Bu ülke tarihte eşi benzeri az görülen bir “mucizeyi” başardı:
100 yılda 200 yıl geriye gidebilen nadir milletlerdeniz.
Ve bu akıl almaz dönüşü de 23 yılda tamamladık!

Cumhuriyet’in kurulduğu günlerde milletin elinde sadece irade vardı. Okuma yazma oranı yerlerdeydi, kadın yurttaş değildi, hukuk kağıt üstündeydi. Ama bir hedef vardı: Aydınlık bir ülke.
Bugün?
Aydınlığı mumla arıyoruz. Çünkü bu ülkenin aklı sistemli şekilde karartıldı, iradesi gölgelendi, umudu törpülendi.

23 yılda ne yaptılar?

Devleti tarikatlara bıraktılar.
Okulları liyakatsizlere teslim ettiler.
Yargıyı iktidarın sopasına çevirdiler.
Medyanın sesini boğdular.
Üniversiteleri tabela kurumuna dönüştürdüler.
Vatandaşı; zümrelerin, kliklerin, çıkar ağlarının insafına bıraktılar.

Sonra da çıkıp “ülke büyüyor” dediler.
Neyimiz büyüyor? Yoksulluğumuz mu? Borcumuz mu? Korkumuz mu?
Yoksa gençlerin başka ülkelere kaçma isteği mi?

En acısı da şu:
Bu ülkenin yarınlarını kuracak çocuklar artık “gelecek” kelimesini Türkiye ile yan yana koyamıyor.
Bir milletin gençleri bavul hazırlıyorsa, orada kalkınmadan değil çöküşten söz edilir.

Devlet dediğin omurgadır. Bu omurga kırıldı.
Kurumsal hafıza yok edildi.
Liyakat değil sadakat yazıldı defterlere.
Ehliyet değil cemaat kartı soruldu.
Gazeteci, akademisyen, memur, yargıç…
Hepsi susturuldu, hizaya sokuldu, korkuya alıştırıldı.

Tarihte imparatorluklar böyle çöktü işte:
Önce akıl gitti.
Sonra adalet.
Sonra üretim.
En sonunda da devletin kavramı çöktü.

Biz ise aynı filmi hızlandırılmış biçimde izliyoruz.

Ancak karanlığın ortasında bir gerçek daha var:
Bu ülkenin her döneminde, en ağır baskı altında bile gerçeği haykıran bir avuç insan çıktı.
Bugün de çıkıyor.
Çünkü bu millet, 23 yılda çöküşü yaşadıysa, aynı hızla yeniden doğma gücüne de sahip.

100 yılda 200 yıl geriye gidebilen nadir milletlerdeniz.
Ama istersek 10 yılda 300 yıl ileri de sıçrayabiliriz.

Geriye gidiş bir tercihti.
Yeniden ayağa kalkmak da bir tercih olacak.
Ve o tercih hâlâ halkın elinde.