Geçtiğimiz günlerde Almanya Başbakanı elinde dosyalarıyla Türkiye’ye geldi.
Ne çantasını taşıyan vardı ne arkasında kalabalık bir koruma düzeni. Gazeteciler kendi imkânlarıyla gelmişti; özel uçaklar, siyah konvoylar, törensel karşılamalar yoktu. Sade, sessiz, ama bir o kadar da ciddi bir gelişti. Bu Almanya’nın devlet anlayışıydı.
Türkiye’nin dış gezilerinde, uçak filosu, korumalar, seçilmiş gazeteciler, araç kafileleri, törenler… Her şey “devletin ihtişamını” göstermek üzere kurgulanmıştır. Bu Türkiye’nin devlet anlayışı.
İki ülkenin devlet işleyişi yalnız diplomatik değil, doğal olarak kültürel ve toplumsal karakter farkını da yansıtıyor.
Birinde kurumun itibarı, diğerinde kişinin görkemi
Almanya’da liderin sade gelişi “mütevazılık” değil, “kurumsallık” göstergesidir. Devlet, kişisel gösterişe değil, sistemin gücüne yaslanır. Başbakan sade olur, çünkü devletin itibarı zaten güçlü kurumlarında, sosyal devlet olmada, hukukunda, eğitiminde saklıdır.
O itibar, uçaktan inen kişinin ayakkabısında değil; vatandaşın sosyal- siyasal eşitliğinde, kamu hizmetinin güvenilirliğindedir.
Türkiye’de geçmişten günümüze devlet “görünür güç” olarak algılandı. Lider, halkın gözünde devletin vücut bulmuş hâlidir.
Bu yüzden korumalar, özel uçaklar, törenler sadece güvenlik değil, bir “güç ritüeli”dir. Devletin büyüklüğü, görkemle öne çıkarılır.
“İtibardan tasarruf olmaz”
Bu cümle, tam da bu kültürel damar üzerine oturur. Devletin itibarı, liderin görünüşüyle özdeşleştirilir.
- İtibar şatafatla mı kazanılır?
- İtibar, adalet, bilim ve eğitim midir?
Bir ülkenin sarayları büyük, ama üniversiteleri sessizse; uçak filosu geniş, ama gençleri işsizse; protokol masaları dolu, ama sofralar boşsa bu neyin itibarıdır?
İtibar:
İtibar dışarda görünen ışık değil, içeriden hissedilen güven duygusudur. Bir ülkenin itibarını yükselten şey, liderinin konvoyu değil, bir köy okulundaki öğretmenin içtenliği, bir mahkemenin adaleti, bir bilim insanının özgürce deney yapabilmesidir. Sosyal devlet olmadır.
Almanya Başbakanı’nın sade gelişi bu yüzden “mütevazı” değil, “güvenli” devlet yapısını sergilemedir. Çünkü devlet, lidere değil, kurallara ve akla dayanır. İtibar “görülmek”le, “konuşulmak”la ölçülmez. İtibar, görülmediğinde bile var olduğunu hissettiren kurumsallıktır.
Sonuç olarak:
Bir devletin itibarı, süslenmiş saraylarda değil, adaletli mahkemelerde, parasız, özerk bilimsel eğitimde, sosyal devlette yaşar. İtibar, halkın refahı, gençlerin umudu, bilimin ışığıdır.
Şatafat geçicidir; ama adaletin, bilimin, emeğin itibarı sürdürüle bilinir ve kalıcıdır.
Hadi hayırlısı…

Kommentare
…Kommentare werden geladen…