2026 yılının başından itibaren İstanbul (Mart), Şanlıurfa (14 Nisan) ve son olarak Kahramanmaraş'ta (15 Nisan) yaşanan olaylar, eğitim camiasında ve barolarda büyük bir tepkiye yol açmıştır.
. Kahramanmaraş'taki saldırıda maalesef bir öğretmen ve öğrencilerin de dahil olduğu 9 kişinin yaşamını yitirdiği, çok sayıda yaralının olduğu bildirilmektedir.
. Bu trajik olaylar, okullardaki güvenlik önlemlerinin yanı sıra “bireysel silahlanma” ve gençlerin “ruh sağlığı” üzerindeki denetimlerin artırılmasına yönelik tartışmaları yeniden alevlendirmiştir.
. Saldırganla ilgili okul içindeki geçmişe dair bazı önemli ayrıntılar öne çıkmaktadır:
. Bu olaydan sadece 24 saat önce Şanlıurfa'da benzer bir saldırı yaşanmış olması, güvenlik birimlerini "taklitçi saldırı" ihtimali üzerinde yoğunlaştırmıştır.
. Şanlıurfa’daki olayda (14 Nisan) saldırganın, saldırıdan günler önce “okulun sosyal medya hesabı” altına "Hazır olun, bu okulda birkaç gün sonra saldırı olacak" şeklinde yorumlar yazdığı bildirilmiştir.
. Kahramanmaraş’taki saldırgan için de benzer dijital ayak izleri ve okul arkadaşlarıyla olan ilişkileri müfettişler tarafından incelenmektedir.
. Yerel kaynaklar, saldırganın okulda daha önce bazı uyumsuz davranışları olup olmadığının ve varsa bu durumun “rehberlik servisine” yansıyıp yansımadığının araştırıldığını belirtmektedir.
. 15 Nisan 2026 Kahramanmaraş’taki Ayser Çalık Ortaokulu’nda gerçekleşen saldırıyla ilgili olarak elde edilen bilgiler şunlardır:
. Saldırıyı gerçekleştiren kişinin, aynı okulun 8. sınıf öğrencisi olan 14 yaşındaki İsa Aras Mersinli olduğu tespit edilmiştir.
. İlk raporlara göre, saldırganın babasının emekli bir polis memuru olduğu belirtilmektedir. Saldırıda kullanılan silahların (5 ateşli silah ve 7 şarjör) babasına ait olduğu ve saldırganın bunları sırt çantasında okula gizlice soktuğu anlaşılmış.
. Okulda gerçekleştirilen silahlı saldırılar, hem “toplumsal” hem de “eğitimsel” açıdan oldukça derin ve sarsıcı etkileri olan olaylardır.
. Yapılan araştırmalar (özellikle kriminolojik ve psikolojik analizler), bu tür saldırıların arkasında genellikle “tek bir neden olmadığını”, birbiriyle bağlantılı birkaç etkenin etkili olduğunu göstermektedir:
-Saldırganların büyük bir kısmının uzun süreli “akran zorbalığına” maruz kaldığı, sosyal izolasyon yaşadığı veya tedavi edilmemiş “ağır depresyon”, “öfke” problemleri olduğu görülmektedir.
-Taklitçi etkisi denilen durumda, “önceki saldırganların” medyada geniş yer bulması, “benzer eğilimleri” olan bireyler için bir tür "şöhret" kapısı gibi algılanabilmektedir; özenti yaratmaktadır.
. Eğitim kurumları ve devlet, bu tür olayları engellemek için çeşitli strateji geliştirmektedir:
-Okul girişlerinde güvenlik görevlileri, metal dedektörleri ve kapalı devre kamera sistemlerinin (CCTV) artırılması yaygınlaşacaktır.
-Öğrencilerin ruhsal durumlarını gözlem altında tutan rehberlik servislerinin güçlendirilmesi, "zorbalığa karşı önlem girişimleri ve öğrencilerin “kendilerini güvende” hissederek şüpheli durumları bildirebilecekleri güven ortamının oluşturulması sağlanacaktır.
-Özellikle sosyoekonomik yapısı sorunlu olan mahallelerde çok yönlü bilgilendirme çalışmaları yapılmalıdır.
-Okulda belirli aralıklarla öğrencilere açıklayıcı, aydınlatıcı seminerler uzman kişilerce sağlanmalıdır.
. Her saldırının kendine has bir "tetikleyicisi" (kavga, not düşüklüğü, reddedilme) olsa bile, araştırmalar bu olayların çoğunun benzer bir sosyopsikolojik zemin üzerinde yükseldiğini gösteriyor.
. Her olay ayrı bir nedenden kaynaklanıyor gibi görünse de “nedenlerin kökeni” genellikle ortaktır.
. İçinde yaşanılan toplumun bu “olaylardaki payı” göz ardı edilemez:
-Şiddet kültürü: Silahlanmanın kolaylığı, şiddetin bir “sorun çözme yöntemi” olarak medyada ve oyunlarda yüceltilmesi.
-Performans Baskısı: Okulların, okuldaki yaşamın yalnızca akademik başarıya “odaklanıp” duygusal gelişimi ve sosyal entegrasyonu ihmal etmesi.
-Taklit Etme Etkisi: Medyanın saldırganları "ünlü" yapması, benzer ruh halindeki diğer kişileri bu yolu seçmeye itebilir.
Toplumun ve ailenin, mahallenin genel durumu çocukları çok yakından etkiler. Bu nedenle toplumun ve ailenin sorunlarını önceden tanımak ve çözüm yolları arama çabaları yararlı olacaktır.
Benim bu konuda yaptığım bu araştırmalar özellikle de kişisel ön görülerimle örtüşmektedir.
Okulların içerisinde psikolog, sosyal çalışan, gençlik uzmanı… gibi kadroların bulunması gerekli olacaktır.
Yönetici kadroların da bu konularda düzenlenecek seminerlere katılmaları kendilerine çok destek verecektir.
Beden ve ruh sağlığı yerinde bireyler, yurtseverler olsun istiyor isek sağlıklı ve dengeli, huzurlu bir toplum oluşturmalıyız.
Her türlü şiddet önlenmelidir.
Öğretmen GÖNEN ÇIBIKCI

Comments
…Loading comments…