Türkiye’de bazı kalemler yalnızca yazmaz; yön verir, iklim oluşturur, algı üretir. Bir köşe yazısında seçilen hedef, kurulan cümle ve tekrar edilen vurgu, tek başına siyasal bir pozisyon hâline gelir. Bu nedenle bir gazetecinin ne söylediği, nasıl dil kullandığı kadar, neyi sürekli görmezden geldiği de önemlidir.
Bugün ülkede ağır bir ekonomik daralma yaşanıyor. İşçi grevleri büyüyor, emekliler temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor, gençler gelecek umudunu kaybediyor, çiftçi üretim maliyetleri altında eziliyor, çevre direnişleri ülkenin dört bir yanında sürüyor. Su havzaları tehdit altında, kent yoksulluğu derinleşiyor. Böylesi bir tabloda gazetecilik refleksinin öncelikle kamusal gücü kullanan iktidarı mercek altına alması beklenir.
Ancak dikkat çekici olan şudur: Bazı kalemlerde bu toplumsal tablo ikinci plana düşerken, muhalefet birincil hedef hâline geliyor.
Yılmaz Özdil uzun süredir Özgür Özel’in üzerine kurduğu insani olmayan dil bu yüzden yalnızca polemik olarak okunmuyor. Kullanılan her benzetme, her alaycı ifade, artık sadece bir fikir beyanı değil; toplumsal karşılığı olan siyasal müdahale niteliği taşıyor.
Bir muhalefet liderine “Mesir macunu” demek, politik analiz değildir. Bu ifade bir ekonomik program eleştirisi taşımaz, sınıfsal çözümleme içermez, toplumsal mücadelelere dair bir perspektif sunmaz. Bu, daha çok kişisel hafifletme ve değersizleştirme üretir.
Asıl soru: Eleştiri neden sosyal adalet başlıklarında sertleşmiyor da kişisel benzetmelerde yoğunlaşıyor?
Türkiye’de gazetecilik tarihi bize şunu gösteriyor: Siyasal kriz dönemlerinde bazı kalemler iktidarı doğrudan hedef almak yerine muhalefeti disipline eden bir rol üstlenmiştir. Özellikle muhalefetin toplumsal karşılık üretmeye başladığı dönemlerde içeriden yükselen kindar dil, seçmende moral bozulması yaratmıştır.
Bu nedenle “kalem kimin adına konuşuyor?” sorusu kişisel değil, yapısal bir sorudur.
Sürekli aynı hedefe sabitlenmiş söylemler tesadüf değildir. Eğer ülkede açlık sınırı büyürken, ücretler erirken, emek mücadelesi yayılırken, doğa talanı sürerken kalemin öfkesi sürekli aynı muhalefete pike yapıyorsa, kamuoyu doğal olarak bu tercihin siyasal anlamını sorgular.
Kalemdeki sertlik eleştiriden değil, birikmiş siyasal öfkeden, x kaynağın yüklediği gazdan alevlenebilir . Öfke toplumsal sorunların kaynağına değil de sürekli muhalefet liderliğine yöneliyorsa, burada artık eleştiri ile kişisel siyasal yükleme arasındaki çizgi incelir.
Kalemdeki kin tam da burada tartışma yaratır: Halkın gündemi açlıkken, yazının merkezine küçümseme yerleşiyorsa, o dil kamusal vicdanla temas kurmakta zorlanır.
Demokratik eleştiri; somut veriyle, siyasal öneriyle, toplumsal bağlamla güçlenir. Sürekli benzetme ve küçültme ise bir süre sonra düşünce üretmez, yalnızca aşındırır.
Bugün ihtiyaç duyulan şey, muhalefetin eksiklerini konuşurken aynı anda iktidarın yarattığı ağır toplumsal tabloyu görünmez kılmayan bir gazetecilik çizgisidir.
Halk artık yalnızca kimin ne dediğine değil, kimin neyi özellikle söylemediğine de bakıyor.
Hadi hayırlısı

Comments
…Loading comments…