Suriye’de Aleviler katlediliyor. Bu artık tartışmaya açık bir iddia değil, süslenmiş bir politik söylem hiç değil. Bu, tüm dünyanın gözleri önünde işlenen, belgeleriyle, tanıklarıyla, mezarlarıyla ortada duran bir insanlık suçudur. Ve her geçen gün, bu suça karşı gösterilen sessizlik, akan kan kadar ağır bir utanç bırakmaktadır geride.

Suriye’de Alevilere yönelik saldırılar rastlantı değildir. Bu yaşananlar “iç savaşın doğal sonucu” diye geçiştirilemez. Bu, sistematik, bilinçli ve ideolojik bir yok etme girişimidir. Alevi köyleri hedef alınmakta, insanlar inançlarından dolayı infaz edilmekte, kadınlar ve çocuklar bir korku düzeninin içine hapsedilmektedir. Bu tabloyu hâlâ görmeyenler ya gerçeği inkâr ediyor ya da bilinçli olarak susmayı tercih ediyor.

Aleviler, Suriye’nin kadim halklarındandır. Yüzyıllardır o topraklarda yaşamış, o coğrafyanın kültürünü, müziğini, emeğini ve hafızasını taşımışlardır. Bugün ise sırf kimliklerinden dolayı “öteki”, “düşman” ve “yok edilmesi caiz” ilan ediliyorlar. Radikal selefi zihniyetin tekçi, tahammülsüz ve ölümcül anlayışı, Alevileri açık hedef haline getirmiştir. Bu zihniyetin hangi örgüt adıyla, hangi bayrak altında hareket ettiğinin bir önemi yoktur; özü aynıdır: Kendinden olmayana yaşam hakkı tanımamak.

Daha da sarsıcı olan, uluslararası toplumun bu vahşet karşısındaki ikiyüzlü tutumudur. İnsan hakları, demokrasi, özgürlük gibi kavramları dillerinden düşürmeyen güçler, konu Aleviler olunca derin bir sessizliğe gömülmektedir. Birleşmiş Milletler rapor hazırlar, Batılı ülkeler “endişe duyduklarını” söyler, bölge ülkeleri ise mezhepsel hesaplarla susar. Ama Alevi çocuklar ölmeye devam eder. Demek ki insan hakları, herkes için eşit bir ilke değil; çıkarlarla sınırlı bir pazarlık aracıdır.

Soykırım sadece tarih kitaplarında kalan bir kavram değildir. Soykırım; bir halkın sistematik biçimde korkutulması, evlerinden sürülmesi, açlığa ve güvencesizliğe mahkûm edilmesi, inancından dolayı öldürülmesiyle gerçekleşir. Bugün Suriye’de Alevilerin yaşadığı tam olarak budur. Sessizlik, bu suçun en güçlü silahıdır. Suskunluk, katilin cesaretini artırır. Her susan devlet, her görmezden gelen kurum, her “bizim meselemiz değil” diyen siyasetçi bu suçun ortağıdır.

İslam dünyasına da açıkça konuşmak gerekiyor. Aleviler Müslümandır. Ama mesele yalnızca mezhep meselesi değildir. Mesele insanlık meselesidir. Bir inanç yorumunu mutlak doğru ilan edip diğerini yok etmeyi meşru sayan anlayış, yarın başka bir grubu, başka bir mezhebi, başka bir halkı hedef alacaktır. Tarih bunu defalarca göstermiştir. Bugün Alevilere yapılanlara sessiz kalanlar, yarın kendi evlatlarının çığlığına da kulak bulamayabilir.

Türkiye açısından bu konu hayati bir öneme sahiptir. Çünkü Suriye’de körüklenen mezhepçi nefret, sınır tanımaz. Bugün orada yakılan ateş, yarın burada hissedilir. Alevilere yönelik nefret dili, sadece Suriye’yi değil, tüm bölgeyi zehirler. Bu yüzden Suriye’de Alevi soykırımına karşı çıkmak, sadece vicdani bir duruş değil; tarihsel, toplumsal ve insani bir sorumluluktur.

Artık açıkça söylemek gerekiyor: Suriye’de Aleviler hedef alınıyor, öldürülüyor ve yok edilmeye çalışılıyor. Buna susmak, buna alışmak, bunu normalleştirmek insanlıktan vazgeçmektir. Dünya kamuoyu, sivil toplum, aydınlar, gazeteciler ve vicdan sahibi herkes sesini yükseltmek zorundadır.

Suriye’de Alevi soykırımına dur de!
Çünkü susarsak, sıra hepimize gelir.