Papa 14’ Leo'nun Türkiye ziyaretinde Anıtkabir’e gidip çelenk bırakması, saygı duruşunda bulunması ve ardından geri geri yürüyerek alandan ayrılması hafızalara kazınan bir davranıştı. Bir dinî liderin, üstelik Hristiyan dünyasının en önemli temsilcisinin, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusuna gösterdiği bu özen diplomatik bir jestten çok daha fazlasıydı. Bu, tarihe ve bir milletin kurucu iradesine gösterilen saygının sade ama güçlü ifadesiydi.
Saygıdan Kaçanları Korkusu Ney?
Benzer bir nezaketi Avrupa’nın birçok devlet adamında gördük. Danimarka Dışişleri Bakanı'ndan tutun da başka ülkelerin temsilcilerine kadar pek çok isim Atatürk’ün hem dünya siyasetindeki hem de insanlık tarihindeki yerini anarak Anıtkabir’i ziyaret etti. Bu ziyaretler kimseyi şaşırtmadı çünkü Atatürk, çağını aşmış bir devlet adamı olarak dünya hafızasında zaten sağlam bir yerde duruyor.
Şaşırtan şey, bizim ülkemizdeki sessizlik.
Bazı Müslüman ülke liderleri Türkiye’ye geldiklerinde Anıtkabir’e uğramayı bile gerekli görmedi. Bu, diplomatik açıdan açık bir saygısızlık olmasına rağmen hükümetlerimiz bunu ne gündeme getirdi ne de sorguladı. Hatta aynı ülkeler için yas ilan ettiğimiz dönemleri düşününce, insan bu sessizliğin nedenini daha fazla merak ediyor.
Bu konu bir protokol meselesinden çok daha derin. Bir toplumun kendi değerine sahip çıkmasıyla ilgili. Bir Atasözünde: “Kendine saygısı olmayanın kimseye sözü geçmez.” Bugün bu söz, belki de en çok bize ayna tutuyor.
Atatürk’ün bazı ülkeler tarafından özellikle ziyaret edilmemesi de rastlantı değil. Aklı, bilimi ve özgürlüğü esas alan bir liderin düşünceleri belli yönetim anlayışları için rahatsız edicidir. Atatürk kulluğu değil yurttaşlığı savunur. Tarikat düzenini değil laikliği, bireysel otoriteyi değil kurumsal devlet aklını öne çıkarır. Bu fikirler hâlâ bazı coğrafyalarda korkutuyor. O yüzden Papa gibi bazı liderler en yüksek saygıyı gösterirken, kimileri adını bile anmaktan çekiniyor.
Bizdeki sessizliğin nedeni ise yılların oluşturduğu özgüven erozyonu ve tarih bilincinin giderek zayıflaması. Atatürk’ün dünya liderleri arasındaki gerçek yerini yeterince anlatamadığımız için dışarıdan gelen saygının değerini de bazen fark edemiyoruz. Oysa bir ülkenin kurucusuna gösterilen saygı, aslında o ülkeye gösterilen saygıdır.
Bu gerçeği dünyaca ünlü isimlerin sözlerinde görmek mümkün.
Albert Einstein Atatürk’ün çağdaşlaşma adımlarını dünya barışı için önemli bulur.
Arnold Toynbee onu insanlık tarihinin yetiştirdiği nadir dahilerden biri olarak tanımlar.
General MacArthur “Özgürlüğü seven milletlerin kahramanı” diye tarif eder.
Atatürk de kendi mirasını “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır ama Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır” cümlesiyle özetler. Bugün hâlâ yol gösteren sözünün ise ayrı bir anlamı var: “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir.”
Saygı bir kültürdür. Gösterilmezse zamanla kaybolur. Bir Papa’nın ya da başka bir liderin Atatürk’e gösterdiği inceliğe bakıp gururlanıyoruz ama aynı saygıyı biz göstermezsek bu davranışın anlamı yarım kalır. Kendi kurucusuna sahip çıkamayan toplumlar başkasından değer bekleyemez.
Son olsun:
Değer bilmeyen değer bulamaz.
Temel IŞIK / ha-ber.com

Kommentare
…Kommentare werden geladen…