Son günlerde yabancı haber sitelerinde Türkiye’deki köprü ve otoyol satışları sıkça gündeme gelmeye başladı. 15 Temmuz ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ile otoyolların özelleştirilmesi planları, halkın vergileriyle yapılan bu stratejik yatırımların küresel sermayeye devredilmesi anlamına geliyor. Bu sadece ekonomik bir mesele değil, aynı zamanda ülkenin bağımsızlığına ve egemenliğine doğrudan bir tehdittir.

Türkiye’de demokrasi askıya alınmış durumda. Kayyum silahı ve yargı sopasıyla halkın iradesi hiçe sayılıyor. Ana muhalefet budanıyor, muhalif belediye başkanları ve kanaat önderleri hedef alınıyor. Muhalefetin halk desteğine sahip cumhurbaşkanı adayı tutuklu Ekrem İmamoğlu Tutuklu bulunuyor. Bir başka konu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, Ekrem İmamoğlu Kanal İstanbul’a “hayır” dediği için tutuklu. Üniversite gençleri fişleniyor ve gözaltına alınıyor. Bu tablo, demokratik mekanizmaların sistematik şekilde devre dışı bırakıldığını gösteriyor.

Köprüler, otoyollar, hastaneler, limanlar ve havalimanları halkın malı olmasına rağmen küresel odakların kontrolüne açılıyor. Bu yatırımların gelirleri ve işletme hakları halk yerine yabancı sermayeye aktarılıyor. Dedelerimizin ve ninelerimizin vergisi, babalarımızın emeği, annelerimizin fedakârlığıyla inşa edilen bu kamu varlıkları, bugün geleceğimizin gasp edilmesine aracılık ediyor.

Halkın ödediği vergilerle yapılan köprülerden ve otoyollardan elde edilen gelirler, kamu yararına değil, özel çıkar odaklarının kasasına yönlendiriliyor. Şehir hastanelerinde hasta garantileriyle yapılan sözleşmeler, limanlarda ve havalimanlarında uygulanan benzer sistemler, ülkenin ekonomik bağımsızlığını zayıflatıyor. Gelecek kuşakların hakkı, sütü çalınan kundaktaki bebekler var ülkede.

Bu süreç, aynı zamanda siyasetin kontrol edilmesiyle güç kazanıyor. Muhalefet susturuluyor ve halkın oyuyla desteklediği liderler tutuklanıyor veya baskı altına alınıyor. Bu baskı politikaları, kamuoyunun doğru bilgiye ulaşmasını engelliyor ve demokratik tartışmayı yok ediyor. Üniversite gençlerinin fişlenmesi ve gözaltına alınması, yalnızca bugünü değil, yarının özgür düşünceye sahip nesillerini de hedef alıyor.

Egemenlik, sadece siyasi iktidarla ölçülmez; aynı zamanda halkın ekonomik ve sosyal araçlar üzerinde denetim sahibi olmasıyla ölçülür. Köprülerin, otoyolların, limanların, hastanelerin ve havalimanlarının kontrolü yabancı sermayeye geçtiğinde, bağımsızlık da ciddi biçimde zedelenmiş olur. Bu durum, halkın sadece bugünkü haklarını değil, çocuklarının ve torunlarının geleceğini de tehdit ediyor.

Halk artık gerçekleri görmeli. Susmak, kaderimize ihanet etmek anlamına gelir. Muhalefete sarılmak, haklarımızı savunmak ve gelecek nesillerin güvenceye alınmasını sağlamak zorundayız. Bu sorumluluk, yalnızca bugünü değil, tarih boyunca mücadele ederek kazandığımız haklarımızı da korumayı gerektiriyor.

Ülke tarihi, baskılara karşı direnen bir milletin hikayesidir. Bugün de aynı kararlılıkla ayağa kalkmak zorundayız. Halkın muhalefete sahip çıkması, yalnızca siyasi bir tercih değil, ülkenin bağımsızlığı ve gelecek nesillerin haklarını koruma eylemidir. Sütü çalınan kundaktaki bebeklerin ve daha doğmamış çocukların hakkını savunmak, bugünün yurttaşlarının öncelikli görevidir.