Cumhuriyet Halk Partisi yalnızca muhalefet etme biçimiyle değil, yerelde kurduğu yönetim anlayışıyla da toplumun dikkatle izlediği bir siyasal alana dönüştü. Seçmen iktidarın baskılarını izlerken, kazanımlarda emeği olan değil, parti örgütlerini ve yerel yönetimlerin performansını da aynı dikkatle izliyor.
Özgür Özel’in yerel yönetimler kazanıldığında açık ve net şekilde halkçı yönetim ve sosyal belediyecilik çağırısı yaptı. Genel başkan, şüphesiz her alanda olağan üstü mücadele yürütüyor... Türkiye’de sertleşen siyasal iklim içinde, ekonomik kriz, hukuk tartışmaları, demokrasi gerilimi ve muhalefete dönük yoğun baskılar altında parti dinamiklerini ayakta tutan yeni bir siyasal tempo ortaya koyuyor. Meydanlarda görünür olması, halkla doğrudan temas kurması, geri çekilmeyen dili ve aynı zamanda Avrupa’daki sosyal demokrat çevrelerle kurduğu ilişkiler, partiyi yalnızca iç siyasette değil dış politik zeminde de yeniden görünür hale getiriyor.
Genel başkanın Türkiye’de kurmaya çalıştığı mücadele hattı ile Avrupa’da açmaya çalıştığı siyasal temas alanı birlikte düşünüldüğünde, ortada küçümsenmeyecek bir çaba olduğu açık.
Bu çabanın bazı yerel yönetimlerde karşılığını bulmadığı seçmenlerce yüksek sesle dile getiriliyor.
İktidarın muhalefete baskısı var mı?
Mali denetimler, soruşturmalar, yetki daraltmaları, bürokratik engeller ve siyasal kuşatma girişimleri artık muhalefetin gündelik gerçeği haline gelmiş durumda.
Bu, Türkiye’de iktidar ile muhalefet arasındaki mevcut siyasal ilişkinin olağan biçimlerinden biri.
İktidar aynı uygulamaları kendi yerel yönetimlerine yapıyor mu?
Muhalefetin yerel yönetimlerine karşı yaptığı uygulamaları kendi yerel yönetimlerine karşı yapmadığını iktidar partisinn seçmeni de açıkça söylüyor.
“Onların belediyeleri de yapıyor. Onlara neden bu uygulamalar yapılmıyor?” Bu soruyu sormak, bu söylemle savunma yapmak doğru bir tutum olmaz. Sadece yakınma, dövünme, efkarlanma olarak kalır…
Doğru olan halkçı yönetim ve sosyal belediyeciliği liyakat sahibi kadrolarla yürütmektir.
Bu çalışma seçmene güven verir, partiye ilgiyi artırır halk muhalefetini geliştirir.
İktidar baskısı, yerelde ortaya çıkan her sorunun gerekçesi olabilir mi?
Genel başkan baskı altında mücadeleyi büyütmeye çalışırken, bazı yerel yönetimlerin aynı baskıyı kendi tercihlerinin örtüsü haline getirmesi toplum nezdinde inandırıcılığını yitiriyor. Genel başkanın emeğini heder ederek, partide gedik açıyor.
Baskı ayrı, yönetim tercihi apayrıdır.
Bir belediyede ebeveynler başkan yardımcısı yapılırken, damatlar, eşler, gelinler, kızlar, oğullar, yeğenleri müdür, şef, daire başkanı…, atanıyor, şirketler kurulup işler paslanıyorsa bu aymazlığı merkezi iktidarın baskıları mı dayattı?
Akraba atamalarının listesini iktidar mı yazdı?
Partiye yıllarını vermiş insanlar dışarıda kalırken, mücadele günlerinde görünmeyen isimlerin belediye yönetimlerinde hızla etkili hale gelmesini hangi iktidar baskısı zorunlu kıldı?
Bu sorular yalnızca parti içinde değil, seçmen düzeyinde de konuşuluyor.
Yerel seçimler yalnızca aday profiliyle kazanılmadı.
Aç susuz çalışan örgüt emekçileri, afiş taşıyan gençler, mahalle mahalle dolaşan gönüllüler, sandık başında sabahlayan insanların partiye inançları ve mücadele dirençleriyle kazanıldı.
Birçok yerde seçmenin, parti çalışmalarının emekleri seçim sonrasında yönetimlere yansımadı.
Seçim gecesinin kazanılan; emeğin, inancın, direncin, ahlak ve vicdanın zarafetindendir. Bu zaferin üzerinde tepinen zamparaların: Yerel iktidar öncesi masumiyetleri mahrumiyetlerinden kaynaklandığı ortaya çıktı.
Vefa bekleyen emekçi seçmenlere, “vasıfsız” dalgası vurularak kapılar kapatılıp, arka kapıdan ahbap, dost, akraba ve aile fertleri içeri alındı.
Siyasal kırılma, genel başkana itaatsizlik, pariteye inançsızlık tam da burada ortaya çıktı
• Mücadele döneminde omuz verenlerle, yönetim döneminde koltuk çevresine yerleşenler farklılaşması güven sarstı.
• Bu algı kişisel rahatsızlık yaratma ile birlikte bazı çevrelerde partinin iktidara aday olma inandırıcılığını doğrudan etkiledi.
• Daha da önemlisi, bazı belediyelerde yerel yönetim anlayışı kamusal hizmetten uzaklaşıp, oligarşik bir yönetime dönüşerek halkçı belediyecilik iddiasını ortadan kaldırdı.
• CHP’nin sosyal belediyecilik söyleminden uzaklaşarak kapalı ilişkiler ağına dönüştürüldü.
Bu son değil, başlangıç olabilir!
Çürüyen, koku yayan bu damarlar kesilerek, yerel yönetimler; halkçı yönetim, sosyal belediyeciliğin uygulamaya koyarak genel başkanın mücadele performansına katılım sağlaması mümkün.
Yeter ki, hak, hukuk, adalet, liyakat, vicdan ve ahlak temel alınsın!
Kim göreve geliyor, hangi liyakat işletiliyor, kim neden dışarıda kalıyor; bütün bunları yerel yönetim ve parti üyeleri arasında açıkça tartışılması parti içi demokrasiyi güçlendirir, partiyi kitlesel muhalefetin çekim merkezine taşır.
Bir tarafta iktidarın baskısına rağmen mücadeleyi büyütmeye çalışan genel başkanın siyasal iradesi…
Diğer tarafta yerelde baskıyı gerekçe gösterip kendi saltanatlarını sorgulamayan, sosyal belediyeciliği yürütüp, baskılara karşı seçmeni yanlarında tutamayan yerel yönetimler…
Temel çelişki burada derinleşiyor.
İktidar baskısı altında olmak, şeffaflıktan uzaklaşmanın mazereti olamaz.
Tam tersine baskı dönemleri, daha dikkatli, daha adil ve daha kamusal davranıldığında toplumsal muhalefeti daha güçlü kılar.
Soru:
Muhalefet eleştirdiği düzenden gerçekten farklı bir yönetim anlayışı kurabiliyor mu?
Bu sorunun yerel yönetimlerin kadrolarının çalışmaları ve ortaya koydukları pratik cevaplar.
Unutulmamalı:
Bir partiyi yalnızca liderin mücadelesi iktidara taşımaz. Yerel yönetimlerin ve parti organlarının performansının lider mücadelesine katkı sunan çalışmalarıyla, seçmende onayı alan parti iktidara yürünür.
Hadi hayırlısı…

Comments
…Loading comments…