Uzun yıllar yurt dışında çalışan vatandaşlarımızın bazıları, Türkiye’den ev arsa, yazlık tarla traktör aldılar. Küçük veya büyük işletmeler kurup yatırımlar yaptılar.

Bazıları da bir gün dönerim umuduyla eş, dost akraba, ana, baba kardeşler aracılığı ile mal mülk edinenler oldu. Başlangıçta her şey güzeldi ama sonradan, menfaatler çatışınca bazı gurbetçiler paralarının bir kısmını kaybetti.

Yurt dışındaki vatandaşlarımız göçün tarihini fiilen yaşamış olmakla beraber konuyu gençler için özetlemek isterim.

II. Dünya savaşında yaşanan büyük ekonomik yıkıma rağmen Almanya 1945 ten sonra Alman mucizesi olarak bilinen sanayi devrimini başlattı.

1960 yılından itibaren kalkınmayı sürdürebilmek için aşırı istihdam programı uygulamasına rağmen büyük ölçüde oluşan işgücü açığını yabancı işçilerle kapatmak üzere; İlk olarak İtalya, Yunanistan ve İspanya’dan sonra, 30 Ekim 1961’de Türkiye ile işgücü antlaşması imzalandı.

Bu tarihten itibaren Türkiye’den yurt dışına işçi göçü başladı. Almanya’ya ilk giden işçiler “misafir işçi” statüsünde karşılandı, sonra sürekli ikamet verilmeye başlandı.

Almanya kapısı açıldıktan sonra; Fransa, Hollanda, Belçika, Avusturya, İsveç gibi Avrupa ülkeleri ve Avustralya ile de işgücü antlaşmaları imzalandı ve işçi transferleri başladı.

Böylece, işgücü talep eden ülkeler iş gücü ihtiyacını karşıladı, Türkiye’deki yüksek işsizlik sorunu kısmen desteklenmiş oldu. Yapılan bu anlaşmalar bugün de devam etmektedir.

Yurt dışına işçi göçünün başlamasıyla Türkiye’deki bankalar da Almanya’da teşkilatlanmaya başladı. 1970/1980li yıllarda Türkiye’nin önemli bankaları işçi dövizi sağlamak üzere Türklerin yoğun olduğu kentlerde Temsilcilikler açmaya başladı. Sonraki yıllarda bu temsilcilikler, Türk ticari ünvanlını koruyarak, Alman bankası statüsünde şubelere dönüştü.

Bu dönemde ben de Köln, Stuttgart, Berlin, Bremen kentlerinde; Türk bankacılık hizmetlerini fiilen yürütmüş biri olarak Almanya’daki vatandaşlarımızın, Türkiye’de ne amaçla nasıl yatırım yapmak istediklerine tanık olduğum konuları satır başlıkları ile sizlere aktarmak istiyorum.

Almanya yabancı işçi kabul etmeye başladığı günden bugüne kadar I. II. Kuşaktan emekli olanlar, ülkeye dönenler olduğunu iyi bildiğinizden eminim.

Bugün devreye giren III kuşak gençlerin çok iyi eğitim aldığı, Almanca İngilizceyi ana dili gibi konuştuğu, bazılarının da Türkçe bilmediği bilinmektedir.

1973’teki petrol ve ekonomik krizinden sonra, 1985’te çıkan Geri dönüş Teşvik Yasası ile 400 bin Türk’ün geri dönmesinden sonra, Türk toplumu Almanya’da kalıcı oldu.

Ancak, Türk işçilerin geri dönüş sürecinde tecrübelerinin, ülkeye katkı sağlayacağını düşünmüş olsa da olumlu sonuç alınamamıştır. Bunun nedeni organize edilmiş bir devlet politikası olmamasıdır. Türk işçilerinin büyük çoğunluğu Almanya’da yaşamlarını sürdürmeyi tercih etmiş, bazıları ülkeye geri dönüş yapmış olsa da mutlu olmayanlar geri dönmeyi denemiştir.

Türkler Almanya’nın gelişimine katkıda sağladıkları gibi, 1980li yıllarda döviz ihtiyacı olan Türkiye’ye işçi dövizi ekonomiye önemli katkı sağlamıştır.

Avrupa’dan Avustralya’ya kadar oluşan göç hareketi, başlangıçta ekonomik ihtiyaçları karşılamak amacıyla geçici bir süreç olarak düşünülmüş olsa da zamanla kalıcı hale gelmiştir

Almanya’da yerleşik en büyük yabancı toplumu oluşturan Türk nüfusu yaklaşık 3 milyona ulaşmıştır. Türker’in bir kısmı özel sektörde kendi işini kurmuş, bazıları bürokraside, siyasette, bazıları sanayii, ticarette bazıları basın yayında, özetle Almanya’nın her kademesinde yer almıştır. Türkiye’den başlayan göç süreci, ekonomik amaçlardan öteye geçmiş, , ülkeler arasında önemli sosyal, kültürel, ekonomik bağlar oluşturmuştur.

Türkiye’ye yurt dışından (turist veya işçi) geldiğinizi anlayanlar bir alış-veriş sırasında sanki parayı sokaktan toplamış gibi farklı fiyatla karşılaşıldığını sizler de iyi biliyorsunuz. Size yakın, samimi, saygılı kibar davranış ve nezaketin cebinize olduğu bilinmelidir.

Türkiye’de yatırım yapmak isteyen gurbetçi vatandaşların dikkat etmesi gereken önemli detaylar özetle şunlardır. Bürokrasi hakkında bilgi edinmek, piyasanın şartlarını incelemek, yatırım yapılacak iş alanı ve yerini iyi seçmek, kurulacak iş üretim ise mal ve hizmet tedariki, pazarlama, transport şartları, işçilerin liyakati, hakkında ön araştırma yapılmalıdır.

Büyük yatırımlarda mutlaka fizibilite yapılmalıdır. Türkiye’de ticaret, yatırım yapmak isteyenler, iş konusunda ciddi bir ön araştırma yapılmalıdır.

Türkiye’nin şartlarını iyi bilmeyenler, tanıdıkları aracılığıyla iş birliği yapmak yerine mutlaka bir uzman desteği almalıdır.

Kendi adına veya Şirket kurmak için, İş yeri kiralamak, ruhsat almak, vergi, SGK sosyal güvenlik, finans muhasebe ve zorunlu üye olunması gereken Ticaret odası meslek kuruluşları gibi konularda mutlaka bir Mali Müşavir desteği alınmalıdır. Hukuk ve adli konularda ise bir Avukata danışmak faydalı olacaktır.

Şimdi konuyu uzatmadan Türkiye’de iş kurmak için Avrupa’dan gelen vatandaşlarımızın %90’ının umduğunu bulamadığı ve parasını kayıp ederek geri döndüğünü biliyorum.

Ancak, Avrupa’da ticari tecrübesi olan, konusunda uzman, sermayesi yeterli tanıdığım birkaç firmanın başarılı olduğunu da biliyorum.

Türkiye’de yatırım yapan Avrupalı vatandaşlarımızın başarılı olmaları için aşağıdaki önerilerimizi dikkate almalarını tavsiye ederiz.

1. Türkiye’yi çok yönlü iyi tanımak ve yeterli araştırma yapmak. 2. Bürokrasisi işlemleri zamanında tamamlamak. 3. Cezai duruma düşmemek için mutlaka bir uzman desteği almak. 4. Personel tedarikinde eş dost tavsiyesi yerine iş ilanını tercih etmek. 5. İş akdi sonunda yüksek kıdem tazminatı ödeneceğini unutmamak. 6. İşi öğrenen personelin sonradan rakip olacağına dikkat etmek. 7. Almanya ve Türkiye kurallarını karıştırmamak. 8. Bankaların istediği bilanço, kefalet + teminat gibi talepleri karşılamak için hazırlıklı olmak.

Sonuç olarak; Türkiye’yi iyi tanıyan biri olarak 1980’den bugüne kadar, yurt dışından Türkiye’de iş yapmak amacıyla gelen şahsi girişimler arasında başarılı olanı görmedim.

Ancak; işini iyi bilen, sermayesi yeterli, kişi veya kurumların başarılı olduğu da unutulmamalıdır.

Bir olayı deneyerek yapmanın maliyeti çok pahalıdır. Tecrübelerden yararlanmak ise bedavadır. Bu anlatımların bir hayat hikâyesinden alınan kesitleri olduğunu hatırlatmak isteriz.

Necdet TOR