İnsanları ikiye ayırmak, onları birleştirmekten daha kolaydır.
Çünkü bölmek emek istemez; bir cümle yeter, bir korku, bir öfke, bir “biz ve onlar” ayrımı… Birleştirmek ise sabır ister, vicdan ister, adalet ister. Bölmek bağırarak yapılır, birleştirmek dinleyerek. Bölmek kışkırtır, birleştirmek iyileştirir.
Tarih boyunca iktidarların en çok başvurduğu yöntem bu oldu. Aç olanı tok olana düşman etmek, yoksulu yoksula kırdırmak, inancı inanca, kimliği kimliğe çarpıştırmak. Çünkü insanlar bir araya gelirse sorular sormaya başlar. Neden yoksuluz? Neden adaletsizlik var? Neden hep aynı isimler zenginleşiyor? İşte bu sorular tehlikelidir. O yüzden kalabalıklar bölünür. Aynı sofraya oturmasınlar diye, aynı acıda buluşmasınlar diye, aynı geleceği kuramasınlar diye.
İnsanları ikiye ayırmanın en kolay yolu korkudur. Korku, aklı felç eder. “Öteki” tehdit olarak sunulduğunda, insan düşünmez, sorgulamaz. Sadece savunmaya geçer. Oysa çoğu zaman tehdit diye gösterilen, aynı hayatın içinde debelenen, aynı dertlerle boğuşan, aynı yarın kaygısını taşıyan insanlardır. Ama korku, gerçeği görünmez kılar.
Bir diğer güçlü araç ise yalandır. Yalan, gerçeğin yerini aldığında toplum çözülmeye başlar. Bir süre sonra kimse neye inanacağını bilmez. Herkes kendi küçük hakikatine kapanır. Bu da ayrışmayı derinleştirir. Gerçek ortak bir zemindir; yalan ise insanları parçalara ayıran bir zehirdir. Ve ne yazık ki yalan, çoğu zaman alkışlanır. Çünkü kolaydır, çünkü işine gelene hizmet eder.
Dil de bölmenin en keskin bıçağıdır. Kelimelerle insanlar ya insanlıktan çıkarılır ya da insanlaştırılır. Birine sürekli “hain”, “çürük”, “yük” derseniz, bir süre sonra ona yapılan her haksızlık normalleşir. Vicdan sessizleşir. Oysa birleştirici dil, insanı insana hatırlatır. Ama bu dil, iktidarların pek hoşuna gitmez. Çünkü vicdan uyanırsa düzen bozulur.
Birleştirmek zordur. Çünkü yüzleşmeyi gerektirir. Hatalarla, adaletsizliklerle, geçmişin yükleriyle yüzleşmeyi… Birleştirmek, sadece aynı sloganı atmak değildir. Aynı acıya bakabilmektir. Başkasının yarasını kendi yarası gibi hissedebilmektir. Bu da cesaret ister. Çıkarın değil, hakkın yanında durmayı gerektirir.
Toplumlar bölündükçe küçülür. Aynı sokakta yürüyen insanlar birbirine yabancılaşır. Selam kesilir, göz teması kaybolur. Herkes kendi kabuğuna çekilir. Bu yalnızlık hali, en çok da güçlülerin işine yarar. Çünkü yalnız insan kolay yönetilir. Birlikte düşünen, birlikte konuşan, birlikte itiraz eden insan ise zor.
Bugün yaşadığımız birçok krizin temelinde bu bölünmüşlük var. Ekonomik çöküş de, adalet duygusunun erozyonu da, toplumsal çürüme de buradan besleniyor. İnsanlar birbirini suçlarken, asıl sorumlular aradan sıyrılıyor. Kavga eden kalabalıklar, yukarıya bakmayı unutuyor.
İnsanları ikiye ayırmak kolaydır, evet. Ama bedeli ağırdır. Birleştirmek zor olsa da tek çıkış yoludur. Çünkü ancak bir araya gelindiğinde, korku da yalan da hükmünü yitirir. Ancak o zaman gerçek sorular sorulur ve gerçek cevaplar aranır. Ve belki o zaman, bu topraklarda yeniden “biz” olmanın ne demek olduğu hatırlanır.

Kommentare
…Kommentare werden geladen…