Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye siyasetinde köklü bir geçmişe sahip, tarihi misyonu olan, ülkenin kuruluş felsefesinde yer almış bir partidir. Ancak bugün gelinen noktada CHP, ne yazık ki kendi içindeki iktidar kavgalarıyla enerjisini tüketen, topluma umut veremeyen ve en önemlisi de kendi içinde adalet tesis edemeyen bir yapıya dönüşmüş durumda. CHP’nin yaşadığı sorunların temelinde dış faktörlerden çok iç iktidar savaşları ve koltuk sevdası yatıyor.
CHP’yi ayakta tutan kitlenin, yani seçmenlerinin uzun süredir en büyük şikâyeti “kibir”dir. CHP’de yöneticilik yapan, delege ağlarıyla güç elde eden ya da belediye başkanlığı gibi makamları elinde tutan isimler, partiyi büyütmek yerine kendi dar çevresini güçlendirmeye odaklanmış durumda. Bu durum, CHP’yi bir halk hareketinden çıkarıp, kapalı devre bir elitler kulübüne dönüştürüyor.
Koltuk Sevdası ve Partinin Çürümesi
CHP’nin en büyük açmazı, koltukların adeta “babadan oğula geçen miras” gibi görülmesi. Parti içinde yıllardır aynı isimler, aynı yüzler dönüp dolaşıyor. Yenilikten, gençleşmeden, fikir tazelenmesinden söz edilse de, pratikte her şey aynı kalıyor. Çünkü koltuk sahipleri, değişim ihtimalini kendi çıkarlarına tehdit olarak görüyor.
Bu durum sadece genel merkez düzeyinde değil, il ve ilçe örgütlerinde de aynıdır. Delegelik sistemi üzerinden kurulan hiyerarşi, tabanın sesini yukarıya taşımak yerine, yukarıdan aşağıya baskı üretir hale gelmiştir. Partili gençlerin, emekçilerin, halkla iç içe olanların sesi duyulmazken, bir avuç yönetici kendi iktidarını korumak için bütün enerjisini harcıyor.
Kibir Çemberi: İl ve İlçe Başkanları, Belediye Başkanları, Meclis Üyeleri ve Yurtdışı Temsilcilikleri
CHP’de bugün yalnızca genel merkezde değil, taşrada ve yurtdışında da ciddi bir kibir sorunu yaşanıyor. İl ve ilçe başkanlıkları, çoğu yerde partiyi büyütecek, halkla bütünleşecek, örgütü canlandıracak kadroların değil; egosu şişkin, makamını kişisel prestij alanı haline getiren insanların elinde. Halkın sorunlarıyla dertlenmesi gereken bu isimler, partiyi adeta kendi özel şirketi gibi yönetiyor.
Belediye başkanları da aynı kibre kapılmış durumda. Yerel yönetimler halka hizmet için bir fırsatken, birçoğu belediyeyi kendi iktidar alanına çeviriyor. Kendi çevresinden başka kimseye kapı açmayan, eleştirilere tahammülsüz, hesap vermeyi kendisine hakaret sayan belediye başkanları yüzünden CHP, halkın gözünde samimiyetini kaybediyor.
Belediye meclis üyeleri de çoğu zaman halka değil, kendi çıkarlarına hizmet eden pozisyonlarda görülüyor. Halkın temsilcisi olmak yerine, çıkar ağlarının parçası haline gelen bu isimler, CHP’nin içeride çürümesinin küçük ama güçlü dişlileri gibi işliyor.
Üstelik yurtdışı temsilcilikleri de farklı değil. Avrupa’daki CHP örgütlenmeleri, diaspora üzerinden güç kazanmak isteyen egolu kadroların elinde. CHP’nin büyümesi gerekirken, bu temsilcilikler kendi küçük iktidarlarını kurup koltuklarını koruma derdine düşmüş durumda. Böylece CHP’nin yurtdışındaki imajı da yerle bir ediliyor.
Kısacası CHP’de nereye bakılsa aynı manzara görülüyor: Kibir, ego ve makam sevdası. İl başkanından belediye başkanına, meclis üyesinden yurtdışı temsilcisine kadar birçok noktada, halk için siyaset yapan değil, koltuğu için yaşayan bir siyasetçi tipi hâkim. Bu da partiyi çürütüyor.
Güncel Olaylar: Butlan, Özgür Özel, Kayyum ve Kronik Hastalık
Bugün yaşanan olaylar, CHP’nin yıllardır kronikleşmiş hastalığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Kemal Kılıçdaroğlu’nun partideki yönetim krizleri, Butlan tartışmaları, Özgür Özel’in partiye hâkim olamaması ve Gürsel Tekin’in İstanbul İl Başkanlığı’na kayyum atanması, CHP’deki kronik iktidar hastalığını doğruluyor. Bu olaylar, partinin kendi içindeki güç savaşlarının ne denli derin ve sistematik olduğunu gösteriyor.
Bu kronik sorunlar yüzünden CHP, partiyi büyütmesi gerekirken sürekli kendi içinde boğuluyor. Her yeni kriz, iktidarın işine yarıyor; CHP, kendi iç kavgalarıyla uğraşırken iktidar rahat nefes alıyor ve partinin seçmeni de umutsuzluk ve kırgınlık içinde kalıyor.
İç İktidar Kavgası: Kimin CHP’si?
Bir kısım yönetici, partiyi Atatürk’ün kurduğu halkçı çizgiden koparıp liberal çizgilere kaydırmak isterken; bir diğer grup, koltuklarını korumak için hangi ittifaka gerekirse boyun eğmeye razıdır. Bu tablo, CHP’yi iktidar alternatifi olmaktan çıkarıp, kendi içinde iktidar mücadelesi veren bir arena hâline getiriyor.
Seçmen, sandığa her gidişinde umutla oy verdiği partisinin kendi içine kapanmış kavgalardan başını kaldıramadığını görüyor. Bu tablo, CHP seçmeninde umutsuzluk ve kırgınlık yaratıyor. Halk, kendisine umut olması gereken partinin iç iktidar savaşlarıyla vakit kaybettiğini gördükçe, iktidar karşısında yalnız bırakıldığını düşünüyor.
Değişim İradesi Neden Hep Yarım Kalıyor?
CHP’de sık sık “değişim” lafları duyulur. Ancak bu değişim çağrılarının hiçbirisi gerçek anlamda hayata geçmez. Çünkü değişim söylemini dillendirenler bile aslında koltuk hesapları yapar. Bir grup, mevcut genel başkanı devirmek için değişim ister, ama yerine geçince aynı anlayışı sürdürür. Diğer grup, koltuğunu korumak için değişime kapıyı kapatır. Sonuçta değişim sadece sloganlarda kalır.
Çıkış Var mı?
Elbette CHP’nin yeniden ayağa kalkması mümkündür. Ancak bunun için öncelikle “kibir”in terk edilmesi gerekiyor. CHP, tabanın sesini gerçekten yukarıya taşıyan, gençlere, kadınlara ve emekçilere söz hakkı veren bir yapıya dönüşmedikçe başarı imkânsızdır. Delegelik sistemi, il ve ilçe başkanlıkları, belediye yönetimleri ve yurtdışı temsilcilikleri, koltuk ağalarının elinden alınmadıkça CHP’nin Türkiye’ye umut olması imkânsızdır.
CHP’nin kurtuluşu, koltuğu değil, halkı önceleyen bir anlayışta gizlidir. Halkın derdiyle dertlenen, sokakta olan, yalnızca seçim zamanı değil her zaman vatandaşla omuz omuza olan bir CHP, ancak o zaman yeniden güçlü bir muhalefet ve iktidar alternatifi haline gelebilir.

Comments
…Loading comments…