Haber ve Fotoğraflar: Hüseyin İŞLEK

Berlin, dünya opera repertuvarının en seçkin örneklerinin sahnelendiği unutulmaz bir galaya ev sahipliği yaptı. Başkent Berlin’deki tarihi Fransız Kilisesi’nde Verdi’den Puccini’ye, Bizet'den Saint-Saëns'a uzanan geniş bir yelpazede gerçekleşen konserde, uluslararası solistler izleyicilere duygu yüklü bir akşam yaşattı.
Tenor Matthew Pena, soprano Sarah Voutur, bariton Melih Tepretmez ve mezzo-soprano Alexandra Urquiola’nın sahne aldığı gecede, opera tarihinin en sevilen aryaları ve düetleri seslendirildi.

Gecenin akışı sadece müzikal bir ziyafet sunmakla kalmadı, aynı zamanda bestecilerin hayatlarına dair anlatılan ilginç anekdotlarla izleyiciyi 19. yüzyıl Avrupası’nda tarihi bir yolculuğa çıkardı. Salonu hıncahınç dolduran 400’ü aşkın sanatsever, unutulmaz bir akşam yaşama olanağı buldu.

Bu özel sanat etkinliğinin mimarları olan Bariton Melih Tepretmez ve Piyanist Anna Tepretmez, Berlin’de kurdukları sanat köprüsünü uluslararası solistlerle taçlandırdı.

Sahneye çıkan Amerikalı Tenor Matthew Peña, Soprano Sarah Voutur ve Mezzo-Soprano Alexandra Urquiola, güçlü sesleri ve sahne hakimiyetleriyle izleyicileri adeta büyüledi.

Konser programı, opera literatürünün “En İyiler” seçkisi niteliğindeydi ve ağırlıklı olarak İtalyan ve Fransız romantizminin izlerini taşıyordu. Aşk, tutku, baştan çıkarma ve trajik ayrılıkların işlendiği eserler, sanatçıların üstün performanslarıyla yeniden hayat buldu.

Programın açılışında, Giuseppe Verdi’nin başyapıtı Rigoletto operasından, Mantua Dükü’nin meşhur aryası ‘La donna è mobile’ (Kadın kalbi değişkendir) Tenor Matthew Peña tarafından seslendirildi. Ancak bu performans öncesinde paylaşılan bir detay, salonu gülümsetti.

Verdi’nin, bu melodinin prömiyerden sonra bir “hit” olacağını ve dilden dile dolaşacağını önceden sezdiği, bu yüzden de melodinin sızmasını engellemek için orkestra üyelerinin prova dışında bu melodiyi ıslıkla bile çalmasını yasakladığı anlatıldı.

Verdi rüzgarı, bestecinin en kapsamlı ve derinlikli eseri Don Carlos ile devam etti. Rodrigo’nun ölüm sahnesi olan ve Posa’nın son sözlerini içeren ‘Io morrò’ (Öleceğim) aryası, Bariton Melih Tepretmez’in dramatik yorumuyla izleyicilerden büyük alkış aldı.

Bu eserin sunumunda anlatılan hikaye ise dönemin şartlarını gözler önüne serdi: Operanın Paris prömiyerinde, eserin uzunluğu nedeniyle izleyicilerin banliyölere giden son treni (00.25 treni) kaçırma riski doğmuş ve bu yüzden eser prömiyer gecesi yarım saat kısaltılmak zorunda kalınmıştı.

Konserde, Fransız operasının başyapıtlarına da geniş yer verildi. Mezzo-Soprano Alexandra Urquiola, Bizet’nin ölümsüz eseri Carmen’den seslendirdiği ‘Seguidilla’ ve ‘Habanera’ aryalarıyla Carmen’in özgür, boyun eğmez ve isyankar ruhunu sahneye taşıdı.

Özellikle ‘Aşk asi bir kuştur’ dizeleriyle bilinen aryalar, gecenin enerjisini zirveye taşıdı. Buna karşılık Matthew Peña’nın seslendirdiği ‘Çiçek Şarkısı’ (La fleur que tu m’avais jetée), Don José’nin saplantılı aşkını tüm çıplaklığıyla hissettirdi.

İtalyan repertuvarının devi Puccini’nin eserlerinde ise bestecinin ‘hız tutkusu’ öne çıktı. Beste yaparken sık sık hızlı spor arabalarla tura çıktığı anlatılan Puccini’nin dinamik ruhu, La Bohème eserlerine yansıdı.

Puccini’nin Turandot Operası’ndan, en çok tanınan, ama en zoru kabul edilen arya ‘Nessun Dorma’ (Kimse Uyumasın), finalde tenor Matthew Peña’nın güçlü sesiyle taçlandırıldı.

‘Vincerò! Vincerò!’ (Kazanacağım!) ‘Kimse uyumuyor! Gün doğarken kazanacağım!’ sözlerinin söylendiği anlar, operanın sadece bir müzik türü değil; tarih, tutku ve insan hikayelerinin iç içe geçtiği evrensel bir dil olduğunu bir kez daha kanıtladı. Berlin’deki bu görkemli gece, sanatçıların ve izleyicilerin bütünleştiği, alkışların dakikalarca dinmediği muhteşem bir atmosferle son buldu.