Aydın susarsa, ülke cehaletin eline düşer. Bu kadar net! Tarih bunu defalarca gösterdi. Kurtuluş Savaşı’nda cephede askerler savaştı evet, ama esas zaferi kazanan Genç Türk aydınlarıydı. Halkı bilinçlendirdiler, örgütlediler, uyandırdılar. Köylerde, kahvelerde, sokaklarda halkın beynini açtılar. Halk ayağa kalktı, cehalet yenildi, bağımsızlık kazanıldı. Aydın olmasaydı, işgalciler hâlâ Ankara’yı kuşatıyor olurdu.
Ama aynı tarih farklı dönemlerde aynı felaketi de gösterdi. 27 Mayıs 1960 darbesi öncesinde aydınlar sessizdi. Siyasetle ilgilenmeyen, hataları halka aktarmayan, eleştirisini yazmayan aydınlar yüzünden yönetim bir anda askerlerin kontrolüne geçti. Halk uyarılmamıştı, eleştirecek ses yoktu. 12 Mart 1971 muhtırası, 12 Eylül 1980 darbesi de öyle. Suskun aydınlar, sessiz medya, korkmuş entelektüeller… Ve bir anda ülke askerin kucağına düştü. Tarih tekrar etti. Ders alınmadı.
Aydın ne demektir? Diploma sahibi olmak değildir! Aydın; vicdanı olan, haksızlığa susmayan, yanlış karşısında bağıran, doğruyu söyleyen insandır. Toplumun karanlıkta kalmasını istemeyen insandır. Ama siz siyaseti kirli bulup kenara çekilirseniz, o boşluğu dolduranlar bilgiyle değil, popülizmle, bağırmakla, çıkarla yükselir. Liyakat mi? Yok. Vicdan mı? Yalnızca maskeli gösterişler var.
Suskunlukla büyüyen cehalet önce düşünceyi boğar. Sonra eleştiriyi hainlik sayar. Korku ve alışkanlık birleşir. İnsanlar konuşamaz hâle gelir. Toplum kendi geleceğini başkalarına teslim eder. Suskunluk bir tercih değildir; sessiz bir felakettir.
Aydınlar “tarafsızım” der. Hah! Tarafsızlık çoğu zaman sessizlik demektir. Sessizlik, zalimin işine yarar. Haksızlık büyür. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül… Tarih yazdı bunu, defalarca. Sessizlik, zalimin en sadık yardımcısıdır. Suskun toplum, cehaletin ekmeğine yağ sürer.
Bakın, siyaset boş bırakıldığında temiz kalmaz. Eğer akıl geri çekilirse, boşluğu dolduracak olanlar çıkarcılar, yalakalar, bağıran kalabalıklar olur. Bilgiye yer yoktur. Vicdana yer yoktur. Slogan yükselir, akıl susturulur. Ve toplum yavaş yavaş kendi iradesini kaybeder.
Demokrasi sadece sandık değildir. Demokrasi bilinçtir, sorgulamadır, cesarettir. Eğer aydın susarsa, demokrasi erir. Ve cehalet sadece yönetmekle kalmaz; toplumu kendi aptal vizyonuna göre şekillendirir. Doğrular susar, yalanlar bağırır. Akıllı insanlar köşelerine çekilir, popülizm meydan okur. Ve toplum kendi iradesini kaybeder.
Bugün de durum farklı mı? Hayır! Popülist liderler bağırıyor. Sosyal medya aptallığı besliyor. Bilim ve vicdan susturuluyor. Aydınlar ise kitap kokusundan kafasını kaldırmıyor, televizyon tartışmalarına girmiyor, sosyal medyada sessiz. Ve yine cehalet kazanıyor. Bağıranlar yükseliyor, sorgulayanlar kayboluyor.
Aydınlar, susmayın! Tarih derslerini hatırlayın! Suskunluk her zaman zalimi güçlü kılar. Sessiz kalan toplum, cehaletin oyuncağı olur. Suskunluk bulaşıcıdır, virüs gibidir. Bir kere topluma yayılırsa geri dönüşü yoktur. İnsanlar konuşmayı unutur, sorgulamayı bırakır, eleştiriden korkar. Ve sonunda yanlışlar normalleşir.
Bakın, ülkenin yönetimi sadece siyasilerde değildir. Yönetim, toplumun bilincindedir. Eğer siz susarsanız, meydan bağıranlara kalır. Eğer siz sustuğunuzda, halkın iradesi manipüle edilir. Eğer siz sessiz kaldığınızda, tarih aynı hatayı tekrar eder. Ve cehalet konuştuğunda, akıl susar. Vicdan konuştuğunda, yalakalık yükselir. Bilgelik konuştuğunda, popülizm bağırır.
Aydın susarsa, cehalet kazanır. Bu kadar açık, bu kadar net. Suskunluk teslimiyettir, teslimiyet felakettir. Felaket sessiz başlar, gürültüyle devam eder, en sonunda bütün ülkeyi sarar.

Comments
…Loading comments…