Ben en çok kendi içine çöken her şeyden korkarım. Çünkü içine çöken şey inkâr eder. “Bir şey yok” der. “Abartıyorsun” der. Oysa asıl yıkım tam da bu cümlelerle başlar. Gürültüsüz, tabelasız, sessiz sedasız… Kimse bağırmaz, kimse hesap sormaz. Her şey yerli yerindeymiş gibi görünür ama içeride bir şeyler çoktan ölmüştür.

Türkiye’de korku tam olarak böyle dolaşıyor ortalıkta. Kaotik bir düzenin içinde, düzensizlik düzen gibi sunuluyor. Kuralsızlık “pratiklik”, adaletsizlik “zorunluluk”, hukuksuzluk “beka” diye pazarlanıyor. Kimse neyin normal, neyin anormal olduğunu ayırt edemez hâle gelmiş durumda. İşte bu belirsizlik korkutuyor beni. Çünkü kaos, en çok iktidarın işine yarar. Kaos varsa sorgulama azalır, itiraz susar, herkes kendi derdine düşer.

İktidar yandaşları korkutuyor beni. Çünkü güce yaslanan akıl, hakikati ezerek yürür. Yanlışı savunmayı sadakat, susmayı erdem, alkışı cesaret sanan bu kalabalık, bu ülkenin içine çöken en ağır yüktür. Korku dediğim şey sokakta bağıran bir öfke değil; kravatlı, düzgün cümleli, “istikrar” diyen sessiz itaattir. Yanlış bilinir ama söylenmez. Bilinir ama savunulur. Çıkar bozulmasın diye vicdan askıya alınır.

Türkiye’de iktidar, sadece yönetmez; alışkanlık üretir. İnsanları haksızlığa alıştırır. “Zaten böyle” dedirtir. Alışmak, çürümenin resmî adıdır. Bugün kimseye dokunmayan yarın herkesi ezer. Ama o yarın gelene kadar herkes susar. Çünkü kaotik düzende susmak güvenli sanılır. Oysa suskunluk, korkunun en örgütlü hâlidir.

Cahil insan korkutur beni ama okumuş cahil daha fazla korkutur. Diploması vardır ama idraki yoktur. Bilgiyi anlamak için değil, üstünlük kurmak için taşır. Ezberi düşünce sanır, slogana akıl muamelesi yapar. Okumuş cahil, bağnazlığını kelimelerle süsler. Yanıldığını kabul etmez. Çünkü ona öğretilen hakikat değil, taraf olmaktır. Türkiye’de bu tip çoktur ve çoğu, iktidarın gönüllü muhafızıdır.

Bağnaz sağ partililer korkutuyor beni. Gücü kutsallaştıran, iktidarı devletle, devleti milletle karıştıran bu zihin, yanlış bile olsa güçlüden yana durmayı erdem sayar. Adalet söz konusu olunca susar, çıkar söz konusu olunca bağırır. Haksızlığı savunurken utanmaz; çünkü utanmak için önce vicdan gerekir. Vicdan ise bu kaotik düzende çoktan içe doğru çökmüştür.

İçine çöken insan korkutur beni. Türkiye’de insanlar konuşur ama söylemez. Dert vardır ama adı yoktur. “Sorun yok” denir, sorun tam da oradadır. Herkes yükünü kendi sırtında taşır, kimse kimseye güvenmez. Güçlü durmak susmak sanılır. Oysa bu ülkede suskunluk çoğu zaman korkunun kibar adıdır.

İçine çöken ailelerden korkarım. Evlerin içine sinmiş bir tedirginlik var. Gelecek konuşulmuyor, çocuklara umut anlatılmıyor. “Aman ağzını sıkı tut” cümlesi, nesiller arası miras gibi aktarılıyor. Böyle büyüyen çocuklar yarın okumuş cahil oluyor; diploması oluyor ama omurgası olmuyor.

İçine çöken toplum ise hepsinden tehlikelidir. Kurumlar vardır ama işlemez. Kurallar yazılıdır ama kişiye göre uygulanır. Herkes birbirine bakar, kimse aynaya bakmaz. Kaotik düzen tam da budur: Herkes rahatsızdır ama kimse sorumlu değildir. Korku, yönetim tekniği hâline gelmiştir.

Ben patlamalardan değil, bu çürümeden korkarım. Açık baskıdan değil, normalleşmiş hukuksuzluktan korkarım. Cehaletten değil, okumuş cehaletten; bağnazlıktan değil, bağnazlığı akıl diye pazarlayandan korkarım. Çünkü bunlar içten içe çöker ve çöktükçe herkesi içine çeker.

Korku budur.
Sessizdir.
Dağınıktır.
Kaotiktir.

Ve en tehlikelisi şudur:
Kendini düzen, istikrar ve sadakat kılığında sunar.

Bu yüzden, kendi içine çöken her şeyden korkarım. Çünkü Türkiye’de bazı çöküşler gürültüyle değil, alkışla olur.