Türkiye siyasetinin en kirli trajedisi şudur: Dün ülkenin kaderini FETÖ’nün koridorlarında şekillendirenlerle yan yana yürüyenler, bugün ekranda halkı kandırıyor. Bir zamanlar devletin en kritik düğmelerini kendi küçük çıkarları için kullanırken, şimdi “biz milletin yanındayız” diye nutuk atıyorlar. Hafıza, o kirli masallara geçit vermiyor; millet her kareyi, her adımı, her fotoğrafı hatırlıyor. Bekliyor. Günü gelince hesabını soracak.
Aynı kesim, bir dönem Papayla poz vermek için sıra bekleyenler, Batı’nın iltifatını kutsal sayanlar, bugün milli ve yerli duruşun kahramanı gibi sahneye çıkıyor. O kareler artık fotoğraf albümlerinde, ama halkın gözünde silinmiyor. Her tokat, her iltifat, her pazarlık artık tarihin gözüyle görülüyor.
Ve tam da bugün, bu düzenin en çıplak korkusu sahnede: Ekrem İmamoğlu.
İmamoğlu, bu yapı için sadece bir isim değil; yıllardır halkın sesi boğulmuş, iradesi köreltilmiş, ama umudu hiç sönmemiş milletin öfkesinin somut hâlidir. Adı geçince bir anda dizleri titriyor, kalemler duruyor, medyanın maskeleri çatlıyor. Çünkü ilk kez karşılarında, kendi yazamadıkları bir hikâyeyi yazacak bir lider var.
Bu korkunun kökeni, yalnızca halkın yükselişi değil.
Daha derininde yatan, geçmişin karanlık defterlerinde saklı: FETÖ’nün gölgesinde yürümek, Batı’nın kapılarında iltifat beklemek, terör gölgeleriyle pazarlık masası kurmak… Hepsi birer beton blok gibi omuzlarına çökmüş durumda.
Bir dönem siyaseti dizayn edenler, bugün başka efendilere göz kırparken yakalanıyor. Maskeler düşüyor, sahne çatırdıyor. Halk, kimin hangi gölgenin altında yürüdüğünü, hangi kapıda hangi tokadı lütuf saydığını görüyor. Artık “biz olmasak kaos olur” masalları yemiyor. Kaos, onlar.
Ve bu korkuyu artıran bir başka gerçek:
Bir zamanlar Apo’nun gölgesini siyasete malzeme edenler, bugün çıkmış millete ahlak nutku çekiyor. O gölgeyle pazarlık yapanların maskesi düştü. Tarihin fotoğrafları, halkın hafızasında, onların korku ve telaşını pekiştiriyor.
Siyaset bu memlekette uzun zamandır tiyatro sahnesi gibi işliyordu. FETÖ artıkları, Batı merkezli projeler, terör gölgeleri, hepsi birbirine geçmiş, yıllarca halkın gözünü boyamıştı. Bugün o tiyatronun perdesi yırtılıyor, maskeler düşüyor, gerçek yüzler ortaya çıkıyor.
İşte tam bu yüzden titriyorlar:
• Dün FETÖ’nün koridorlarında yürüdükleri ortaya çıkmasın diye…
• Papayla yan yana poz vermiş gurur kareleri hatırlanmasın diye…
• Terör gölgeleriyle yapılan kirli pazarlıklar açığa çıkmasın diye…
• Ve en önemlisi, halkın içinden gelen bir lider onların saltanatını yıkmasın diye…
Bugün yaşanan panik, korku ve sahte milliyetçilik, bu ülkenin en kirli, en acımasız gerçeklerinin ilanıdır. İmamoğlu’nun yükselişi, yalnızca bir liderin başarısı değil; yıllardır susturulmuş halkın gücünün bir göstergesidir. Her medya saldırısı, her karalama, her tiyatro sahnesinde oynanan rol, halkın hafızası karşısında eriyip gidiyor.
Ve en önemlisi, bu korku bir kişiye değil, gerçek iradeye aittir. Halk uyanıyor, gerçekleri görüyor ve oyunları bozuyor. Dün omuz omuza yürüdükleri güçlerle şimdi halkın karşısında eğilenler, tarih sahnesinde yerlerini kaybetmeye mahkûmdur.
Bu korkunun kaynağı bellidir: Dünle hesaplaşamayanların, Batı’ya eğilenlerin, gölgelerle pazarlık yapanların, halk iradesinin karşısında erimesi. Ve işte bu yüzden, bugün sadece bir isimden değil, halkın gücünden korkuyorlar.

Kommentare
…Kommentare werden geladen…