Ölen MHP’li.
Öldüren MHP’li.
Azmettiren MHP’li.
Üstünü kapatan yine MHP’li.

Sinan Ateş davası, Türkiye’deki çürümüşlüğün en karanlık aynalarından biri hâline geldi. Cinayet Ankara’nın göbeğinde işlendi. Fail belli, azmettirici belli, siyasi bağlantılar belli. Kamera kayıtları ortada, deliller ortada, ifadeler ortada. Ama dosya hâlâ karartılıyor, isimler korunuyor, tanıklar susturuluyor.

Bu ülkede artık “kim suçlu?” değil, “kim korunuyor?” sorusunu sormak gerekiyor. Çünkü Türkiye’de adaletin terazisiyle oynamak, siyasetle hesaplaşmanın bir yöntemi hâline geldi.

Bir cinayetin failleri kendi partisinden çıkınca, MHP susuyor. AKP, ortağını korumak için üç maymunu oynuyor. Savcılar, polisler, bürokratlar ya korkudan ya talimattan dili tutulmuş gibi davranıyor.
Ama konu CHP olunca, bir anda bütün devlet mekanizması ayağa kalkıyor. Delil yok, iddianame yok, suç unsuru yok… ama manşetler hazır, troller hazır, yandaş ekranlar sabaha kadar bağırıyor: “CHP’li yaptı!”

Ne tuhaf bir düzen bu!
Kimin gerçekten suçlu olduğuna bakmadan, sadece hangi partiye ait olduğuna göre karar veriyorlar.

Sinan Ateş dosyası bunun en net örneğidir. Cinayet gün gibi ortada ama devlet susuyor.
Çünkü öldüren eller, rejimin bekçi köpeği yapılmış paramiliter yapılardan geliyor. Çünkü azmettirenler, iktidar masasında birlikte oturuyor. Çünkü üstünü kapatanlar, bu kirli ortaklığın çimentosu.

Ama mesele CHP olunca, delil aramaya bile gerek yok. Sosyal medyada bir troll paylaşım yapsın, havuz medyası manşet atsın, yargı da hemen harekete geçsin.
Söz konusu iktidarın menfaatiyse, iftira bile delil sayılıyor.

Bu ülkede yıllardır aynı oyun oynanıyor: Gerçek suçlular korunuyor, muhalifler hedef yapılıyor.
AKP çalıyor, AKP çaldırıyor, AKP azmettiriyor, AKP üstünü kapatıyor.
Sonra utanmadan dönüp “CHP terörle iç içe” diye propaganda yapıyor.

Oysa ortada sayısız örnek var:
Belediye ihalelerinden yolsuzluk çıktı, üstü kapatıldı.
Sedat Peker’in itiraflarında bakan düzeyinde isimler geçti, dosya rafa kaldırıldı.
Köylünün hakkı, işçinin alın teri, memurun maaşı soyuldu, kimse hesap vermedi.
Ama aynı devlet, muhalif bir belediyeye bir kuruş eksik harcama raporu bulsa, ertesi gün müfettiş gönderiyor.

İşte bu iki yüzlülük, Türkiye’nin en büyük hastalığıdır.
Adaletin terazisi artık dosyayla değil, parti rozetiyle tartılıyor.

Sinan Ateş öldürüldü, devlet sustu.
Ülkü Ocakları sessiz, MHP Genel Merkezi sessiz, İçişleri Bakanlığı kör ve sağır.
Dosya yargıya gidemiyor çünkü yargı artık bağımsız değil.
Adaletin değil, iktidarın talimatıyla çalışan bir mekanizma var.

Ve o mekanizma, ne kadar suç olursa olsun, eğer fail “bizden biri”yse onu temize çıkarıyor.
Ama muhalif birinin üstüne iftira atılacaksa, fabrikasyon deliller bile saniyeler içinde üretiliyor.

CHP’ye atılan iftiralar da tam bu oyunun bir parçası.
Yıllardır aynı yöntem: bir iddia, bir manipülasyon, bir operasyon…
Sonra günlerce televizyonlarda “CHP şöyle yaptı, CHP böyle dedi” tartışmaları…
Ortada delil yok, iddianame yok, sadece algı var.

Bu ülkenin medyası, bir zamanlar halkın vicdanıydı.
Şimdi yalanın hoparlörü hâline geldi.
“Yandaş gazeteci” diye bir tür çıktı; maaşını halktan değil, saraydan alıyor.
Görevi halkı bilgilendirmek değil, halkı manipüle etmek.

AKP ile MHP ortaklığı, yalanı siyaset haline getirdi.
Gerçek suçları gizlemek için hayalî düşmanlar yaratıyorlar.
Sinan Ateş cinayeti de, CHP’ye atılan iftiralar da, aynı çürümüş aklın ürünüdür.

Gerçeği örtemezsiniz.
Çünkü tarih, hafızası güçlü bir tanıktır.
Bugün susturulan savcılar, yarın konuşacak.
Bugün gizlenen dosyalar, yarın açılacak.
Bugün korunan katiller, yarın hesap verecek.

Ve o gün geldiğinde, “vatan, millet” edebiyatına sığınanların nasıl bir çeteye dönüştüğü ortaya çıkacak.

Türkiye, artık suçun üzerini örten değil, suçu ortaya çıkaran bir devlete muhtaç.
Yargının önünde değil, vicdanın önünde hesap verecek bir siyaset düzenine ihtiyacımız var.
Ama bu düzen, iftirayla, karartmayla, korkuyla kurulmaz.

Eğer bir ülkede MHP’li bir genci MHP’li tetikçiler öldürüyorsa,
ve o cinayetin üstü yine MHP eliyle örtülüyorsa,
orada artık “parti ahlakı” değil, mafya disiplini vardır.

Eğer bir ülkede AKP’li çalıyorsa, AKP’li azmettiriyorsa, AKP’li üstünü kapatıyorsa,
orada “devlet” değil, şirket vardır.

Ve eğer bu kadar açık yolsuzluk, bu kadar aleni cinayet, bu kadar derin ilişkiler ortadayken siz hâlâ CHP’ye iftira atıyorsanız…
O zaman mesele adalet değil, korkudur.
Gerçeklerin bir gün ortaya çıkacağından duyulan korku.

CHP’yi hedef göstererek kendi suçlarınızı gizleyemezsiniz.
Çünkü bu milletin hafızası, her yalanı bir gün yüzünüze vurur.

Utanmadan CHP’ye iftira atıyorsunuz.
Ama artık kimse inanmıyor.
Çünkü herkes görüyor:
Ölen MHP’li, öldüren MHP’li, azmettiren MHP’li, üstünü kapatan MHP’li.
Çalan AKP’li, çaldıran AKP’li, azmettiren AKP’li, üstünü kapatan AKP’li.

Gerçek bu kadar çıplakken, iftira artık işe yaramıyor.
Bu halkın vicdanı, sizin propaganda aygıtınızdan çok daha güçlü.
Gerçek er ya da geç konuşur.
Ve o gün geldiğinde, kimsenin saklanacak yeri kalmaz.