“Avrupa bizi kıskanıyor”, “Amerika rahatsız”, “Dünya diz çökecek”…
Bu cümleler tanıdık. Çok tanıdık. Çünkü her çöküşün öncesinde bu cümleler söylenir. Venezuela da böyle uyutuldu. Önce alkış, sonra açlık. Önce slogan, sonra göç. Önce hamaset, sonra çöküş. O yüzden diyorum ki: Venezuela örnek olsun. Algıyla güçlü olunmuyor.
Bir ülke televizyon ekranlarında bağırarak büyümez. Bir ülke nutukla, ajitasyonla, masal anlatılarak ayakta durmaz. Güç dediğin şey ekranda değil, sokakta belli olur. Pazarda belli olur. Sınırda belli olur. Mahallede, adliyede, okulda belli olur. Bugün bu ülkede hangi alana baksanız bir çatlak görüyorsunuz ama hâlâ “şahlanıyoruz” masalı anlatılıyor.
Venezuela petrol ülkesiydi. “Zenginiz” dediler. “Bağımsızız” dediler. “Emperyalizme kafa tutuyoruz” dediler. Halk alkışladı. Sonra ne oldu? Para pul oldu. İnsanlar ülkeden kaçtı. Çocuklar aç kaldı. Bugün milyonlarca Venezuelalı başka ülkelerde hayatta kalmaya çalışıyor. Peki suç kimde? Dış güçlerde mi? Hayır. Gerçeklerle yüzleşmek yerine algıya sarılanlarda.
Şimdi dönüp kendimize bakalım. Tepemizde keşif İHA’ları uçuyor. Kimin olduğu belli değil. Sınırlar desen, harita üzerinde var, sahada yok. Giren girene. Çıkan çıkana. Kim bu insanlar? Kaçı kayıtlı, kaçı değil? Kaçı masum, kaçı değil? Bilmiyoruz. Ama biliyormuş gibi davranıyoruz. İşte algı tam da budur: Bilmediğini saklamak, bilmediğini bağırarak örtmek.
Bir devlet sınırını koruyamıyorsa, nutukla güçlü olamaz. Bir devlet vatandaşına “merak etme” deyip sonra onu güvensiz sokaklara mahkûm ediyorsa, o devlet güçlü değildir. Güç, yurttaşın gece rahat uyuyabilmesidir. Güç, çocuğunu okula gönderirken endişe etmemektir. Güç, yarınından korkmamaktır.
Ekonomiye bakalım. Yoksulluk artık inkâr edilemiyor. Emekli pazar artıklarını topluyor. Gençler “nasıl giderim” diye düşünüyor. Orta sınıf diye bir şey kalmadı. Ama ekranda hâlâ pembe tablolar çiziliyor. Venezuela’da da çiziliyordu. Rakamlar süsleniyordu. Gerçek hayat ise çökmüştü. Bizde de rakamlar konuşuyor, hayat susuyor.
Bir ülke yoksullaşıyorsa, orada güç yoktur. Ne kadar bayrak sallarsan salla, ne kadar marş çalarsan çal… Aç insanın karnı sloganla doymuyor. Venezuela’da da doymadı. Bizde de doymuyor. Gerçek budur.
Hukuk meselesine gelince… Güçlü devlet hukuka yaslanır. Hukuk eğilip bükülüyorsa, adalet duygusu yok olmuşsa, orada çürüme başlar. Venezuela’da yargı siyasetin sopası oldu. Sonra güven bitti. Yatırım bitti. Gelecek bitti. Bugün bizde de “adalet” kelimesi herkesin ağzında ama kimsenin kalbinde değil. İnsanlar mahkemeye değil, kadere güveniyor. Bu güç değil, bu çaresizliktir.
Bir de şu bitmeyen düşman masalı var. Her eleştiren hain, her soru soran düşman, her itiraz eden ajan. Venezuela’da da böyleydi. Gerçeği söyleyenler susturuldu, masal anlatanlar alkışlandı. Sonra gerçekler bir gün duvar gibi çarptı. Masal bitti, açlık başladı.
Bakın, mesele iktidar meselesi değil. Mesele memleket meselesi. Bir ülke kendi gerçekleriyle yüzleşmezse, başkalarının trajedisini yaşar. Venezuela bir uyarıdır. “Biz olmaz” demeyin. Herkes öyle dedi. Olmaz denilen her şey oldu.
Algıyla güçlü olunmuyor. Güç; üretimle olur, hukukla olur, akılla olur, planla olur. Güç; yurttaşını koruyan, sınırını koruyan, geleceğini düşünen devletle olur. Geri kalanı gürültüdür.
Ve gürültü, bir süre sonra sessizliğe gömülür.
Venezuela gibi…

Kommentare
…Kommentare werden geladen…