Kalabalık bir metroda gibiyim.
Havasız, nefessiz, yönü belli olmayan bir kalabalığın içinde. Herkes bir yerlere yetişmeye çalışıyor ama kimse bir yere varamıyor. Türkiye işte böyle bir metroya dönüştü: Kapıları kapanmış, tünel bitmiyor, ışık görünmüyor. Ve bu boğucu yolculuğun mühendisi, istasyonlarını yutan sistemin adı: AKP.
Alçak tavanlı odada gibiyim. Kafanı kaldırmaya kalksan tavana çarpıyorsun. Düşüncen büyüyemiyor, sözün yankılanamıyor, adım atsan duvara tosluyorsun. Bu ülke bir süredir alçak tavanlı bir odada yaşıyor. Eğitim, kültür, basın, yargı… Hepsi aynı tavanın altında eğilmiş durumda. Kafasını kaldıran herkes “düşman”, “hain”, “terörist” ilan ediliyor. Halbuki o tavanı biraz kaldırsan, hava girecek içeri; akıl, fikir, umut dolacak. Ama işte AKP o tavanın kendisi.
Dar kıyafetler içinde gibiyim. Bedenin büyümüş ama sistem küçülmüş. Nefes alamıyorsun, hareket edemiyorsun. 85 milyonluk ülkeye 10 kişinin sığacağı bir rejim giydirilmiş. Herkes aynı kalıba zorlanıyor: Aynı dinden, aynı düşünceden, aynı yaşam tarzından olacaksın. Farklıysan dışlanacaksın. Kadın, sanatçı, gazeteci, öğrenci, işçi… herkes bir “yasaklar gömleği” giyiyor. Daralıyor, bunalıyor, yırtmak istiyor ama bir el hemen ensesinde: “Dikkat et, fitne çıkarma!”
Süre yetmeyen sınavda gibiyim. Halk sürekli bir sınava sokuluyor. Ekonomide, adalette, ahlakta, vicdanda… Her sınavda birileri kopya çekiyor, halk ise ter döküyor. Emekli sınavda kaybediyor, genç işsiz kalıyor, işçi ölümüyle ödüllendiriliyor. Sınavın süresi hep kısa, ama aynı kopyacılar hep kazanıyor. Bu ülke onlara not vermiyor, onlar not defterini çoktan ele geçirmiş.
Her işe en son yetişen kişi gibiyim. Deprem oluyor, devlet üç gün sonra aklına geliyor. Yangın çıkıyor, uçak yok. İnsan ölüyor, ambulans yolda. Tarım bitiyor, çiftçiye mazot yok. AKP’nin Türkiye’sinde her şey geç kalıyor; adalet, vicdan, yardım, hakikat… Fakat yandaş ihale asla gecikmiyor. Onun uçağı hep zamanında kalkıyor.
Uykuya değil, kâbusa yatar gibiyim. Çünkü bu ülkede sabahlar artık umut getirmiyor. Sabah haberleri, akşamın kâbusunu doğruluyor. Her yeni gün, yeni bir yolsuzluk, yeni bir sansür, yeni bir ihanetle başlıyor. İnsanlar uykuda bile politik stresle yaşıyor: “Yarın elektriğe, kiraya, ekmeğe zam gelir mi?” Halkın uykusuna bile el koydular.
Taşını öğüten değirmen gibiyim. Ülke, halkın emeğini un ufak eden dev bir değirmene dönüştü. Çalışan öğütülüyor, düşünen susturuluyor, konuşan dışlanıyor. Halk kendi sırtında dönen taşın altında eziliyor. AKP’nin yarattığı düzen, alın terini un gibi savuruyor; geriye yorgun, borçlu, umutsuz bir millet kalıyor.
Üstüme çöken klostrofobimsin AKP.
Bu milletin üstüne çöken bir beton duvar gibisin. Halk artık nefes alamıyor. Her şey senin etrafında dönmek zorunda: ekonomi, medya, hukuk, din, hatta vicdan bile. Dışarıda bir dünya var ama sen pencereleri kapattın. Işık girmesin diye perde çektin. Sesi kesmek için duvar ördün. Ve buna “istikrar” adını verdin.
Sen bu halkın kanserisin AKP.
Çünkü bir organ değil, bir tümör gibi büyüyorsun.
Her yere yayılıyorsun, her hücreye sızıyorsun.
Devletin sinir sistemine, kalbine, aklına.
Polisi senin refleksin olmuş, hâkimi senin sinirin, imamı senin propagandan.
Gazetecisi senin sözcün, iş adamı senin kasan, bürokratı senin emir erin.
Yiyip bitiriyorsun; ekonomiyi, eğitimi, ahlakı, vatan sevgisini.
AKP iktidarı artık bir parti değil, bir patoloji.
Bir ideolojiden çok, bir hastalık.
Kendini “dava” diye tanımlayıp halkın her tepkisini “günah” sayan bir dogma.
Kendini “millet” diye tanımlayıp muhalefeti “millet düşmanı” yapan bir sapkınlık.
Bir ülke düşün: Gazeteciler zindanda, hırsızlar sarayda.
Bir ülke düşün: Eğitim çökmüş, din istismar ediliyor.
Bir ülke düşün: Gençler yurtdışına kaçıyor ama yandaşlar tatilde vergi affı kovalıyor.
Ve bir ülke düşün ki, yönetenler artık yönetmiyor, sadece tahakküm ediyor.
Evet, sen Türk halkının kanserisin AKP.
Ama unutma: Her kanserin panzehiri halkın bağışıklığıdır.
Bu halkın içinden, yıllardır bastırılan o öfke, o sağduyu, o isyan duygusu yeniden doğacak.
Çünkü tarih boyunca hiçbir baskı sonsuza kadar sürmedi.
Ne krallar, ne faşistler, ne diktatörler sonsuz yaşamadı.
Türk halkı uzun zamandır sustu; çünkü yoruldu, korktu, umudunu kaybetti.
Ama o sessizlik bir kabulleniş değil, birikimdir.
O biriken öfke, bir gün zinciri kıracak.
Çünkü Türk milleti teslim olmaz.
Onun damarlarında özgürlük, onuru ve Atatürk’ün ruhu akar.
Ve o gün geldiğinde, kalabalık metronun kapısı açılacak.
Alçak tavan kırılacak.
Dar kıyafetler yırtılacak.
Süre yetmeyen sınav bitecek.
Uyku yeniden huzura dönüşecek.
Taşını öğüten değirmen duracak.
Ve Türk halkı ilk kez derin bir nefes alacak.
Çünkü halkın üstüne çöken klostrofobi bitecek.
Ve AKP, bu halkın ciğerinden sökülüp atılan bir tümör gibi tarihe gömülecek.

Comments
…Loading comments…