Ne kadar kriminal tip varsa, ne kadar mafyatik ilişki varsa, ne kadar sabıkalı geçmiş varsa… hepsi bir araya gelmiş, aynı safta toplanmış. Kiminin kirli serveti var, kiminin eli kanlı geçmişi. Kimi ihale peşinde, kimi cezaevi kaçkını. Ama ortak bir noktaları var: Aynı “dava”nın etrafında kenetlenmiş durumdalar.
Peki nedir bu dava?
Dava dedikleri şey, aslında halkın malını talan etmenin, kamunun kaynaklarını iç etmek için oluşturulmuş gayriresmî bir koalisyon. Kimi kendini “dava adamı” diye pazarlıyor, kimi “ülkenin bekası” gibi büyük lafların arkasına saklanıyor. Ama gerçekte hepsi aynı şeyi istiyor: Yargıdan kaçmak, hesap vermemek, devletin içini boşaltmak ve bu ülkenin yoksul çocuklarını kendi çıkarlarına kurban etmek.
Davanın öznesi, halk değil. Davanın liderleri de kurtarıcılar değil. Hepsi, birer yağmacı. Hepsi, devletin üzerine çökmüş birer suç örgütü temsilcisi gibi davranıyor. Ve en kötüsü: Bu kirli yapının etrafında “mütedeyyin”, “milliyetçi” ya da “vatansever” maskeleriyle gezen bir güruh var. Onlar bu suça ortak.
Bu güruhun merkezinde ise, AKP ve MHP ittifakı yer alıyor. Cumhur İttifakı adıyla kurulan bu siyasi ortaklık, zamanla sadece iktidarı koruma refleksiyle değil, aynı zamanda birbirini kollayan, koruyan ve temize çeken bir kriminal tayfa düzenine dönüştü. Biri diğerinin kirli geçmişine ses etmiyor, diğeri ötekinin yargılanması gereken adamlarını “devlet görevlisi” kisvesiyle koruyor.
Bu ittifak, sadece ideolojik değil; karşılıklı çıkar ilişkisiyle örülmüş bir suskunluk anlaşmasıdır. MHP, eski ülkücü mafya çevreleriyle köprüleri asla yakmazken; AKP, cemaat artığı yapılarla ve tarikatlar üzerinden yürüyen yolsuzluk düzenini el üstünde tutuyor. Ortaklıkları ise ortada: Devletin bütün imkânlarını paylaşmış, yargıyı felç etmiş, polisin içini boşaltmış, medyayı çürütmüş durumdalar.
Bir yandan mafya liderleriyle fotoğraflar, diğer yandan “devlete sadakat” nutukları… Ne tesadüf ama, hep aynı yüzler: Eski hükümlüler, dolandırıcılar, cezaevi kaçkınları, torbacılar, işkenceciler, tetikçiler… Hepsi AKP-MHP şemsiyesi altında “vatansever” ya da “milliyetçi” etiketiyle meşrulaştırılıyor.
Artık görmezden gelemeyiz.
Devletin kılcal damarlarına kadar sızmış, bürokrasiye çöreklenmiş, yargıyı kendi sopasına dönüştürmüş bu anlayış, mafya ile kol kola yürüyor. Televizyonlarda boy gösteren kimi eski özel harekâtçılar, kimi “emekli” subaylar, kimisi de gazeteci kılığında tetikçi. Her biri bir başka kirli ilişki ağının parçası.
Bakın son yıllarda yaşananlara:
Bir yandan “mafya lideri” diye lanse edilen şahıslar, devlet protokollerinde el üstünde tutuluyor. Öte yandan, halkın çıkarını savunan gazeteciler, akademisyenler, sendikacılar “terörist” ilan ediliyor. Yani suçlular serbest, namuslular içeride.
Bu nasıl bir dava?
Bu nasıl bir adalet anlayışı?
Ve bu nasıl bir “millet iradesi” savunusu?
Davanın adı konulmamış bir suç ortaklığıdır.
Yargının üst kademelerinde yer alan bazı isimler, kolluk kuvvetlerinin içindeki çürük yapılar, siyaset sahnesindeki üç beş kukla… Hepsi aynı sofrada oturuyor. Yedikleri ekmek halkın ekmeği, içtikleri su bu milletin alın teri. Ve her biri, bu toprakların geleceğini ipotek altına alıyor.
Ama asıl tehlike şu: Toplumun bir kesimi, bu yapıya hâlâ “dava” diyebiliyor.
Çünkü yıllarca halkın duygularını sömürdüler. Dini, milliyeti, vatan sevgisini istismar ettiler. “Dava” diyerek insanların gözünü boyadılar. Oysa ortada ne bir ideoloji var, ne bir inanç. Sadece çıkar, sadece cezasızlık arayışı, sadece yağma.
Bu ülkede dürüst kalmak, namuslu olmak cezalandırılıyor.
Ama bir çete üyesi olursan, bir mafya tetikçisiysen, bir yeraltı bağlantın varsa önün açık. Sana televizyon ekranları açılıyor, kitapların bastırılıyor, devlet protokolünde yer veriliyor. Hatta bazen seni “büyük abi” diye pazarlıyorlar. Yeter ki iktidarın çıkarına çalış, yeter ki o “dava”ya sadık ol.
Bu dava dediğiniz şey, bizim değil. Bu halkın değil.
Bu dava; ihalelerin kimlere verileceğini, hangi gazetecinin susturulacağını, hangi yargıcın sürüleceğini belirleyen karanlık bir aklın davasıdır.
Bu dava; devletin kasasını yağmalamak için kurulan çok ortaklı bir şirketin adıdır.
Bu dava; polisin değil, mafyanın otorite olduğu bir düzendir.
Ve ne yazık ki, bu dava uğruna birçok “normal” insan da kendini harcadı. Kimi koltuk uğruna sustu, kimi çocuğuna iş bulmak için boyun eğdi. Kimisi kariyer hesabı yaptı, kimisi korktu. Böyle böyle, toplumun sinir uçları uyuşturuldu. Korku büyüdü, suskunluk derinleşti.
Ama artık yeter.
Bu düzen sürdürülemez.
Çünkü çöküyorlar.
Çünkü halk artık görüyor. Her geçen gün biraz daha fazla insan fark ediyor bu “davanın” bir kandırmaca olduğunu. Sadece yoksulları değil, artık küçük esnafı, memuru, hatta bazı dindarları bile kandıramıyorlar. Çünkü her şey göz önünde. Yağma büyüdükçe gizlenemiyor. Ve bu, sonlarının işareti.
Gerçek dava nedir biliyor musunuz?
Gerçek dava, halkın refahı için uğraş vermektir. Adaletin sağlandığı, eşitliğin korunduğu, liyakatin geçerli olduğu bir ülke kurmaktır. Devletin tepesinde çeteler değil, erdemli insanlar olsun diyebilmektir. Temiz bir yönetime, namuslu bir iktidara, şeffaf bir adalete inanmaktır.
Ama bugünkü “dava” bunların hiçbiri değil.
Bugünkü dava, suçluların yargılanmaktan kaçmak için oluşturduğu bir koalisyondur.
Bugünkü dava, devletin çökmüşlüğünü gizlemek için atılan duman bombasıdır.
Bugünkü dava, organize kötülüğün, organize yalakalıkla kurduğu pis bir ittifaktır.
O yüzden buradan sesleniyorum:
Artık bu yalanlara inanmayın.
Bu “dava” sizin değil.
Bu “dava” halk düşmanlarının, hırsızların, yağmacıların davasıdır.
Gerçek davayı birlikte kuracağız.
Adaletle, ahlakla, vicdanla…

Comments
…Loading comments…