Berlin Yunus Emre Enstitüsü ile Diaspora Türk ve Berlin’deyiz Kültür’ün ortaklaşa düzenlediği, Almanya’ya 64 yıllık işçi göçünün hikayesini anlatan ‘Bavula Sığmayanlar’ konulu söyleşi yoğun ilgi gördü. T.C. Berlin Başkonsolosu İlker Okan Şanlı’nın da izlediği etkinlikte birinci, ikinci, üçüncü ve son kuşaktan herkes oradaydı.

Yaklaşık 100 kişinin izlediği ‘Bavula Sığmayanlar’ etkinliğinde, Türkiye’den Almanya’ya ilk gelen misafir işçiler ve yeni göç edenlerin gelirken bavullarına neleri sığdırdıkları ve neleri geride bıraktıkları, Almanya’ya işçi göçünün 64. yılında düzenlenen ‘Bavula Sığmayanlar ‘başlıklı söyleşide göçün ilk yıllarından bugüne uzanan çok katmanlı hikâyeler, fiziki eşyaların yanı sıra kuşaklar boyunca taşınan hatıralar, değerler ve duygular paylaşıldı.

Etkinliğin açılış konuşmasını Yunus Emre Enstitüsü Berlin Koordinatör Vekili Tuyça Obruk Canpolat yaptı. Canpolat, konuşmasında göçün yalnızca bir yolculuk değil, aynı zamanda bir kültür taşıyıcılığı ve dayanıklılık hikâyesi olduğunu vurguladı. İlk yıllarından günümüze kadar göç yolculuğunu anlatan video gösterisinden sonra, kısaca kendilerini tanıtan ve programın moderatörlüğünü Diaspora Türk ve Berlin’deyiz Kültür’den Ömer İgaç ile Enver Şanlı üstlendiği söyleşiye geçildi.

Katılımcılar, Almanya’ya ilk gelen Türk işçilerinin bavullarında taşıdıkları eşyalar ile günümüzde gelenlerin getirdiklerini karşılaştırarak göçün değişen dinamiklerine dair kişisel görüş ve anılarını paylaştılar. “Bavul” metaforu etrafında şekillenen sohbet, göç etmenin beraberinde getirdiği fiziki ve manevi zorlukları, yenilikleri ve toplumsal sonuçları farklı kuşakların perspektiflerinden değerlendirme imkânı sundu. Salonda oluşan samimi atmosfer, katılımcıları kendi aile hikâyelerini hatırlamaya yöneltti; birçok kişi yıllar önce yaşanan ayrılıklar, özlemler ve yeniden kurulan hayatlar üzerine duygu dolu paylaşımlarda bulundu. Söyleşi ilerledikçe göçün yalnızca ekonomik bir hareketlilik değil, aynı zamanda kültürel bir hafıza taşıyıcılığı olduğuna dair ortak bir farkındalık oluştu.

Katılımcılardan Ünal Reisen’in kurucusu ve sahibi Sadettin Ünal, Yugoslavya’dan 1950 yılında Makedonya sınırına yakın bir köyden Türkiye’ye göç ettiklerini ve İzmir’e yerleştiklerini söyleyerek, konuşmasına şöyle devam etti: “Ben Almanya’ya ablamın yanına okumak için öğrenci olarak geldim. Önce Makedonya’da, sonra Türkiye’de sevdiklerimi bırakarak geldim ve kolay olmadı” dedi. Ünal’ın anlattıkları hem erken dönem göç deneyimini hem de bireysel fedakârlıkların ağırlığını yansıtan çarpıcı bir örnek olarak dikkat çekti.
Ardından söz alan Başkonsolos Okan Şanlı, göçün hem bir diplomat hem de bir birey olarak hayatında önemli bir yer tuttuğunu belirtti. Farklı ülkelerde görev yaparken toplumların değişim süreçlerini yakından gözlemlediğini ve her göç hikâyesinin aslında bir cesaret, emek ve uyum mücadelesi olduğunu söyledi.

Konuşmasında Almanya’daki Türk toplumunun yıllardır ülkenin kalkınmasına katkı sunduğunu vurgulayan Şanlı, bu katkının bazen fark edilmese bile çok güçlü ve kalıcı olduğunu ifade etti.

Ayrımcılık ve ırkçılık gibi sorunların varlığına dikkat çekerken, bu tür durumlarda birlik içinde durmanın ve hakları kararlılıkla savunmanın önemine değindi. Göçmenlerin mayasının sağlam olduğunu söyleyen Şanlı, özellikle ailelerin çocuklarına aktardığı değerlerin bu topluluğu güçlü tuttuğunu belirtti.

Türkiye’ye duyulan aidiyetin kuşaklar boyunca canlı kaldığını, Kapıkule’de bayrağı görmenin yarattığı duygunun bunun en güçlü sembollerinden biri olduğunu söyleyerek konuşmasını, “Her bir hikâye bizim ortak hafızamızdır; hepsiyle gurur duyuyoruz. Buradaki her bir göç hikâyesi yalnızca bireysel bir tecrübe değildir; bizim ortak hafızamızdır. Bu hafıza hepimize hem sorumluluk hem de gurur veriyor. Biz bu hikâyelerin her birini sahiplendikçe ve gelecek nesillere aktardıkça, diaspora olarak daha güçlü bir şekilde var olacağız.” sözleriyle tamamladı.
Haber ve Fotoğraflar: Hüseyin İşlek




























Comments
…Loading comments…