Türkiye’nin nabzı tutmuyor arkadaş… Atıyor ama sağlıklı atmıyor. Bir yükseliyor, bir düşüyor; ritmi bozuk, tansiyonu fırlamış! Sabahları haberle uyanıyoruz, geceye doğru sinirle yatıyoruz. Eskiden “Bugün ne oldu?” derdik; şimdi “Bugün ne olmadı?” diye soruyoruz.

Bu ülkede kahvede çay soğumuyor; umut soğuyor! Markette ekmek değil, sabır tartılıyor! Kasiyer fişi uzatırken utanç duyuyor; müşteri fişe bakarken öfkeye kapılıyor. Bir memlekette insanlıktan bu kadar kesinti yapılır mı? Yapılıyor işte! Sessiz sedasız, “Büyüme” tabelasının arkasında…

Çıkıyor birileri ekrana; “Her şey yolunda” diyor. Hangi yol? Kimin yolu? Bu milletin yolu veresiye defterine çıktı! “Refah artıyor” diyorlar… Kimin refahı? Hangi semtte? Hangi sokağın lambası yanıyor? Benim sokağım karanlık; ama ekranlar gündüz gibi aydınlık! Meğer ışık bize değil, yalanlara yanıyormuş!

Vatandaşa “sabret” diyor sistem. Sabır da bitti! Yedek lastik gibiydi; çok kullandık, patladı! Şimdi ne var? Korku var… Korku promosyonlu dağıtılıyor bu ülkede. “Susarsan güvendesin.” “Konuşursan başın derde girer.” Eh, bir memlekette güvenliğin ölçüsü suskunluk olduysa, orada gelecek çoktan gurbete çıkmıştır!

Bir de “normalleşme” masalı… Neyi normalleştiriyoruz? Fakirliği mi? Hukuksuzluğu mu? Haksızlığı mı? Normal olan adalettir, süt gibidir; bozuldu mu kokar! Şimdi her yere sinmiş o koku… Pencere açınca da gitmiyor, televizyonu kapatınca da!

Siyaset mi dedin? Vitrin süslü, raflar boş! Söz çok, çözüm az! Kavga bol, vicdan yok! Sandıklı masallarla oyalanıyoruz; ama çocuklarımızın masalını yarım bırakıyoruz. Bir çocuğun “Baba, yarın ne olacağım?” diye sorması, bir ülkenin en ağır sınavıdır. O sınavda bu memleket zorlanıyor!

Okul var, eğitim yok; hastane var, şifa yok; adliye var, adalet arızalı! Evet, tabelalar yerinde… Ruh kayıp! Ruhunu kaybeden ülke, cüzdanını da kaybeder; hafızasını da! Sonra çıkarlar karşına, “Her şey kontrol altında” derler. Kontrol altında olan tek şey, gerçeğin nefesi!

Bu topraklarda bir gariplik var: Yanlış yürüyor, doğru yoruluyor! Yalan yürüyen merdiven; doğrular bodrum kat! Yukarı çıkanı alkışlıyorlar; aşağı ineni taşlıyorlar! Oysa tarih tersine yürür: Yalanın merdiveni kırık çıkar, hakikat bir gün asansörle gelir!

Bak dostum… Bu memleketi ne döviz çökertir ne faiz; bu memleketi umutsuzluk çökertir! Umudun fişi çekilirse, elektriği kessek de aydınlanamayız! İşte o yüzden Türkiye’nin nabzı bozuk: Umut tansiyonu düşmüş, öfke şekeri yükselmiş!

Ve bir aldatmaca daha: “Herkes eşit!” Masada evet, hayatta hayır! Adalet terazisi depozito ister olmuş! Parası olan tartılıyor, olmayan tartışılıyor! Bu mu eşitlik?

Ama yine de şunu unutma: Bu ülke pes etmeyi bilmez! Bu toprak, küle dönse de kor saklar! Annelerinin duasında, işçisinin nasırında, öğrencisinin defterinde bir direnç var! Onu ekranlar ölçemez, anketler bilemez!

Türkiye’nin nabzını tutmak istiyorsan, borsaya bakma; pazara bak! Saraya bakma; sokağa bak! Mikrofonu yukarı uzatma; aşağı eğ! Orada duyarsın kalbin sesini… Hızlı atıyor, çünkü yorulduk! Gür atıyor, çünkü haksızlığa alerjimiz var!

Bu ülke nutukla iyileşmez, makyajla gençleşmez!
Bu ülke adil olunca rahat nefes alır!
Bu ülke doğruyu duyunca ayağa kalkar!
Bu ülke susunca değil, konuşunca kurtulur!

Türkiye’nin nabzı bozuk…
Ama kalbi hâlâ atıyor!
Ve unutma: Kalp atıyorsa, umut da vardır!