Avrupa ülkelerine, 1960’lı yılların başında işçi göçü 1980 sonrası zorunlu siyasi göçler dalga dalga sürdü. O gün kurulan hayaller, gurbetin geçici bir macera olacağına dairdi. Fakat aradan geçen altmış yılı aşkın sürede bugün Avrupa ülkelerinde artık dördüncü kuşak büyüyor. Buna rağmen hâlâ çocukların yaşadıkları ülkenin dilini tam olarak telaffuz edememeleri, hâlâ eğitimde, sosyal yaşamda ve uyum politikalarında ciddi sorunların sürmesi temel bir çelişkiyi gösteriyor.

Irkçı yasalar, ırkçı saldırılar ve kurumsal ayrımcılık…

Avrupa’nın birçok ülkesinde göçmenleri hedef alan uygulamalar neredeyse gündelik hayatın olağan bir parçası haline gelmiş durumda. Buna karşın, bu baskılara ve dışlanmaya sırtını dönen geniş cemaat yapıları ise kendilerine özgü kuran kursları, Arapça kursları, Alevilik dersleri, dini dernekler ve etnik vakıflar üzerinden kendi kimliklerini koruma çabasında.

Ne var ki bu çaba, çoğu zaman toplumsal dayanışmayı büyütmek yerine ayrışmayı derinleştiriyor. Sendika ve belediye meclisi seçimlerinde bile “Aleviler listesi”, “Müslümanlar listesi”, Muhafazakar listesi”, “Öz Türkler listesi, Türkler listesi ”,… din, mezhep, ulus milliyet üzerinden örgütlenmeler ayrışarak, parçalanarak siyaset sahnesine çıkılıyor.

Oysa ortada acı bir gerçek var:

Avrupa’da doğan, büyüyen, eğitim alan, çalışan milyonlarca insan hâlâ “yabancı” statüsünde görülüyor.

Irkçı ve gerici yabancılar yasalarıyla sınırlandırılıyor, çoğu zaman gettolaşmış mahallelere sıkıştırılıyor, eşit hak mücadelesi örgütlü bir güce dönüşemiyor.

En çarpıcı çelişkilerden biri ise şu:

Avrupa’daki hak ve özgürlükler için mücadele etmeyen, yaşadığı ülkenin demokratik mekanizmalarında etkili olmayı reddeden önemli bir kesim, Türkiye’deki siyasi parti taraftarlığında aşırı bir enerji harcıyor. Yaşamadıkları ülke adına kavga ediyor; ancak yaşadıkları ülkede oy kullanabilecekleri, sendikaları değiştirebilecekleri, belediye meclislerini etkileyebilecekleri alanlarda sessiz kalıyorlar.

Bunlara karşı ne yapılmalı?

  • Eşit yurttaşlık mücadelesi Avrupa’daki göçmen toplulukların temel gündemi olmalıdır.
  • Cemaat temelli kapanmalar yerine hak temelli örgütlenmeler güçlendirilmelidir.
  • Eğitimde, dilde ve kamusal alanda katılım politikaları öncelik haline getirilmelidir.
  •  Ayda, yılda bir gittikleri hatta yıllarca gitmedikleri bir ülkenin genel seçimlerinde oy kullanmamalılar.
  • Genç kuşakların kimlik, kültür ve aidiyetleri bir zenginliktir; fakat bu zenginlik gettolara hapsedilerek değil, eşit haklarla topluma karışarak büyüyebilir.

Avrupa’da 4. kuşak artık “misafir işçi” torunu değildir.

Bu insanlar Avrupa toplumunun bir parçasıdır.

En temel mücadele, bu gerçeği hem Avrupa ülkelerinde yaşayan tüm halklarla ortak ortak sorunlarımızın çözümü, özgü taleplerimizin hayata geçmesi için her alanda birlikte mücadele etmektir.

Hadi hayırlısı…