Cebimizde “parlak bir dolandırıcının” imzası var, iyi mi?
Türkiye öyle bir ülke haline geldi ki, artık şaşırmak bile lüks oldu. Her sabah yeni bir skandal, her akşam yeni bir rezalet. Hırsızların, yalancıların, üçkâğıtçıların yönetimde cirit attığı bir düzende “ahlak” kelimesi bile hicap duyuyor. Şimdi de Merkez Bankası gibi bir kurumun başkan yardımcılığı koltuğuna, hakkında ciddi dolandırıcılık iddiaları bulunan bir ismin oturduğu konuşuluyor. Üstelik o kişinin imzası artık Türk Lirası banknotlarının üzerinde! Yani cebimizde taşıdığımız her para, sadece ekonomik değeriyle değil, bir utanç belgesiyle dolaşıyor.
Burası Türkiye…
Dolandırıcı “başkan yardımcısı”, ihaleci “bakan”, mafyadan medet uman “yönetici”, yolsuzluk dosyalarından sıyrılmış “danışman”larla dolu bir ülke. Üstelik bu tiplerin hepsi, gözümüzün içine baka baka “millet için çalışıyoruz” nutukları atıyorlar.
Ama bu sefer mesele sadece bir atama değil. Bu, bir ülkenin itibarının çöküşüdür. Çünkü Merkez Bankası gibi bir kurum, bir ülkenin en hassas, en güvenilir yapısı olmak zorundadır. Orası ekonominin vicdanıdır. Oradaki bir imza, devletin namusudur.
Şimdi düşünün: O imzayı atan kişi, bir zamanlar yatırımcıyı dolandırmakla, şirketleri batırmakla, finans oyunlarıyla servet yapmakla anılıyorsa… O zaman paramızın üstündeki o imza, sadece bir isim değil, bir alaydır.
“Parlak Dolandırıcılar” Dönemi
Türkiye uzun zamandır bu tip “parlak dolandırıcılar” tarafından yönetiliyor. Kravatlı hırsızlar, makamlı yalancılar, diplomalı sahtekârlar… Bunlar artık sistemin bir parçası oldu.
Eskiden dolandırıcılar yakalanırdı; şimdi ödüllendiriliyor. Eskiden bu tür insanlar yargıdan kaçardı; şimdi yargıyı yönetiyor. Eskiden devlet onlardan korunurdu; şimdi devlet onlara teslim oldu.
Bir zamanlar Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet, liyakatin ve dürüstlüğün üzerine kurulmuştu. Bugün ise dalkavukluk, torpil ve yalan üzerine yükselen bir düzen var.
Ekonomiyi yönetenlerin ne bilgisi kaldı, ne ahlakı.
Parayı koruyacak yerde, parayı çalanlara alan açıyorlar.
Merkez Bankası’nın Sembolü Artık Güven Değil
Eskiden bir ülkenin parasındaki imza, ulusal gururun simgesiydi. Vatandaş paraya baktığında “devletimin gücü”nü görürdü.
Bugün ise o imzaya bakan herkes “acaba bu da mı dolandırıcı çıktı?” diye soruyor. Çünkü güven duygusu kalmadı.
Enflasyon, yolsuzluk, yalan, çürüme…
Bir ülke önce ekonomisini değil, ahlakını kaybeder.
Ahlak çökerse ekonomi de, para da, adalet de çöker.
Merkez Bankası’nda bu tür atamalar yapılırken kimse sormuyor:
“Bu kişi gerçekten bu görevi hak ediyor mu?”
“Geçmişinde ne var, hangi ilişkilerden geliyor?”
“Bu atama kime yarıyor?”
Sorulmuyor çünkü herkes biliyor: Bu tür atamalar liyakatle değil, sadakatle yapılıyor.
Yani devletin değil, bir grubun, bir çıkar ağının adamları getiriliyor kilit noktalara.
İşte o yüzden bugün Türk parasının değeri sadece ekonomik olarak değil, ahlaki olarak da yerlerde sürünüyor.
Cebimizdeki Utanç
Düşünün: Elinize bir banknot alıyorsunuz.
Arkasında Atatürk’ün resmi var Cumhuriyet’in, bağımsızlığın, onurun simgesi.
Altında ise dolandırıcılıkla anılan birinin imzası.
Bir taraf geçmişin onuru, diğer taraf bugünün utancı.
Bu kadar ironik, bu kadar acı bir tablo olabilir mi?
Cebimizdeki para artık sadece alışveriş aracı değil; aynı zamanda bir sembol.
Bir ülkenin ahlaki sefaletinin sembolü.
O parayla markete gidiyorsunuz, etiketler uçmuş; ama asıl düşen şey fiyatlar değil, güven duygusu.
Devlete, adalete, kuruma, imzaya güven kalmamış.
“Bu Düzenin Temeli Çürüktür”
Eğer bir dolandırıcıya Merkez Bankası’nda yer verebiliyorsanız, sistemin temeli çoktan çürümüştür.
Artık ekonomi politikaları değil, çıkar ilişkileri yönetiyor ülkeyi.
Kamu kurumları “devletin” değil, “bir zümrenin” malı olmuş durumda.
Banknotlardaki imza, o zümrenin mührü gibi.
Her para, her maaş, her ödeme onların kontrolünde.
Ve halk ne yapıyor?
Yoksulluğa alışıyor.
Adaletsizliğe alışıyor.
Ahlaksızlığa alışıyor.
Sanki başka bir kader yokmuş gibi.
Oysa var!
Bu ülkenin temiz insanları, emeğiyle yaşayanları, alnının teriyle geçinenleri hâlâ var.
Ama onlar köşede, sessiz, küskün.
Konuşanlar susturuluyor, sorgulayanlar dışlanıyor.
Gerçek Hesap Günü
Bir gün gelecek, bu imzaların hesabı da sorulacak.
Kimin neyi, kime sattığı ortaya çıkacak.
Tarih, bu dönemin isimlerini “ekonomiyi batıranlar” olarak değil, “ahlakı bitirenler” olarak yazacak.
Çünkü bu sadece bir ekonomik çöküş değil, bir vicdan çöküşü.
Atatürk, Cumhuriyet’i kurarken “ülkeyi namuslu insanlar yönetsin” diye mücadele etti.
Bugün ise ülke, namussuzların elinde çırpınıyor.
Ama bu sonsuza kadar sürmez.
Tarih, yalanı değil, gerçeği yazar.
Cebimizdeki o imza, bugün utançtır; ama yarın bir ibret vesikası olacaktır.
Ve bir gün o paranın üzerindeki imza, yeniden hak eden birinin, dürüst bir ekonomistin, halktan yana bir yöneticinin imzası olacak.
O gün geldiğinde, Türk Lirası yeniden değerini bulacak çünkü o zaman sadece ekonomi değil, ahlak da yükselecek.
O zamana kadar…
Cebimizdeki o “parlak dolandırıcının” imzasına her baktığımızda şunu hatırlayalım:
Bizim ülkemiz bu adamlardan büyüktür.
Ve hiçbir imza, bir milletin onurunu kalıcı olarak kirletemez.

Comments
…Loading comments…