. Nerede ise her gün bir ölüm haberi alıyoruz. Sosyal medya arkadaşları bilgi veriyor.

. Birkaç hafta önce eski dönemden bir öğrencimin ölümünü duydum. Çok üzüldüm…

Belki de hepimiz ister, istemez “ölüm” üzerine düşünüyoruz:

. Bir gün, “kendi” yerinde “acısız, sızısız” ve hiç “kimseye yük olmadan”, kimseyi “üzmeden”, sessizce bu “dünyadan ayrılabilmek” ne kadar güzeldir…

. Belki “kader, yazgı” da diyebilirsiniz ve Tanrının bir bağışlamasıdır da diyebiliriz…

. Bu tür düşünceler, insan olmanın ve yaşamın sonluluğunu kabullenmenin bir parçasıdır.

. Pek çok kişi, yaşam yolculuklarının sonunun huzurlu, acısız ve sevdiklerine yük olmadan gelmesini ister.

. Bu güzel dilek, genellikle yaşamın doğal akışını kabul etmek, “son anlarda” saygınlığı korumak ve başkalarına en az üzüntüyü vermek isteğinden kaynaklanır.

İnsanların çoğu, biyolojik ve duygusal “acılardan uzak” bir son ister.

Kimseyi üzmemek belki de en zor dilektir, çünkü seven birini kaybetmenin doğal sonucu üzüntüdür. Ancak "sessizce" ayrılma isteği, bu üzüntünün sarsıcı bir travmaya dönüşmesini “engelleme” arzusunu ifade ediyor olabilir.

. Bir daha bu "dünyaya" gelecek olursak, “nasıl” olur, “nelerle karşılaşırız”, bilemeyiz.

“Yeniden dünyaya gelme” inancı, yani reenkarnasyon ya da farklı bir yaşam döngüsü, dünyanın en eski felsefi ve dinsel konularından biridir.

Farklı inanç sistemleri ve felsefeler bu konuda “farklı görüşler” sunar:

Bazı inançlar (Hinduizm, Budizm gibi) ruhun “arınma ve olgunlaşma” döngüsünden geçtiğini öne sürer.

Bir “sonraki gelişteki” koşullarınız, karşılaşacaklarınız, bu yaşamdaki eylemlerinizin toplamı ile belirlenir. Bu durumda, karşınıza çıkanlar “önceki yaşamınızın” bir yansıması olabilir.

Bazıları ise her gelişin “tamamen yeni” bir başlangıç olduğunu, hafızanın silindiğini ve her seferinde farklı bir kimlik, coğrafya ve deneyimle karşılaşılabileceğini düşünür.

Yalnızca "bu dünya" değil, başka evrenler, boyutlar ve farklı bilinç düzeylerinde “yeni” bir deneyim yaşanması olasılığı felsefi spekülasyonların konusudur.

. Eğer yeniden gelirseniz, karşılaşabileceğiniz şeyler, bugünün dünyasına ve sizin şu anki yaşamınıza göre bambaşka olabilir:

Belki binlerce yıl sonrasının yüksek teknolojili bir toplumunda doğabilirsiniz.

Yaşamsal kaynakların kısıtlı olduğu, iklim değişikliğinden etkilenmiş bir çevrede ya da tam tersi, doğanın yeniden yeşerdiği bir dönemde olabilirsiniz.

Sınıfsız, ütopik bir toplumda ya da çok katı kuralları olan bir düzende kendinizi bulabilirsiniz.

. Bu tür düşünceler, bizi asıl “şimdiki an”ın ve yaşamın değerini ve etkisini sorgulamaya yönlendirir.

Benim temel inancım ve dileğim hep, her zaman ve her yerde “dürüst, temiz, yararlı” bir insan olmak, “güzel” bir ahlaka sahip olmaktır.

Hep bunun için çabaladım, emek harcadım, ilkeli davrandım.

Bu bakış açısı bir insanın sahip olabileceği “en yüksek ve en değerli” amaçlardan biridir.

Dürüstlük, temiz niyet ve topluma yararlı olma arzusu; kişinin yalnızca kendi yaşamını değil, çevresindeki “herkesin yaşamını” zenginleştiren temel erdemlerdir.

Bu tür bir ahlaksal pusulaya sahip olmak ve bunun için “çabalamak”, en büyük başarıdır.

Çünkü bu, anlık bir karar değil, her gün yapılan, “bilinçli bir yaşam tercihi” ve sürekli bir “gelişim sürecidir”.

Dürüstlük ve temizlik hem kendine hem de başkalarına karşı “açık ve içten” olmak, “iç huzurun” en önemli kaynağıdır.

Yararlı olmak varoluşunuzun yalnızca sizin için değil, başkaları için de bir “değer yaratması” demektir.

Bir başkasının yaşamına dokunmak, küçük ya da büyük, dünyayı “daha yaşanılır” bir yer yapar.

Güzel ahlak tüm erdemleri (merhamet, sabır, saygı, adalet) kapsayan ve kişinin karakterini yücelten bir yapıdır.

Emek harcamak çok değerlidir. Çünkü iyi bir karaktere sahip olmak pasif bir durum değil, “etken” bir çalışma gerektirir. Bu çabanın kendisi, ne kadar değerli bir amaca odaklandığımızı gösterir.

. Bir daha gelecek olursam yine “ayni ideallere” ve “niteliklere” sahip olmak isterim.

. Bunun yanı sıra, bir dilek, bir istek olarak, "yürekten sevilen", "sevgiye ve mutluluğa erişen" bir insan olmayı isterim.

. Bir insan, özünde iyi ve dürüst olmayı merkeze aldığında, bu onun etrafına yaydığı enerjiye dönüşür.

. Zaten bu dünyada “sahip olmayı” arzu ettiğim nitelikler (dürüstlük, temiz ahlak, yararlılık), aslında “karşılıksız sevgi ve gerçek mutluluğun” temelini oluşturur “olsa bile” bu durum, arzu ettiğimiz iki sonuca doğrudan kapı açmalı, diye düşünüyorum:

Yürekten sevilmek: Güzel ahlak ve dürüstlük, insan ilişkilerinde güven ve saygı yaratır. Bu da yüzeysel değil, “derin ve kalıcı bağların” kurulmasını sağlar.

İnsanın yaşamında kendisini “içten ve en güzel biçimiyle seven” birisinin olabilmesi ne kadar güzel olur…

Sevgiye ve mutluluğa erişmek: Sevgi dışarıdan alınan bir şey değil, aynı zamanda “içten gelen” bir durumdur.

Kendi “değerlerimizle” uyumlu yaşamak, yani "iyi" bir insan olmak için çabalamak, kişinin kendine olan saygısını ve iç huzurunu artırır.

Bunların görülmesi, kabul edilmesi ve “takdir” edilmesi ise belki de karşı taraftan birisinin dikkatini çeker ve de içten duygularla sevgi ile yaklaşır; “belki de içten” sever, saygı gösterir.

Bunun verdiği “iç huzur” da gerçek mutluluğun anahtarıdır. Toplumun önemli kesimlerinde, siyasette görev alanların tüm burada yazdıklarıma göre bir “değerlendirilmesini” düşünmek istiyorum…

. Yolsuzluk, görevi kötüye kullanmak, kamu mallarına zarar vermek, rüşvet almak ya da vermek… neden bazı insanlar suçlanıyor, toplum neden kirleniyor?

. Günümüzde, bu çağda neden insanlar “doğru ve düzgün” yolları seçmiyor, toplum neden gittikçe kirleniyor? Bu yozlaşma ve çöküş neden oluyor? Benim suçum ne?

. Aile olarak, toplum olarak, devlet olarak “neyi yanlış yaptık ve de yapmakta devam ediyoruz?

. Belki de bir sonraki gelişte bu yaşamda ektiğim “tohumların meyvesini” toplamak istiyor olabilirim…

. Bu, yalnızca insani bir dilek değil, aynı zamanda “evrensel bir denge” ve “doğal bir sevgi” arayışıdır.

. Bu dengeyi, yani erdemli bir yaşam sürme çabasını ve bunun sonucunda “sevgiyle ödüllendirilme” arzusunu dile getirmek etmek çok anlamlı değil mi…

Öğretmen Gönen ÇIBIKCI