Tenezzül için sözlükler; nüzul, inme, felç kökünden, alçalma aşağılanma anlamında, zillet ailesinden bir sözcük açıklamasını yapıyorlar
Yarın 15 Eylül 2025. Eylül günün Türkiye için özel bir anlamı var.
106 yıl önce; 15 Mayıs 1919 günü İzmir’den Türkiye topraklarına ayak basan Yunan, 15 Eylül 1922 günü, 103 yıl sonra, arkasına bakamadan kaçtı Türkiye’den. Kaçan Yunan kurtuldu, kaçamayan Ege Denizi’ne döküldü.
15 Eylül 2025‘te birilerinin evde yapıkları hesapları var. CHP’nin bir önceki genel başkanının evdeki hesabı 15 Eylül günü partisinin başına kayyum olarak atanmak.
Söylentiye kulak verilse sakıt genel başkan kayyum olabilirse partiye genel merkeze yastığı, yorganı serecek ve kayyumluk süresince orada yatıp kalkacakmış.
Dedim ya; söylentiye kulak verilirse…
Buna tenezzül edecekmiş sakıt genel başkan.
Onun evdeki hesabının tutması için yargının 15 Eylül 2025 günü CHP’nin 38. Olağan Kurultayını, mutlak butlan gerekçesiyle geçersizlik kararı ve onu partiye kayyum olarak ataması zorunlu.
Yargı bu kararı vermezse evdeki hesap tutmayacak.
Keser dönecek, sap dönecek, evdeki bu hesaba umut bağlayanlar, gün gelecek hesabını verecekler.
Zaman ruhu diye bir tamlamamız var dilimizde. Kimi tarihler bu ruhu anımsatırlar. Almancası Zeitgeist olan tamlamayı ilk kez,idealist Alman filozofu Friedrich Hegel kulanmış.
Hegel’e göre; zamanın ruhu toplumsal ve kültürel dünya görüşüyle çağı etkileyen kişilerin de üstünde ve ötesindeki bir anlayışın adıdır...
Eylül ayı da 12 Eylül 1980‘in ruhuna tutar aynasını.
Silahlı Kuvvetler, Türkiye’de üç kez yönetime el koydular.
İlkinin tarihi 27 Mayıs 1960, ikincisin 12 Mart 1971, üçüncüsünün de 12 Eylül 1980‘dir.
Bu üç el koymada da ABD’nin parmağının olduğunu bilmeyen yoktur.
AKP’yi ve onun genel başkanını çeyrek asırdır, tüm eksiklerine ve kusurlarına karşın ülkenin tepesinde tutan da ABD’dir.
Yönetimlere askerin el koyması ne kadar ABD projesiyse; AKP ve onu genel başkanı da ABD projesidir.
ABD yalnız da değildir. Avrupa’nın birliği de Uzakdoğu’nu Japonya’sı da tüm olanakları ve katkılarıyla bu işin içindedirler.
Tam dokuz buçuk yıl önce...
16 Mayıs 2016 tarihinde bu köşede şöyle yazmışız:
ABD’ninBaşkanı G.W. Bush; „Ortadoğu’da harita değişecek! ve BOP – Büyük Ortadoğu gerçekleşecek! “ buyurmuştur.
PKK’nin kurulması da, Abdullah Öcalan’ın bu örgüte başkan edilmesi de, Kenya’da paketlenerek Türkiye’ye, asılmamak, beslenmek koşuluyla sunulması da BOP gereğidir.
Oslo’da başlatılan ve günümüzde TBMM’nde komisyonlarla sürdürülen süreç de…
Buna karşı çıkacakları açık olan ulusalcıların, ve TSK’nin tanınamaz duruma getirilişinin de...
CHP’ye kayyumluğa amade Kılıçdaroğlu Kemal Bey olayında da ABD’nin ve paydaşlarının parmağı olduğunu görmemek için kör, anlamamak için aptal olmak gerekir.
Devlet Bahçeli de, daha Alparslan Türkeş zamanından bu yana o projenin ürünüdür.
O proje gereğidir kuzey Afrika’da yaşanılan Baharlar…
Oralarda yaşayan halkların, mezhep ve ırk ekseninde çatışmaya, cepheleşmeye sürüklenmelerinin arkasında da bu projeyi yapanlar var...
Recep Tayyip Erdoğan’ı, daha milletvekili bile değilken Beyaz Saray’da ağırlayanların hesapları da evdeki hesaplarıdır.
Onun Türkiye’den başka Ortadoğu için de biçilmiş kaftan olduğunu gördüler ve o nedenle de bugünkü konumuna hazırladılar.
Kemal Kılıçdaroğlu da onlar için kullanışlı bir kişiliktir.
Bu nedenle; ondan önceki genel başkanı bir kaset kumpasıyla uzaklaştırdılar partinin başından.
Çünkü; proje sahiplerine göre, ondan önceki genel başkan, deneyimi, birikimi, eğitimi ve mezhebi yeni bir açılım ve süreç için uygun değildi. Onunla ne Ortadoğu’ya açılabilirlerdi ne de Kürt Baharı’na!
Kemal Kılıçdaroğlu o nedenle getirildi CHP’nin başına.
Kaset kumpası MHP içindeki aykırı seslere uygulandı.
Onların siyaset yaşamlarını da proje sahipleri sonlandırdılar.
Adnan Menderes ve Celal Bayar 1945‘te CHP’den koparılmaları,
1950’deki ilk seçimde iktidara getirilmeleri,
1964’te Süleyman Demirel, Adalet Partisinin başına getirilmesi,
1965 seçimde başbakan olmasının,
1972’de Bülent Ecevit CHP Genel Başkanlığının,
1973 seçimde başbakan olmasının,
1982’de Turgut Özal ANAP’ı kurmasının,
1983’teki ilk seçimde başbakanlığa getirilmesinin,
Recep Tayyip Erdoğan’a, 2001’de AKP’yi kurdurmanın.
2002’de iktidar, 3 ay sonra da başbakan olmasının,
23 yıldır da hem başbakan hem cumhurbaşkanı olarak ülkenin başında kalmasının ardındaki güç de projenin sahibi olan güçtür.
O güç ABD ve paydaşlarının ortak gücüdür.
Bilmem anlatabildim mi?

Comments
…Loading comments…