. Halkı eğlendirerek, coşturup, "mutlu eden ve kendi durumunu düşünmeyen, sorgulamayan, eleştirel düşünemeyen" kitleler haline getirmek için çok sayıda "araç, etkenlik ve paralı sporlar" kullananların ana hedefi "ülkeyi ve devleti" ele geçirmektir.
. Bu görüş, siyaset bilimi ve sosyolojide oldukça "köklü bir tartışma" konusudur.
. Bu yaklaşım, kitlelerin "uyutulması" veya dikkatinin "asıl sorunlardan başka" yöne çekilmesi stratejisini ifade eder. Bu araçlar, "kimin" elinde olduğuna ve hangi amaçla kullanıldığına bağlı olarak çift taraflı "keskin bir kılıç"" gibidir.
. "Ekmek ve Sirk" Bu kavramın kökeni Antik Roma’ya kadar uzanır. Romalı hiciv şairi "Juvenalis", halkın "sadece karnının doyması" (ekmek) ve eğlendirilmesiyle (gladyatör dövüşleri/sirkler) yetindiğini, böylece siyasi haklarından ve eleştirel bakış açılarından "vazgeçtiğini" savunmuştur. Günümüzde "paralı sporlar" ve popüler kültür etkinlikleri sıklıkla bu kavramın modern versiyonu olarak görülür.
. Modern eğlence dünyası bir "kültür endüstrisi" olarak tanımlanır. Eğlence, bireye bir "rahatlama" alanı sunar ancak bu rahatlama, statükoyu "sorgulamayı engeller". Birey, boş zamanlarında bile "tüketim odaklı" bir döngüye sokularak sistemin bir parçası haline getirilir. Eleştirel düşüncenin yerini, "hazır sunulan" içeriklerin "pasif bir şekilde" kabullenilmesi alır.
Bir toplumu yönetme veya dönüştürme iddiasında olan egemen güçler için "düşünmeyen kitleler" yaratmak "stratejik bir avantaj "sağlar:
. Ülkede büyük krizler veya yapısal sorunlar yaşanırken, büyük spor organizasyonları veya magazin olaylarla toplumun dikkati başka yöne çekilebilir. Spor ve eğlence üzerinden yaratılan yapay gruplaşmalar, insanların "gerçek sınıfsal" veya "hak temelli" sorunlarını unutarak "sembolik kavgalara" odaklanmasına neden olabilir.
. Bazı belediyelerin, bazı devlet kurumlarının düzenlediği geniş eğlence sunumlarına gider; bunda "sürü etkisi" çok önemli bir etkendir. Birbirlerine baka baka ayni "şeyi" yaparlar.
. Bu durum, bireyin kendi "özgür iradesini" bir kenara bırakıp, "kalabalığın ritmine" uyum sağladığı "Anonimleşme" ve "Sürü Psikolojisi" kavramlarıyla açıklanabilir.
İnsan zihni, belirsizlik anlarında veya büyük organizasyonlarda "doğru davranışın" ne olduğuna karar vermek için "çevresine" bakar.
. Eğer, binlerce kişi aynı anda alkışlıyor, zıplıyor veya bir sloganı bağırıyorsa, "birey sorgulamayı bırakır" ve "Herkes yapıyorsa bir bildikleri vardır" ya da "Bu doğru olanıdır" düşüncesine kapılır. Bu durum ise, "eleştirel filtrelerin" devre dışı kaldığı andır.
. Geniş kitlelerin "içine giren" birey, artık "kendisi" olmaktan çıkar. Kalabalık içinde kimliği "belirsizleştiği" için yaptığı eylemlerden "kendini sorumlu" tutmaz. Tek başına olduğunda "saçma" bulacağı bir eğlence veya slogan, kitle içinde bir "coşku seline" dönüşür.
. Bu da kurumların "kitleleri" belirli bir duygu durumuna (aşırı mutluluk veya aşırı öfke) sürüklemesini kolaylaştırır. Bu etkinliklerden kimlerin çıkarı vardır, diye düşünmez bile. "Çok doğru yaptığını" düşünür.
Bir meydanda binlerce kişi aynı ritimle hareket ettiğinde, bu sadece fiziksel bir taklit değil, kimyasal bir süreçtir.
. Beyin dopamin ve serotonin salgılayarak bireye "bir bütüne ait olma" hazzı verir. Bu haz, kişinin kendi gerçekliğini ve ekonomik/sosyal durumunu "düşünmesini geçici olarak engeller".
. Belediyeler veya devlet kurumları halka çeşitli etkinlikler düzenlerken genellikle bu hedefleri güderler: "Bakın, ne kadar çok sevenimiz ve takip edenimiz var" mesajı vermek isterler.
. Halkın birikmiş stresini veya memnuniyetsizliğini, sistem için tehlikesiz olan "eğlence kanalları" üzerinden boşaltmalarını isterler. Kişisel sorunları unutturup, kurumsal veya ideolojik bir kimlik altında toplumu birleştirmeye çalışırlar..
. Birbirlerine baka, baka aynı şeyi yapmak aslında bireyin "yalnızlık korkusunun" ve bir gruba dahil olma duygusunun "en savunmasız halidir".
. Eğlencelerin, etkinliklerin ücretsiz (aslında halkın vergileriyle) sunulması, kitlenin bu "sürü etkisine" kapılmasını daha da kolaylaştırıyor.
. Burada "bedavalık" algısının sonuç olarak "toplumsal maliyetini" de görmeliyiz. Bedava" olarak sunulan her şey, aslında göründüğünden çok daha yüksek bir maliyete sahiptir. Bu maliyet çoğu zaman cüzdanımızdan değil, "zihnimizden ve özgürlüğümüzden" ödenir.
. Halka sunulan bu "ücretsiz" hizmetler ve eğlenceler karşısında sormamız gereken temel sorular ve düşünmemiz gereken gerçekler vardır:
. Ekonomide temel bir kural: "Eğer bir şeye bedel ödemiyorsanız, ürün sizsinizdir."
. Belediyelerin veya devlet kurumlarının "bedava" dediği konserler, festivaller ve hediyeler aslında "halkın ödediği vergilerle" finanse edilir. Yani halk, kendi parasıyla kendisine sunulan bir lütfu "alkışlamaya ikna" edilir.
. Bu etkinlikler, kurumun veya "yöneticinin reklam" kampanyasına dönüşür. Bedava eğlence, aslında gelecekteki oyların veya sadakatin "peşin" ödemesidir.
. Birinden "hediye" veya "ikram" aldığınızda, ona karşı biyolojik bir minnet duygusu beslemeye başlarsınız.
. Bu psikolojik bariyer, kişinin o kurumu veya kişiyi, o siyasetçiyi, belediye başkanını… eleştirmesini zorlaştırır.
. "Adamlar çalışıyor, bak bize konser veriyor/yardım dağıtıyor" düşüncesi, yolsuzlukların, eksik hizmetlerin veya yanlış politikaların üzerini örten bir perdeye dönüşür.
. Bedava eğlenceler genellikle yapısal sorunları gizlemek için kullanılır.
. Bir bölgede işsizlik veya altyapı sorunu varken neden dev bütçeli bir festival yapılıyor?
. Halkın nitelikli eğitim ve sağlık hizmetine mi, yoksa bir gecelik coşkuya mı daha çok ihtiyacı var?
. Ekmek ve sirk stratejisi burada devreye girer: Uzun vadeli refah yerine, kısa vadeli haz verilir.
. Sürekli "bedava" içerik ve eğlenceyle beslenen kitlelerde bir süre sonra "hak arama" bilinci yerini ne yazık ki "beklenti" bilincine bırakır.
. Yurttaş kendi "yaşamını iyileştirmek" için çaba sarf etmek veya sistemden "yapısal değişim" talep etmek yerine, bir sonraki "bedava" etkinliğin veya yardımın gelmesini bekleyen "pasif bir alıcıya" dönüşür.
. Bedava sunulan her eğlenceyi ve armağanı şu süzgeçten geçirmeliyiz:
. "Bu bana verilen bir hak mı, yoksa sorgulama yeteneğimi satın almak için uzatılan bir "sus payı" mı?"
. Bu "bedavacılık" kültürü, toplumun "hak ettiği" gerçek hizmet kalitesini talep etmesinin önündeki "en büyük engel" olabilir.
. Halk kitlelerinin uyanması, bilinçlenmesi, daha iyi yönetimler talebinde bulunması tüm bu nedenlerden dolayı gittikçe zorlaşır, bu durumun toplumsal ahlak üzerindeki olumsuz etkilerini hep artar.
Gönen ÇIBIKCI

Comments
…Loading comments…