Bu ülke, aklını ve vicdanını kiraya verenlerin ihanetini hâlâ temizleyemedi. FETÖ yalnızca bir örgüt değil, devletin damarlarına en sinsi şekilde sızmış, inanç, eğitim, sadakat ve liyakat kavramlarını çürüten bir zihniyetin adıdır. Yıllar boyunca “hizmet” denilerek ambalajlanmış bu yapının arkasında, aslında bir işgal planı yatıyordu. Kur’an’ı, vatanı, bayrağı kullanarak kendi çıkar düzenini kuranlar, bu milletin hem inancını hem de güven duygusunu zehirlediler.
Ama asıl tahribat, sadece 15 Temmuz gecesinde yaşanan ihanetle sınırlı kalmadı. O geceden sonra, devletin enkazı altında kalan bürokrasi ve kurumlar hâlâ toparlanamadı. Çünkü FETÖ’nün bıraktığı boşluk, bugün başka türden sahtekarlarla doldu. Bir dönem “cemaat mensubu” diye yükselenler nasıl liyakatsizse, şimdi de “sahte diplomalı”, “torpilli”, “akraba kontenjanlı” memurlar aynı düzeni başka bir isimle sürdürüyor.
Devletin asli görevi, vatandaşın güvenliğini, adaletini, refahını sağlamaktır. Fakat bugün bakıyoruz ki, bürokrasi bir çıkar ağına dönüşmüş durumda. Her kurumda, her bakanlıkta, her belediyede bir grup çöreklenmiş. Kimisi sahte diploma ile müdür olmuş, kimisi hiç sınava girmeden kadro almış. Liyakatin yerini sadakat değil, yalakalık almış. FETÖ’nün “himmet” düzeni gitmiş, yerine “adam kayırma” düzeni gelmiş. İsimler değişmiş, ama zihniyet aynı kalmış.
Bu sahte diplomalı düzenin arkasında sadece bireysel çıkarlar yok; daha derin bir yozlaşma var. Çünkü bilgi ve emek artık değer görmüyor. Gerçekten çalışan, okuyan, üreten insanlar kenara itiliyor; onun yerine, birinin tanıdığı, bir partinin gençlik kolundan gelen, ya da bir sendikanın adamı olan kişiler makamlara oturuyor. Böyle bir ülkede adalet, bilim, gelişme beklemek sadece bir hayal olur.
FETÖ’nün tahribatı, ülkeyi sadece güvenlik açısından değil, ahlaki olarak da çökertti. İnsanlar artık kime güveneceğini bilemiyor. “Devletin memuru mu, cemaatin adamı mı?” sorusu yerini “diploması gerçek mi, sahte mi?” endişesine bıraktı. Her yeni skandalda, bir üniversiteden alınmış sahte belge, bir sahte doçentlik, bir kopya sınav haberi çıkıyor. Her biri, sistemin nasıl çürüdüğünü gözler önüne seriyor.
Ve bu çürüme, toplumun en tehlikeli hastalığı olan umursamazlıkla besleniyor. İnsanlar artık şaşırmıyor, tepki vermiyor. Çünkü alıştılar. “Zaten herkes böyle yapıyor” cümlesi, toplumsal çöküşün en sessiz itirafıdır. Oysa FETÖ’nün ülkeye yaptığı en büyük kötülük tam da buydu: toplumu ahlaken teslim almak. Gerçeğe değil, güce tapmayı öğretmek.
Bir dönem “hizmet eri” denilenlerin maskesi düştü ama yerlerine gelenler farklı mı? Bugün de “bizden olan” mantığıyla devlet yönetiliyor. Oysa devlet kimsenin malı değildir; bu ülkenin her vatandaşına ait bir emanettir. Emaneti ehline vermek, sadece bir dinî öğüt değil, aynı zamanda bir medeniyet şartıdır. Fakat sahte diplomalıların, torpilli müdürlerin, atanmış yandaşların arasında bu ilke unutuldu.
Bir ülke, tankla değil ama liyakatsizlikle çökertilir. Eğitim sisteminden adalet mekanizmasına kadar her alanda niteliksiz insanlar başa geçerse, toplumun temelleri sessizce yıkılır. Bugün FETÖ’nün silahlı saldırısına değil, onun bıraktığı zihniyetin kopyalarına karşı direnmek zorundayız. Çünkü bu yeni bürokratik yozlaşma, bir başka türden işgal biçimidir: diploma kılıfına sarılmış bir çıkar savaşı.
Yine de bu karanlık tabloyu değiştirecek olan halkın kendisidir. Gerçek aydınlar, dürüst bürokratlar, vicdanlı öğretmenler, namuslu emniyetçiler hâlâ var. Ama sesleri bastırılıyor, susturuluyor, itibarsızlaştırılıyor. Çünkü sahte diplomalıların en büyük korkusu, gerçeğin sesidir. Gerçeğin olduğu yerde, yalan barınamaz.
O yüzden bu ülke, önce gerçeğe dönmeli. Liyakat yeniden devletin temeline yazılmalı. Sahte diplomalılar, torpilliler, sahte kahramanlar temizlenmedikçe hiçbir reform işe yaramaz. FETÖ’nün yıktığı kurumları tamir etmek kolay değildir; ama aynı hatayı tekrar etmek, ihanetten farksızdır.
Gerçek kurtuluş, ne cemaatlerle ne partilerle gelir. Gerçek kurtuluş, dürüst, çalışkan ve liyakatli insanlara güvenmekle başlar. O insanlar ki; sahte diplomaların değil, alın terinin temsilcisidir.
Ve unutmayalım: Bu ülkeyi FETÖ gibi yapılar değil, onların bıraktığı boşluğu dolduramayan korkaklık tahrip ediyor. Cesaret, yeniden ayağa kalkmanın ilk şartıdır.

Comments
…Loading comments…