Türkiye bugün tarihsel bir eşikte duruyor. Bir yanda Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu ile toplumsal barışı yeniden inşa etme çabaları var.
Yıllardır toplumun üzerine çöken ayrışma, kutuplaşma ve güvensizlik iklimi dağıtılmaya çalışılıyor. Uzun zaman sonra ilk kez ön yargısız olarak “yan yana gelebilme” ihtimali konuşuluyor. Köyde, sokakta, kahvede, üniversitede, iş yerinde farklılıklara hoşgörü gösterilerek birlikte yaşamın adımlarını atıyorlar.
Bir tarafta milli dayanışma, kardeşlik güçlendirilirken diğer tarafta, tartışmanın, ayrışmanın fitili mi ateşleniyor?
Ülkenin göz bebeği olan köşelerin maden şirketlerinin kimyasalla cehenneme çevrilmesine karşı halkın toprağına, suyuna sahip çıkma mücadelesi devam ediyor. CHP’li belediyelere ardı ardına açılan davalar, tutuklamalar, yer yer kayyum atamaları… CHP ile hükümet arasında giderek sertleşen siyasi gerilim sürüyor.
“Barış” girişimi toplumda yeni yeni güven oluştururken, siyasetin kontrol altına alınmayan nabız atışının tansiyonu yükselterek güvensiz yaydığı konuşuluyor.
Bütün bu tabloyu daha çarpıcı kılan ise:
Açlık, yoksulluk sınırı şoseden, otobana çıkarak radar uyarılarına kulak asmadan son sürat ilerliyor.
Ne rakamlar ne yorumcular ne de ilgili kurumlar yoksulluğu ortadan kaldıracak, halkı ikna edecek çözüm sunamıyorlar. Market, pazar alışverişi, eğitim, sağlık, üretim, barınma, beslenme…, alanlarında ahalinin çoğunluğu ve azınlığı arasında açık her geçen gün büyüyor. “Geçinemiyoruz” diyen milyonların sesi artık sadece siyasete değil, ülkenin bütün sinir sistemine dokunuyor. Yakın geçmişte ideolojik düşünceleri tartışıp, konuşan Türkiye, bugün açlığı, yoksulluğu, adaletti, insanca yaşamı konuşuyor.
Bu ülke barışa mı hazırlanıyor, yoksa yeni bir güç savaşına mı sürükleniyor?
Barış, sadece silahların susması değil; Eşit gelir dağılımı, eşit hak ve özgürlüklerle birlikte yaşamdır. Yerel yönetimin söz hakkına sahip olmasıdır. Seçilmişin iradesine saygıdır. İktidar ve muhalefet ilişkilerinde “düşmanlaştırma” değil “denetim ve denge” hukukudur.
Eğer gerçekten bir barış iklimi inşa edilecekse, bir yanda barış komisyonu kurulurken, aynı anda bir başka alanda ideolojik husumet yaratılmamalı. Demokrasi ile güvenlik, merkezi otorite ile yerel irade aynı anda var olabilir. Yeter ki “devlet aklı” milli üretim, demokratik yönetim, eşit gelir dağılımı…, herkes için adaleti öne çıkarsın.
Türkiye’de taşları doğru yere koymanın tam zamanıdır.
Ülke ya barışla birlikte demokratik nefes borularını açacak, ya da yarışın dozu yükseldikçe ekonomik, sosyal, siyasal tıkanma daha da ağırlaşacaktır.
Sonuç olarak:
Ya, eşit sosyal siyasal haklar, insani değerlerle birlikte yaşam veya insanlıktan çıkarak inanç, ulus, milliyet… ayrışması!
Hadi hayırlısı…

Kommentare
…Kommentare werden geladen…