Müslüman, dindar bir gurbetçiysen kandırılman çok kolay. Çünkü sen helalin peşindesin, gönlün rahat olsun istiyorsun, çocukların boğazına haram lokma girmesin diye çırpınıyorsun. İşte bu temiz niyet, Avrupa’daki ticari çakallar için altın fırsat demek. Bir “helal” damgası, bir Arapça logo, bir de resmi görünümlü bir kâğıt… Al sana vicdan temizleme paketi.
Gıda sektöründe Helal Ticareti. Bu öyle bir sektör ki, içine giren kutsanıyor, çıkarken cüzdanı doluyor. Avrupa’dan Ortadoğu’ya kadar herkes “helal kesim”in peşinde. Fakat bu kesim, dini vecibelerden çok, cüzdanları hedef alıyor. Modern çağın en parlak buluşu bu: sertifikalı iman.
Kesilen hayvanın nasıl kesildiğini bilen yok. Nerede, kim tarafından, hangi şartlarda, hangi dualarla? Bilen yok. Ama mesele değil. Çünkü kasap dükkanının ön camında ışıltılı bir logo var: “Helal Certified by International Islamic Whatever”. Tamamdır. Din kurtuldu, iş bitti, afiyet olsun.
Bu kadar basit mi? Elbette! Yeter ki cebini biraz boşalt. Belgeyi almak isteyen firmalar binlerce euro öder. Bu belge, yeri gelir bir e-mail ile gönderilir. Ne mezbaha ziyareti vardır, ne kasap kontrolü. Belki kesilen danayı gören yoktur ama belgeyi gören çoktur. Çünkü mesele “helal yemek” değil, helal görünmek.
Etin Proteini, Tazeliği ve Hijyeni Değil, “Helal” Etiketi Önemli
Gıda sektöründe ise etin protein değeri, tazeliği ve hijyeni gibi temel unsurlar neredeyse hiç sorgulanmıyor. Onların önüne geçip tek merak edilen “Helal mi?” oluyor. Öyle saplantılı bir düşünce var ki, neredeyse bu etiketi olmayan ürünler otomatikman haram ilan ediliyor.
Oysa endüstriyel gıda sektöründe, bırakın İslami usulü, geleneksel kesim yöntemleri bile artık rafa kaldırılmış durumda. Modern mezbahalar, devasa üretim bantları, hızlı ve seri kesim… Bu koşullarda “helal”lik ritüellerinin eksiksiz uygulanması imkânsız hale gelmiş. Ama bu durum kimse tarafından sorgulanmıyor, akıllı bir beyinde bu konuda eleştiri duymuyorsunuz.
Yani ne protein değeriniz ne tazeliğiniz, ne hijyeniniz önemli. Önemli olan tek şey: Kâğıt üstünde “helal” olduğunuz yazması. Bunu sağladığınızda gerisi boş. Bu yüzden helal gıda sektörü, kaliteden çok, belge satmanın pazarı haline gelmiş.
Diyanet Sahtekarların Oyuncağı
“Olur mu öyle şey” demeyin. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük dinî otoritesi Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu işte resmi bir sertifika verme yetkisi yoktur. Diyanet’in asli görevi fetva vermek, dinî rehberlik yapmak ve toplumu bilgilendirmektir; helal gıda sertifikası düzenlemek asla yetkisi dahilinde değildir.
Ancak, helal sertifikası düzenleyen sözde kurumlar Diyanet’in adını kullanarak kendilerini meşrulaştırıyorlar. Aslında denetim mekanızması olmadığı için bu belgeler sahte .Avrupa’daki bazı işletmelerde, bu sahte belgeler “Diyanet Onaylıdır” diye baş köşeye asılıyor. Müşteri de “Diyanet onayladıysa doğrudur” diyerek sorgulamıyor.
Burada ayrıca Ditib denilen yapı da hep bu işin içinde, güven istismarında aktif rol oynuyor. Diyanet’in ve diğer resmi kurumların adını kullanarak halkın inanç duygularını sömürmekte üstüne yok. Ditib’in etkin olduğu alanlarda, bu helal ticaretinin mafyavari yapısı iyice güçleniyor ve sistemin içine sinsice yerleşiyor.
Yani Diyanet’in adı, bu işin içinde resmi bir otoriteymiş gibi gösterilerek büyük bir aldatmaca yaratılıyor. Oysa gerçek olan şudur: Diyanet böyle bir otoriteye sahip değildir ve bu yetkiyi vermemiştir. Bu durum, inançlı Müslümanların dini hassasiyetlerinin sömürülmesinden başka bir şey değildir.
Bir düşünün: Diyanet’in yetkisi varmış gibi bir şebeke uzantısı geliyor, bir kâğıda kaşe basıyor, “Bu döner helaldir” diyor ve kasaya 5.000 euro yazılıyor. Ne oldu? Şirket mutlu, müşteri mutlu, Allah bilir melekler bile şaşkın. Keseceğin hayvanın gözleri hâlâ açık ama belge tamam. İşte İslam bu kadar pratik hale getirildi!
Avrupa’da Dönerin Helalliği Meçhul
Almanya, Fransa, Belçika gibi ülkelerde dönercilere şöyle bir uğrayın. Her biri kapısına “Helal Döner” yazmış. Bazılarında Arapça, bazılarında Osmanlıca… Bir ağırlık, bir vakar. Ama içeri girip sorsan, kesim nerede yapılmış? Besmele okunmuş mu? Elektrik şoku verilmiş mi? Cevap: “Bilmiyorum ama belgeler tam.”
Zaten mesele belge. O belgeyi almak için dönerciler yılda yüzlerce euro ödeme yapıyor. Denetleyen yok, soran yok. Sadece kâğıt, damga ve para… Yani Müslüman olmanın modern hali: Kredi kartıyla iman tazelemek.
Bu sahtekâr din bezirganları tüm dünyayı kandırıyor. Almanya’da, Belçika’da, Hollanda’da bu işin mafyasını oluşturmuşlar. Sertifikalar el altından dağıtılıyor, denetimsiz etler “helal” adıyla piyasaya sürülüyor. Bu kirli düzeni kuranlar ise halkın dini hassasiyetlerini sömürerek milyonluk cirolar yapıyor. Ve bunu yaparken dinin adını kullanmaktan da hiç utanmıyorlar.
Helalliği Parayla Ölçen Bir Sistem
Sadece döner değil… Helal sucuk, helal salam, helal kola bile var. İçeriğini bilen yok ama damgası tam. Hatta bazı firmalar, domuz jelatiniyle üretim yaptığı halde farklı coğrafyalarda helal belgesi alıp satış yapabiliyor. Yeter ki belgeyi kimin bastığı bilinsin. Ne kadar ödeme yaptığına bakılsın. Helallik, artık kurban duasıyla değil, banka havalesiyle alınan bir sertifika oldu.
Dindarlık Gıda Etiketine Sıkıştırıldı
Artık dinî hassasiyet bir yaşam tarzı değil, alışveriş tercihi haline geldi. Raflarda helal etiketli ürünleri görünce gözümüz doluyor. İçinde domuz katkısı olan ürünler bile öyle güzel ambalajlanıyor ki, “Helal” yazısını görünce her şey affediliyor. Çünkü o etiket, bir nevi günah temizleyici. Adeta yeni nesil abdest.
Ve bu sektör sadece gıda ile sınırlı değil. Helal otel, helal finans, helal kozmetik… Yakında “helal sosyal medya” da çıkar, belki “helal flört uygulaması” bile yaparlar. Tabii hepsinin ortak noktası şu: Sertifika parayla satılır, vicdan peşin alınır.
Diyanet’in Borsası mı Bu?
Diyanet ve benzeri yapılar için bu iş tam bir altın madeni. Dinî otorite olmak ne güzel! Ne üretimle uğraş, ne mezbaha denetle, sadece “helaldir” de, faturayı gönder. Avrupa’daki Müslümanlar da Diyanet ismine güveniyor. O güvenin nasıl suistimal edildiğini fark ettiklerinde ise çok geç oluyor. Çünkü çoktan yıllık “danışmanlık bedelleri” ödenmiş, sözleşmeler imzalanmış, tabelalar asılmıştır.
Sorgulamak da Helaldir
Bu düzenin en büyük yakıtı, sorgulamayan bir dindar profili. Her “helal” yazan ürünü kutsayan, her sertifikayı ayet gibi kabul eden bir kitle var bunlara nasıl kitlersen kitle her türlü yalana inanırlar. Oysa Helal gıda, dini bir hassasiyet olduğu kadar, aynı zamanda ahlaki bir sorumluluktur.
Bugün geldiğimiz nokta şudur:
Helalliği barkoddan okuyarak anlayan bir kitle var. Oysa helal bir lokma; sadece kesimle, belgeyle değil, niyetle, dürüstlükle ve adaletle olur.
Helal kâğıda değil, helal ahlâka ihtiyaç var.

Comments
…Loading comments…