Bir spor kulübüne gönül vermişsen, gider maça bilet alırsın kardeşim. Üç kuruş paran varsa forma alırsın, o da senin sevdanın göstergesidir. Takım kötü gider, hoca saçmalar, yönetim rezalet olur ama sen o formayı yine giyersin. Niye? Çünkü o kulübe gönül vermişsindir. Kimse seni zorlamaz, “illa para vereceksin” demez. Gönüllülük işidir bu.
Ama kimse gidip de “kulübün masrafını vergilerimizden karşılayalım” demez değil mi? Devletin kasasından o paralar çıkmaz. Taraftar sahiplenir, destek olur, imkânı varsa cebinden harcar. Çünkü spor sevgisi gönül işidir.
Peki dine gelince niye işler değişiyor?
Niye birileri kendi inandığı dinin masrafını bütün vatandaşın cebinden ödettiriyor?
Bu nasıl adalet, bu nasıl vicdan?
Bakın, mesele inanç değil. Herkesin inancı kendine, kimse karışmaz. Ama mesele o inancın yükünü, parasını, masrafını 85 milyonun sırtına yıkmak olunca, orada insanın içi kaldırmaz. Bir dine gönül veren, o dinin camisine, derneğine, kurumuna kendi rızasıyla katkı sunmalı. Tıpkı taraftarın kulübüne sahip çıkması gibi.
Ama bizde öyle olmuyor.
Devletin bütçesi açılıyor, oradan milyarlarca lira Diyanet’e akıyor.
Elektrik, su, bina, personel, lojman, araba, maaş, yurtdışı temsilcilik… Hepsi halkın cebinden. Üstelik o halkın içinde o dine inanmayanlar da var, başka inançtan olanlar da, inançsız olanlar da. Yani adam istemese de o sistemin parasını ödüyor. Bu, ne adaletle, ne demokrasiyle, ne de laiklikle bağdaşır.
Diyanet bugün öyle bir hale geldi ki, kendi başına ayrı bir cumhuriyet gibi. Bütçesi dev kurumları geçmiş, birçok bakanlıktan fazla para alıyor. Koca bir ülkenin eğitimine, sağlığına, tarımına ayrılan paydan daha fazla bütçeyi bir inanç kurumuna aktarıyorsun, sonra da “ekonomi niye kötü” diye soruyorsun.
Diyanet artık sadece bir dini kurum değil; siyasi iktidarın ideolojik aparatı haline geldi. Hutbelerinde iktidarın dilini konuşuyor, toplumu birleştirmesi gerekirken ayrıştırıyor. Kadın hakları, eşitlik, adalet gibi konularda ya sessiz kalıyor ya da ortaçağ karanlığından cümleler kuruyor. Sonra da halktan “saygı” bekliyor.
Saygı mı?
Saygı, bağımsız ve adil olana duyulur; emir eri olana değil.
Diyanet, halktan kopmuş durumda. Cuma hutbesinde işsizliğe değinmez, açlığa değinmez, adaletsizliğe dokunmaz. Ama nedense her siyasi dönemeçte iktidarın lehine mesaj verir. Bu, inancın değil, siyasetin alanıdır artık. Böyle bir yapı, halkın değil, iktidarın Diyanetidir.
Benim vergim, bir partiye, bir mezhebe, bir inanç yorumuna çalışsın diye ödenmiyor.
Ben vergiyi yol, su, okul, hastane için veriyorum.
Ama Diyanet o vergiyi “iman” bahanesiyle harcıyor, üstelik hesap da vermiyor.
Yılda milyarlarca lira nereye gidiyor, bilen yok.
Kimse “bu parayla hangi cami yapıldı, hangi çocuk okutuldu” diye soramıyor.
Çünkü hesap soran da hemen “dinsiz” ilan ediliyor.
Oysa gerçek din, sorgulamaktan korkmaz.
Gerçek inanç, eleştiriden kaçmaz.
Ama Diyanet eleştiriyi küfür sanıyor. Çünkü biliyorlar ki sorgulama artarsa, o devasa bütçenin iç yüzü ortaya çıkacak.
Bir dine gerçekten gönül verilmişse, o din zaten halkının desteğiyle yaşar.
İmamını da halk tutar, binasını da halk yapar.
Gönülden olan inanç, cebinden de olur.
Ama “devlet ödesin, ben sevabını alayım” mantığı, samimiyetsizliğin daniskasıdır.
İnanç dediğin, bedava menfaat aracı değildir.
Bir kulüp nasıl taraftarıyla ayakta duruyorsa, din de inananıyla durmalı.
Gönül işine vergi karıştırırsan, o işin bereketi kalmaz.
Diyanet, halkın değil, iktidarın sesi oldukça bu ülke huzur bulmaz.
İnanç, devletin elinde kaldıkça yozlaşır.
Camiye siyaset girerse orada dua değil, propaganda yapılır.
Böyle bir düzen, ne dine yarar ne devlete.
Benim anlayışıma göre devlet kimsenin inancına karışmamalı ama kimsenin inancını da finanse etmemeli. Her din, her mezhep, her cemaat kendi yolunun yükünü kendi çekmeli.
Bir laf vardır:
“Kendi ineğini kendin sağacaksın.”
İnanç da öyle kardeşim.
Eğer bir dine, bir yapıya, bir anlayışa gönül verdiysen, onun masrafını da üstleneceksin.
Yok “ben inanırım ama parasını halk ödesin” diyorsan, kusura bakma, o inanç değil, düpedüz ranttır.

Kommentare
…Kommentare werden geladen…