Uçan tabut! Daha ne diyeyim? Daha nasıl anlatayım? Yıllardır bağırıyoruz, yıllardır yazıyoruz: Bu devletin ordusuna, askerine, pilotuna, teknisyenine kıyan şey dış güçler falan değil; içerideki çürüme, içerideki işbilmezlik, içerideki “ihale manyakları”dır. C-130 düştü mü? Düştü. Kaç can gitti? Gitti. Peki kim hesap verecek? Kim çıkıp da “kardeşim bu uçak neden hâlâ havada?” diyecek? Kim?
C-130 dediğin uçak, dünyanın en sağlam platformlarından biri. Ama bir şartla: Bakımını adam gibi yaparsan! Adam gibi kullanırsan! Görev yükünü delikanlı gibi taşırsan! Bu uçak kırk yıllık, elli yıllık diye göklere çıkmaz diye bir şey yok. Ama sende kurum kalmamışsa, sende disiplin kalmamışsa, sende “iş bilen asker” yerine “parti torpillisi” makamlara çöreklenmişse, o uçak göğe değil mezara kalkar.
Bak şimdi kimse konuşmaz. Niye? Çünkü bu ülkede herkes “sus payı”na bağlanmış. Devletin en kritik kurumlarına kim çöktüyse, onların hatasını konuşmak yasak. Konuşan vatan haini, konuşan terörist, konuşan ajan! Ya arkadaş! Ajan kim biliyor musun? Devletin malını bakımsızlığa mahkûm eden, pilotu ölüme götüren, uçak hangarlarını ihale parsasına çeviren adamdır ajan!
C-130 düşünce bir anda hepimizin yüreğine ateş düştü. Televizyonlar bağırmaya başladı: “Pilot kahramanca mücadele etti!” E iyi de kardeşim, pilot zaten kahraman. Pilot zaten canını ortaya koyuyor. Senin bana anlattığın ne? Pilotun kahraman olması yeni bir haber mi? Yeni olan şey şu: Bu ülke artık pilotuna güvenli uçak sağlayamıyor. İşte bu utançtır! Bu da haber!
Yıllardır aynı hikâye. Aynı acı. Aynı yalan. “Arıza çıktı… Hava şartları kötüydü… Ani irtifa kaybı yaşandı…” Kardeşim! Bu memlekette bir tane “dürüst rapor” göremeyecek miyiz? “Bakım eksikti, teknisyen sayısı yetersizdi, kurumlar dağıldı, liyakat çöktü, eğitim düştü” diye biri çıkıp gerçeği söyleyemeyecek mi? Yok! Diyemez. Çünkü gerçeği söyleyen adamı görevden alırlar, soruşturma açarlar, vatan haini ilan ederler.
Bu C-130’ların düştüğü tarihleri aç bak. Her düşüşün hemen arkasında bir ortak gerçek görürsün: Kurumların çözülmesi! Askerî yapının iç güvenlikten dış baskıya kadar darmadağın edilmesi! Komutanların yerinin değişmesi, teknik kadroların tasfiyesi, yılların tecrübesine sahip ekiplerin bir gecede “sakıncalı” diye kapı önüne konması… Bunların hepsini yan yana koyduğunda, uçak düşmüş mü düşmemiş mi zaten görüyorsun! Bu düşüş bugün olmamıştır; yıllardır hazırlanan bir çöküşün son perdesidir.
Bugün o C-130’un enkazı sadece bir uçağın değil, devlet dediğin yapının nasıl lime lime edildiğinin sembolüdür. O enkazda sadece metal yok; yılların deneyimi var, bir milletin gururu var, askerine duyduğu güven var. O güveni bitiren kim? O güveni içten içe çürüten kim?
Bu memlekette kurum çökerse devlet çöker. Devlet çökerse uçaklar da düşer. Gemiler de batar. Trenler de devrilir. Madenler de çöker. Çünkü devlet denen şey sadece bina değildir; devlet, disiplin demektir, liyakat demektir, görev ahlakı demektir, sözünü tutmak demektir. Sen bunları yok edersen, geriye sadece tabela kalır. Tabelanın altında da milletin evlatları birer birer toprağa düşer.
Şimdi çıkacaklar yine konuşacak:
— “Efendim, uluslararası standartlara göre bakım yapılmıştır.”
— “Efendim, uçak modernize edilmiştir.”
— “Efendim, teknik inceleme sürmektedir.”
Yahu siz kime masal anlatıyorsunuz? Bu millet artık sizin cümlelerinize değil, mezarlıklarda sıra sıra dizilen genç tabutlara bakıyor. O tabutlar size yalan söylemez. O tabutlar siyasetin palavrasına kanmaz. O tabutlar hakikatin ta kendisidir.
Nihat Genç’in bir lafı vardır: “Bir ülkede gazeteciler susmuşsa, ordu çöker, adalet çöker, akıl çöker.” Şimdi bakıyoruz; aynen böyle. Susan gazeteci, konuştukça tehdit edilen subay, susturulan mühendis, sürülen teknisyen… E kardeşim sen sustura sustura kime alan açtın? İş bilmeyene! Adam olmayana! Ehliyetsize! Uçak da onların elinde uçmuyor işte, çakılıyor.
Bu memlekette bir zamanlar bakım hangarlarına giren adamın alnından ter akardı. Çünkü bu devletin uçağına el sürmek kutsaldı. Şimdi? İhale kovalayan holdinglerin, yetersiz taşeronların, “yukarıdan torpilli” şirketlerin elinde uçak dediğin şey metal yığınına dönüşüyor.
Bakın açık konuşayım: C-130 düşünce sadece asker ölmez. Bir devletin onuru da ölür. Siz bu onuru ayağa kaldırmadan, bu çürümeyi temizlemeden, bu kahrolası düzeni değiştirmeden hiçbir şey düzelmez. Uçak yine düşer, helikopter yine yanar, asker yine toprağa gider. Adı kaza olur, kader olur, hava şartı olur… Ama gerçek tek kelimedir: İHMAL!
Bu millete doğruları söylemenin zamanı çoktan geldi. Bir rapor yetmez, bir açıklama yetmez, birkaç cümlelik başsağlığı hiç yetmez. Hesap vermeden hiçbir şey temizlenmez.
Ve unutmayın:
Uçan tabut diye dalga geçtiğiniz uçağın tabuta dönüşmesinin sebebi gökyüzü değil, yeryüzündeki çürümedir.

Comments
…Loading comments…