Türkiye’de seçim sonuçları yalnız sandıkta belirlenmez; algılar, söylemler ve kimlik tartışmaları da en az oy oranları kadar belirleyici olur. Son yıllarda Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) etrafında kurulan algı bunun en açık örneğini oluşturuyor.
Bir dönem “CHP–PKK–DEM Parti el ele” söylemi üzerinden yürütülen propaganda ile seçim kaybettirildiği iddia edildi. Bugün ise tam tersine, “CHP bu kesimlere mesafeli duruyor” söylemi üzerinden yeni bir siyasal hat kurulmaya çalışılıyor. Yani değişen şey gerçeklikten çok, siyasi anlatının yönü.
Peki bu tartışmaların ortasında CHP ne yapıyor? Daha önemlisi: CHP kendi temel ideolojik dayanağı olan laiklik konusunda nerede duruyor?
1. CHP VE LAİKLİK
CHP’ye göre Mustafa Kemal Atatürk’ün laiklik anlayışı yeterince net değil mi?
Devlet ile din işlerinin ayrılması ve her yurttaş için vicdan özgürlüğünün güvence altına alınması.
Laiklik, dine karşı olmak değildir; devletin dini referanslarla yönetilmemesi ve inancın siyasal gösteriye dönüşmemesidir.
(Partide laik duruş gösterenleri tenzih ediyorum.) Bugün CHP’li bazı yöneticilerin ve belediyelerin pratiklerine bakıldığında ciddi bir tartışma ortaya çıkıyor:
Cuma namazı görüntülerinin özellikle servis edilmesi,
Ramazan çadırlarının siyasi tanıtıma dönüşmesi,
İftar organizasyonlarının medya performansı haline gelmesi,
Cami ve cem evi hizmetlerinin sosyal politika yerine kimlik siyaseti biçiminde sunulması,
Oruç tutmayanların toplu iftar görüntülerinde sembolik davranışlar sergilemesi…
Bu uygulamalar şu soruyu kaçınılmaz hale getiriyor:
CHP laikliği yeniden mi tanımlıyor, yoksa laiklikten uzaklaşarak rakiplerinin siyasal alanına mı giriyor?
Çünkü laiklik, inancın görünürlüğünü artırmak değil; devlet gücünün inanç karşısında tarafsız kalmasını sağlamaktır.
Bir siyasi parti, rakibine benzedikçe seçmeni genişletmez; kimliğini bulanıklaştırır.
2. BUGÜNKÜ CHP VE BELEDİYELERİN ALDIĞI YARALAR
CHP’nin yerel yönetimlerde elde ettiği başarı, Türkiye siyasetinde önemli bir fırsat yarattı. Ancak bu fırsatın tam anlamıyla değerlendirildiğini söylemek zor.
Sorun yalnız hizmet üretmek değil, nasıl bir belediyecilik anlayışı ortaya konduğu meselesidir.
Bugün birçok CHP belediyesinde eleştirilen başlıklar şunlar:
• Belediye şirketlerinin yönetim kurulu maaşları,
• Atama süreçlerinde şeffaflık eksikliği,
• Başkan yardımcıları ve üst kadro tercihlerinde liyakat tartışmaları,
• Proje kararlarının halkla yeterince tartışılmaması,
• Gelir–gider tablolarının toplum tarafından izlenebilir olmaması.
Bu durum, CHP’nin yıllarca eleştirdiği merkeziyetçi yönetim anlayışının yerelde yeniden üretildiği algısını doğuruyor.
Oysa seçmen, yerel yönetimden iktidara taşıdığı CHP’den yalnız hizmet değil, sosyal belediyecilik ve halkçı yönetim Türkiye’ de güçlenmesini bekliyordu.
İftar çadırı kurmak, sosyal yardım dağıtmak, ucuz lokanta açmak elbette sosyal belediyeciliğin parçasıdır. Ancak bunlar tek başına “halkçı belediyecilik” değildir.
Çünkü aynı hizmetleri CHP dışında diğer partiler de yapmaktadır.
3. HALKÇI BELEDİYECİLİK NASIL OLMALIYDI?
Halkçı belediyecilik, yardım dağıtan değil; yönetimi halkla paylaşan belediyecilik demektir.
Gerçek halkçı modelde:
• Belediye bütçesi halkla tartışılır,
• Büyük projeler mahalle meclislerinde konuşulur,
• Harcamalar şeffaf platformlarda yayımlanır,
• Belediye şirketleri kamu denetimine açılır,
• Kent kararlarına yurttaş doğrudan katılır.
Yani halk hizmetin alıcısı değil, kararın ortağı olur.
CHP’nin yerel iktidar olduğu şehirler, demokratik yönetimin laboratuvarına dönüşebilirdi. Türkiye’nin geri kalanı bu modeli izleyebilirdi. Görünen o ki, birçok yerde belediyecilik, sosyal yardım merkezli bir rekabet alanına sıkıştı. Bu da CHP’yi farklılaştırmak yerine benzeştirdi.
4. CHP NE YAPMALI?
CHP’yi iktidara kimlik tartışmaları taşımaz. Güven veren halkçı yönetim modelidir.
Bunun için üç temel adım kaçınılmazdır:
1. Laikliği yeniden açıklamak
Laiklik; inanç gösterisi yapmak değil, inanç özgürlüğünü koruyan tarafsız devlettir. CHP bunu açık ve tutarlı biçimde anlatmalıdır.
2. Gösteri siyasetinden uzaklaşmak
İbadet, yardım ve sosyal destek propaganda malzemesi haline getirilmemelidir. İnanç kişisel alan olarak korunmalıdır.
3. Gerçek halkçı belediyeciliği kurmak
Şeffaflık, katılım ve yerel demokrasi CHP belediyelerinin temel kimliği haline gelmelidir.
SONUÇ OLARAK:
CHP’nin sorunu ne fazla laik olmak ne de yetersiz dindar görünmektir.
Sorun, kendi siyasal kimliğini net biçimde ortaya koyamamasıdır.
Haca gitme, Umre ziyareti, namaz kılmak, oruç tutma ya da tutmamak bireyin inancıdır. Bunların siyasi vitrine taşınması ise laiklik anlayışını zedeler.
CHP’yi iktidara taşıyacak olan şey, dini görünürlük yarışına girmesi değil; demokratik, şeffaf ve halkın yönetime katıldığı bir yerel yönetim modelini başarıyla kurmasıdır.
Türkiye seçmeni benzerini değil, alternatifi aramaktadır.
Hadi hayırlısı…

Comments
…Loading comments…