Son günlerde Ankara kulislerinde, kamuoyuna yansımayan ancak devletin iç işleyişinde büyük kırılmalara yol açacak türden gelişmeler yaşanıyor. En ilginç ve şaşırtıcı olanı ise şu: Milliyetçi Hareket Partisi’nin öncülüğünde, yani “ülkücü” kimliğiyle yıllarca PKK’ye karşı en sert söylemleri dillendirmiş bir partinin bilgisi ve hatta onayıyla, PKK ile yeniden temaslar kurulmuş durumda.
Süreç, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) çerçevesinde yürütülüyor. Türkiye’yi etnik, mezhebi ve bölgesel olarak parçalara ayırmayı hedefleyen bu Amerikan menşeili proje, geçmişte AKP’nin “eş başkanlık” sözüyle zaten net şekilde tarif edilmişti. Bugünse, milliyetçi görünümlü iktidar ortaklarının da zımni onayıyla, bu projeye yeniden can verilmeye çalışılıyor.
PKK muhatap alınarak Türkiye’nin bölünmesi yolunda bir “yumuşak geçiş” planı hazırlanıyor. Suriye’nin kuzeyinden başlayarak Irak Kürt Bölgesi ile ilişkilendirilen “Kürt Koridoru” meselesi, Türkiye’nin güneydoğusuna doğru sarkıtılmak isteniyor. Ama bu planın ilginç şekilde duvara çarpmasının nedeni, PKK değil; Kürt halkının kendisi oldu.
Evet, DEM Parti ve Kürt kamuoyu, ayrılıkçı talepleri geri çevirdi.
Bu çok önemli:
Bugüne kadar sürekli “bölünmek isteyen taraf” olarak lanse edilen Kürtler, masaya dayatılan etnik bölünme fikrine karşı net bir tavır aldı. Ayrılmak değil, eşit yurttaşlık temelinde bir Türkiye istediklerini, bölünme projelerine araç olmak istemediklerini belirttiler.
Bu net duruş, sadece iktidarı değil, dış güçleri de şaşırttı. Çünkü emperyal akıl, Kürt halkını bu coğrafyada ayrışmanın temel taşı olarak kullanmak istiyordu. Ama Kürtler, bu oyunu gördü. Tıpkı 7 Haziran sonrası süreçte olduğu gibi, yine barışı, birlikteliği ve onurlu bir yaşamı tercih etti.
Şimdi masadaki koşullar yeniden değerlendiriliyor.
İktidar cephesi, Kürtlerden beklediği cevabı alamayınca yönünü tekrar kendi iç propaganda söylemlerine çevirmek zorunda kaldı. Oysa içten içe hem AKP hem de MHP, bu bölünme sürecine kontrollü destek vererek, seçimlerde zemin hazırlamak ve iktidarlarını kalıcı kılmak peşindeydi. Bu pazarlığın temel taşlarından biri, “terörü bitiriyoruz” algısı; diğeri ise “Kürt sorununu çözüyoruz” ambalajıydı. Ama gerçek, her iki söylemin de birer aldatmaca olduğunu gösterdi.
Burada çarpıcı bir gerçeğin altını çizmek gerekiyor:
DEM Parti ve Kürt kamuoyu, Bahçeli’den de Erdoğan’dan da daha mert davrandı.
Çünkü onlar kendilerine dayatılan ihanet planına hayır dediler.
Çünkü onlar, “biz bu toprağın halkıyız, bu halkla beraber yaşamak istiyoruz” dediler.
Çünkü onlar, silahın, bölünmenin, dış aklın değil; onurlu bir barışın tarafı olduklarını gösterdiler.
Oysa devletin başında olanlar, milliyetçiliği bir pazarlık aracı, Kürt meselesini ise bir tehdit sopası olarak kullanmaktan vazgeçmediler. Bir yanda meydanlarda “tek vatan” diye bağırırken, diğer yanda Kandil’le müzakere yapmaktan çekinmeyen ikiyüzlü bir siyasetin artık kimseye inandırıcı gelmediği ortada.
Dikkat edin, bu süreçte ne Bahçeli’den ne de Erdoğan’dan net bir açıklama duyuldu. Çünkü neyi savunduklarını kendileri de bilmiyor. Dün “çözüm süreci ihanettir” diyen Bahçeli’nin bugün PKK ile temasa ses çıkarmaması, sadece siyasi çürümüşlüğün değil, devlet aklının da çöktüğünü gösteriyor.
Toplumun büyük bölümü artık bu oyunları görüyor.
Kürt halkı zaten uzun zamandır bunun farkında.
Ama şimdi Kürtler, sadece bölge halkına değil, tüm Türkiye’ye bir demokrasi ve mertlik dersi verdi. Bu tavır, halklar arası gerçek bir barışın temeli olabilir. Ama önce, bu halkın sırtından pazarlık yapan kirli ellerin devre dışı kalması gerekir.
Bütün bu gelişmelerin özeti şu:
Kürtler, devleti yönetenlerden daha onurlu bir duruş sergiledi.
Kürtler, bölünme planlarına karşı çıkarak, asıl bölücülerin kim olduğunu açığa çıkardı.
Ve belki de en önemlisi: Kürtler, bu ülkenin gerçek sahiplerinden biri olduğunu yeniden ve yüksek sesle hatırlattı.
İşte şaşırtıcı olan bu.
Mertlik beklenenden değil; dışlanan, aşağılanan, ötelenen halktan geldi.

Comments
…Loading comments…