Ata sözümüz ne kadar da isabetlidir: "Dervişin fikri neyse, zikri de odur." Bugün Türkiye'mizde de durum aynen bu. Hükümet bir havada, muhalefet bir başka havada esiyor. Halk ise bu iklim değişikliğinin ortasında, iki ayrı kampa bölünmüş vaziyette. Bir kesim, "Şükür bugünler de gördük" diye hamd ederken, diğer bir kesim, "Artık nefes alacak, dokunulamaz bir yer kalmadı, bittik tükendik" diye haykırıyor. İnsan ister istemez soruyor: "Hayırdır benim halkım!?? Yeni mi aklınıza geldi hükmeden doğruları söylemek?" Bu sesleniş, aslında bir uyanış çığlığıdır. "Ateş düştüğü yeri yakar" misali, herkesin gerçeklerle yüzleşme vakti farklı oluyor.
---
Uçak Ticareti ve BM Koridorları: Göklerdeki İşler ve Yerdeki Kaygılar
Tam da bu kaygıların kol gezdiği bir dönemde, diplomasi sahnesi ilginç bir perde açtı. Cumhurbaşkanımız'ın, eski ABD Başkanı Donald Trump'ın oğlu ile yaptığı telefon görüşmesi, CHP Lideri Özgür Özel tarafından kamuoyuna taşındı ve doğrulandı. Peki, ne konuşuldu bu
görüşmede? Soru işaretleri havada uçuşurken, hemen ardından 300 adetlik sivil uçak alımı haberi geldi. Bu, "ne alaka?" demeden, Türk heyeti apar topar BM toplantısına sevk edildi. Sanki "Gözden ırak olan, gönülden de ırak olurmuş" gibi, uluslararası arenada varlık göstermek, içerideki sorunları perdelemek için mi kullanılıyor? Bu manzara, "dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur" sözünü hatırlatıyor ama buluşmanın içeriği, halka şeffaf bir şekilde açıklanmadığı sürece, kafalardaki soru işaretleri büyümeye devam edecek.
---
Suriye'de Harcanan Emek ve "Eli Boş Dönüş" Sessizliği
Suriye meselesi ise ayrı bir vicdan yarası. ABD'nin, 10 milyon Dolar başına ödül konulan Bakanı Ahmed eş-Şara gibi, Suriye halkına yaşattıklarıyla bilinen bir isimle görüşüp "yapılandırma" pazarlığı yapması, dünyanın ikiyüzlülüğünü gözler önüne seriyor. Peki ya Türkiye? Sınır komşumuz, "kardeş" dediğimiz topraklarda çok büyük emekler, haklar ve ne yazık ki çok sayıda şehit verdik. Ailelerinin içi yana yana izlediği bu süreçte, "Suriye bizim kardeş komşumuz, yeni yönetimle aramız iyi" demeye fırsat bulamadan, adeta "eli boş" dönmeye razı gelmek, anlaşılır gibi değil. "Emeğin olmadığı yerde, yemek de olmaz" derler. Bu kadar emek ve bedelden sonra, masada hak ettiğimiz sonucu alamamak, derin bir hayal kırıklığıdır.
---
Kıbrıs'ta Sessiz Tehdit: "Arka Bahçe"ye Göz Dikenler
Bir diğer çıban başı ise Kıbrıs. İsrail, Güney Kıbrıs'a büyük yatırımlar yapıp askeri ve lojistik üslerini güçlendirirken, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni ve dolayısıyla Türkiye'nin güvenliğini tehdit eden adımlar atıyor. "Yavru vatan" artık birileri için bizim "arka bahçemiz" değil, kendi planlarının sahnesı haline gelme riski taşıyor. Peki, "Hey İsrail!" diyebilen bir ses çıkıyor mu? Çıkmıyor, çünkü Ege'de İsrail'e ait ticari gemiler serbestçe dolaşıyor. Bu sessizlik, "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" anlayışına benziyor. Ancak unutulmamalıdır ki, "Düşmanın karınca ise de, hor bakma."
---
Büyüklük, Yandaşlık Bataklığından Çıkmakta Gizli
Peki, n'olacak bu siyasetin hali? Gördüğümüz manzara şudur: Büyüklük ve kalıcı çözüm, hükümette ve Türkiye yönetiminde "çekilmekte" değil, akıl, izan, şeffaflık ve milli menfaati her şeyin üstünde tutmakta yatar. Aksi takdirde, yandaşlık bataklığına gömülmüş bir anlayış, "Bir elin sesi çıkmaz" gerçeğini görmezden gelerek, 85 milyonu daha zor şartlara sürükleyebilir. Artık "Birlikten kuvvet doğar" ilkesine sımsıkı sarılma, tedbir alma ve her şeyden önce aklıselim bir düzene gelme zamanıdır. Yoksa, karınca misali boşa koşturup durmaktan öteye gidemeyiz. Ve bu manzarayı üzülerek izlemekten başka çaremiz kalmaz.
Temel IŞIK - ha-ber.com

Comments
…Loading comments…