mahalle yas tutardı. Zulüm mü gördük? Bağrımıza basıp paylaştık. Ama siyaset malzemesi etmedik. Anadolu insanı haksızlığa da sevinçlere de aynı masada direnir, gülmeyi bilir. Milletin kardeşliği, dini mezhebi geçerdi; kimseyi öteki görmezdi.
Ama şimdi dön bak bugüne. O irfanı kaybettik. Kaybettirdiler. Son yirmi üç senedir milletin kardeşliğini parça parça ettiler. Anadolu’nun birleştirici gücü din değildi, kardeşlikti. Ama iktidar bunu çarpıttı, “din kardeşliği” deyip Afganı, Pakistanlıyı, Suriyeliyi doldurdu memlekete. Bizim öz harmanımız bozuldu. Milletin kardeşliği yerini dışarıdan ithal edilen bir ümmet masalına bıraktı. İşte asıl kopuş buradan başladı.
Bugün çıkıp “barışacağız” diyorlar. Hangi barış? Biz zaten barışıktık. Yan köydeki Kürt çocukla maç oynardık, Ermeni komşunun çöreğini paylaşırdık, Alevi dedesinin sohbetine katılırdık. Kimse “öteki” değildi. Şimdi utanmadan sanki hiç barışmamışız gibi “barıştıracağız” diyorlar. Bizi kendi ömürleri için kandırıyorlar.
İktidarın oyunu belli: Toplumu önce ayrıştır, sonra “barıştırıyorum” diye sat. Bir gün “bölünüyorsunuz” der, ertesi gün “kardeş olduk” diye şov yapar. Halbuki ikisi de aynı oyunun iki yüzü. Ama halk bu oyunu bozacak tek güç. Anadolu’nun irfanı hâlâ halkın içinde yaşıyor.
Bugün pazara git, kahveye otur, camiye ya da cemevine uğra… Görürsün ki millet hâlâ barış içinde yaşıyor. Sünni’yle Alevi aynı masada çay içiyor, Türk’le Kürt aynı fabrikada çalışıyor. Roman düğününde davulu Türk çalıyor, Laz horonuna Çerkes giriyor. Kardeşlik hâlâ halkın içinde var. Ama siyaset, bu gerçeği çarpıtıp bize “barış projesi” diye satıyor.
Gerçek harman kültüründe dinin rolü yan unsurdu; esas olan milletin kardeşliğiydi. İnsanlar birbirine dindaşı olarak değil, yaşayan, acıyı ve sevinci paylaşan bir toplum üyesi olarak bakardı. Sofrada yan yana oturmak, tarlada birlikte çalışmak, düğünde beraber halaya durmak, cenazede omuz omuza yas tutmak… İşte gerçek barış buydu. Bunun için devletin, iktidarın propaganda makinesi gerekmezdi. Zaten halk kendi barışını kendi içinde yaşardı.
Ama bugün o doğal barış siyasetin elinde bir oyuncak hâline geldi. İnsanlar kimlikleriyle ölçülüyor, mezhep ve etnik köken üzerinden ayrıştırılıyor. Ve halk kandırılıyor; “barış projesi” diye sunulan şey, aslında iktidarın kendi ömrünü uzatma planı. Oysa halkın kendi barışı siyasete ihtiyaç duymaz. Tek gereken adalet, eşitlik ve özgürlüktür. İnsan hakkını aldığı gün kimse kimseyi ötekileştirmez, kimseyi düşman görmez.
Din, bugün Anadolu’da ne yazık ki birleştirici değil, ayrıştırıcı hâle getirildi. Halkın kardeşliği, toplumsal harmanı değil, dini mezhep sınırları üzerinden yorumlanıyor. İnsanlar birbirine “dindaş” olarak bakıyor ama gerçek kardeşliği, yani aynı sofrada, aynı sokakta, aynı kaderi paylaşmayı unutuyor. İşte bu yüzden bugün “din kardeşliği” propagandasıyla halk kandırılıyor. Halbuki biz hep kardeştik. Bizim harmanımızda din bir araç değil, insanlar arasında köprü kuran bir yan unsurdu.
Bize düşen, bu oyunu fark etmek ve yeniden milletin kardeşliğini hatırlamak. Bizim kardeşliğimiz ne mezhepten ne milletten geçti. Sofrada yan yana oturmaktan, tarlada beraber çalışmaktan, düğünde beraber halaya durmaktan, cenazede omuz omuza yas tutmaktan geçti. Bu, gerçek harman, gerçek barış ve gerçek Anadolu irfanıdır.
Bugün siyasetin amacı, milletin doğal kardeşliğini yok edip kendi ömrünü uzatmaktır. Din üzerinden ayrıştırma, dışarıdan insan ithal etme, “ümmet kardeşliği” propagandası… Hepsi bu amaç için. Ama Anadolu halkı hâlâ kardeşliğini yaşıyor, hâlâ bir arada duruyor. Siyasetin oyunları halka geçmiyor. Halk kendi barışını kendi içinde taşıyor.
Bak, mesele öyle üç-beş yılda unutulacak bir şey değil. Yirmi üç yıl boyunca din maskesiyle kardeşliğimizi parça parça ettiler. Ama biz hâlâ kardeşiz. Kürt’ü, Türk’ü, Ermeni’si, Alevi’si, Sünni’si, Laz’ı, Çerkes’i, Roman’ı hâlâ aynı harmanın içindeyiz. Bu harmanı bozamazlar. Bu kardeşlik, siyasetin oyununa gerek kalmadan kendi kendini ayakta tutar.
O yüzden sorulacak soru basit: Biz siyasetin ayrıştırmasını mı kabul edeceğiz, yoksa bin yıllık harmanımıza mı döneceğiz? Cevap belli. O harmana dönersek siyasetin bütün oyunları boşa çıkar. Çünkü milletin kardeşliği, dinin yanlış yorumundan, mezhep ayrımından, dışarıdan getirilen “ümmet kardeşliği” masallarından çok daha güçlüdür.
Halk bilsin ki biz zaten barış içindeydik. Din, mezhep, renk fark etmezdi; önemli olan insan olmaktı, milletin birliği ve kardeşliği. İktidar isterse bunun üstüne oyun kursun, isterse dışarıdan insan doldursun, gerçek harman hâlâ bizimle.
Ve unutmayın, Anadolu’nun gerçek gücü, birlikte yaşama irfanında, kardeşliği paylaşmada yatıyor. Din yanlış ellerde araç oldu; ama biz halk olarak bunu aşarız. Bizim harmanımız hâlâ aynı; sofrada yan yana, tarlada beraber, düğünde birlikte, cenazede omuz omuza duruyor. Siyasetin kandırmacasına kapılmadan kardeşliğimizi yaşamak, işte gerçek barışın adı budur.

Kommentare
…Kommentare werden geladen…