Türkiye siyasetinde bazı dönemler vardır ki, devletin karanlık katmanları yeniden harekete geçer. O dönemlerde iktidar değişse de yöntem değişmez; hedef değişir, ama amaç hep aynıdır: Cumhuriyet’in direncini kırmak. Bugün yaşananlar, tıpkı 2007-2013 arasında yaşanan o meşhur “Ergenekon kumpası”nı hatırlatıyor. O zaman hedef Atatürkçü subaylardı; bugün hedef CHP ve özellikle Ekrem İmamoğlu’dur. Farklı figürler, aynı senaryo, aynı merkez.
Birinci Ergenekon dönemini hatırlayalım. Türkiye, Avrupa Birliği masallarıyla, “demokrasi ve özgürlük” sloganlarıyla uyutuluyordu. Aslında sahneye konan şey, Türk ordusunu, Cumhuriyet’in laik damarını ve Kemalist kadroları tasfiye operasyonuydu. O günlerde medya, istihbarat ve yargı, “demokratik devrim” adı altında bir psikolojik harp yürütüyordu. Subaylar tutuklanıyor, gazeteciler hedef gösteriliyor, Atatürkçüler “darbeci” yaftasıyla itibarsızlaştırılıyordu.
Bu senaryonun sonucunda ordu zayıflatıldı, Cumhuriyetçi direnç kırıldı, FETÖ denilen örgüt devletin damarlarına kadar sokuldu.
Bugün tablo farklı gibi görünse de özünde aynı oyunun yeniden sahnelendiğini görüyoruz. “İkinci Ergenekon” bu kez muhalefeti hedef alıyor. Kılıçdaroğlu’nun tasfiye edilmesiyle birlikte CHP içindeki iktidar değişimi, bazı derin odakların planlarına mükemmel bir zemin sundu. Ekrem İmamoğlu’nun yükselişi, hem iktidar blokunu hem de devletteki statükocu çevreleri rahatsız etti. Çünkü İmamoğlu, hem halkta karşılık bulan bir lider hem de uluslararası çevrelerle diyaloğu güçlü bir figür. Bu nedenle, tıpkı birinci Ergenekon döneminde olduğu gibi, onu çevreleyen kadrolar, belediyeler, iş bağlantıları ve medya ilişkileri üzerinden bir “psikolojik kuşatma” başlatıldı.
Birinci Ergenekon’un “kumpas mühendisleri”, o dönem sahte dijital veriler, uydurma gizli tanıklar, montaj delillerle orduyu hedef almıştı. Bugün ise aynı teknik, farklı araçlarla işliyor: medya manipülasyonu, yargı dosyaları, sızdırılmış belgeler ve organize sosyal medya saldırıları. Her gün belli hesaplar, CHP içinden ya da dışından “İmamoğlu’nun çevresi”ni hedefe koyuyor. Bu tesadüf değil. İktidarın ve eski FETÖ kalıntılarının yeniden kurduğu bu yapı, yeni dönemin “demokratik görünümlü operasyon makinesi” haline geldi.
Bu kez mesele “darbecilik” değil, “yolsuzluk” ya da “rant” suçlamaları üzerinden yürütülüyor. Ama teknik aynı: önce bir algı yaratılıyor, sonra o algıdan “soruşturma zemini” üretiliyor, ardından yargı süreci medya eliyle yönlendiriliyor. Sonuçta halkın güven duyduğu figür itibarsızlaştırılıyor. Tıpkı geçmişte İlker Başbuğ’un “terörist başı” gibi gösterilmesi gibi, bugün de CHP’li belediye başkanları “şirket rantçısı”, “belediye baronu” ya da “paralel siyasetçi” yaftalarıyla hedef alınmakta.
İmamoğlu’na yönelik bu yeni Ergenekon’un en dikkat çekici yanı, operasyonun çok katmanlı olması. Sadece iktidar değil, muhalefet içinden de bir kısım bürokratik ve medya çevresi bu saldırıya dahil. Çünkü İmamoğlu, klasik “kontrollü muhalefet” kalıbına sığmıyor. Halkla doğrudan bağ kurabilen, merkez sağdan da oy alabilen, iktidara alternatif oluşturabilecek bir profil çiziyor. Bu da onu sistem için tehlikeli kılıyor. Derin odaklar, iktidarın ömrü bitse bile “devletin kontrolsüz bir dönüşüm”e girmesini istemiyor. Bu yüzden İmamoğlu’nun önü kesilmek zorunda.
CHP’nin içindeki bazı unsurların da bu plana bilinçli ya da bilinçsiz biçimde hizmet ettiğini görüyoruz. Parti içi hizipler, medyaya sızan belgeler, belediye ihalelerinden suni tartışmalar… Tıpkı birinci Ergenekon döneminde bazı generallerin kendi meslektaşlarını hedef göstermesi gibi, bugün de bazı CHP’liler İmamoğlu’nun çevresini zayıflatmaya çalışıyor. Bu durum, Türkiye’nin muhalefet tarihinde alışıldık bir sahnedir: her ciddi halk hareketi, önce içerden çökertilir.
Birinci Ergenekon’un hedefi “ordu vesayetini bitirmek” bahanesiyle Cumhuriyet’in savunma refleksini yok etmekti. İkincisinin hedefi ise “CHP’yi modernleştirmek” bahanesiyle muhalefeti teslim almak. Bu plan, Türkiye’de siyasal enerjiyi iktidar alternatifi üretmekten uzaklaştırıp, her dönemin “merkez onayı”na muhtaç hale getirmeyi amaçlıyor.
Ekrem İmamoğlu, bugün bu planın tam ortasında. Attığı her adım, söylediği her söz ölçülüyor, manipüle ediliyor, farklı odaklara servis ediliyor. Onu destekleyen kesimler bile “ya gerçekten hatalıysa?” kuşkusuna itiliyor. Bu, klasik psikolojik harp taktiğidir: hedefin çevresinde güvensizlik üret, yalnızlaştır, sonra itibarsızlaştır. Aynı yöntem Balyoz ve Ergenekon dönemlerinde de kullanılmıştı.
Bugün yaşananlar, sadece bir “parti içi mücadele” değil; Türkiye’nin demokrasi damarına yönelik yeni bir operasyonun ön hazırlığıdır. Halkın desteğini almış, gençlerle bağ kurabilen, dinamik bir muhalefet liderinin önü kesilirse, Türkiye yeniden siyasal kısır döngüye hapsolur. “İkinci Ergenekon” bu anlamda yalnızca bir kişiye değil, bir toplumsal umuda karşı açılmış savaştır.
Unutmayalım: Birinci Ergenekon’un sonunda devletin içinde FETÖ türemişti. İkincisinin sonunda neyin doğacağını tahmin etmek zor değil. Çünkü her “temizlik operasyonu” denilen süreç, aslında yeni bir kirli yapının doğum sancısıdır. Türkiye bir kez daha aynı hataya sürükleniyor.
Bu defa hedef ordu değil, halkın umudu. Bu defa “terörist” değil, “popülist” yaftasıyla itibarsızlaştırılıyor insanlar. Fakat taktik aynı, merkez aynı, amaç aynı: Cumhuriyet’in köklerini yeniden budamak.
Eğer bu millet birinci Ergenekon’un acı dersini hatırlamazsa, ikinci Ergenekon çok daha derin bir yıkım getirebilir. Çünkü bu kez hedef, doğrudan halkın seçtiği liderlerdir. Ve bu kez, direnecek bir ordu kalmadı — sadece halkın vicdanı var.

Comments
…Loading comments…