Özlem Çerçioğlu’nun partisinden ayrılması sadece bir siyasi hamle değil; buzulların çözülmesidir. Partisi, Özlem Çerçioğlu’nu seçmen iradesini gözetmeden aday gösterdi. Çerçioğlu parti ve seçmen iradesini hiçe sayarak partisinden istifa etti. Bir yanlış vardı, olası ikinci yanlış devreye girdi.

Burada en önemli faktör Özlem Çerçioğlu’nun gidişi değil gelişidir. Öylesine gelişin, böylesine gidişi neden şaşırtıcı olsun!

Tüm bunlardan bağımsız bakıldığında:

1 Bu karar insani midir?

2- Bu karar ahlaki midir?

3-Bu karar siyasi midir?

4- Bu karar mecburi midir?

5- Bu kararda seçmen iradesi var mıdır?

… İnsani, ahlaki, siyasi ve mecburi…, her neyse, seçmenden bağımsız olarak alınan bir karar olamaz, olmamalı. Seçildiği parti ile tartışılmalı, sorunlar. Kamuoyuna deklare edilmeli, belediye başkanlığından da istifa edilmeliydi... Bütün bunlar olmadığına göre:

  1. Kim tehdit etti?
  2. Kim ne istedi?
  3. Kiminle ne pazarlığı yapıldı?
  4. Parti değişiminde kiminle nasıl uzlaşma sağlandı?

…Parti değiştirmek stratejik bir adım olabilir. Ama asıl mesele, bunu Aydın halkı için değil, kendi siyasi çıkarı için yapmasıdır. Seçmenin verdiği yetkiyi, iradeyi bir anda kendi kişisel çıkarına dönüştürme kendisini var edenleri boşa çıkarmadır.

Mevcut partisiyle ideolojik, siyasi, yöntem, gündem… olarak ters düşmesi elbette olası bir durum. Bu durumda ahlaki olan; partiden ve de seçmeninin kazandırdığı tüm görevlerinden istifa etmektir.

Bütün bunlardan uzaklaşıp partiden neden ayrıldığını soralım:

  1. CHP’den neden ayrıldınız?
  2. Ayrılmaya mı zorlandınız?
  3. Yaşadığım sorunları burada açıklamaya siyasi ahlak açısından hiç uygun bulmuyorum. Gerekirse tek tek açıklarım. Dediniz. Bu konuda siyasi ahlak abidesi kesilirlen, seçmen oyu ile seçilip, seçmeni hiçe sayarak başka partiye gitmem siyasi ahlaka uygun mu?
  4. Ayrılma nedeninizi açıklamayarak, üstü kapalı, imalı adrese mesaj göndermeniz ahlaka uygun mu?
  5.   “Sayın Cumhurbaşkanımın himayesinde…” demek, bir belediye başkanına, bir insana yakışır mı?
  6. Seçilmiş bir yetkili, görevini halkın iradesine dayandırmakla yükümlüdür. Başka kişi veya kurumların himayesinde olduğunu ilan etmek, bağımsız karar alma yetisini yitirmek, seçmenine değil himaye edenin çıkarına hizmet etmek demek olmaz mı?

Tehdit, korku, pazarlıkla alınan siyasi kararlar, sadece seçmenin güvenini değil, demokrasinin temelini de zedeler.

Belediye başkanları, millet vekillerinin partilerinden istifa edişleri, yasalarca seçmen lehine belirlenmelidir. Seçmenin kendisi vekil tayin ettiği milletvekilinden memnun olmadığında meclisten geri çağırma, belediye başkanının görevini düşürme yetkisine sahip olmalı.

Sonuç olarak!

Parti genel başkanları, genel merkezleri milletvekillerini ve belediye başkanlarını atamamalı. Görevlere üyelerin özgür iradesiyle aday gösterilmeliler. Şimdi Özlem Çerçioğlu’nun kendisine oy verenlere “beni genel başkan gösterdi, sende tıpış, tıpış oy verdin. Seçmen olarak benden hesap sorma hakkını nereden buluyorsun?”

Diyor.

Haksız mı?

Atanarak gelişini kabullenirsen, ata binip attaya gidişine tepki gösterme hakkın olmaz!

Hadi hayırlısı…